4 Aralık 2014

Bambino 50 Aylık

Bambino 50 aylık oldu, inanamıyorum a dostlar!
Zaman nasıl geçiyor, hayret ediyorum.
Bu defa son ayda yaptıklarını yazmayacağım.
Sadece Bambinoya olan sevgimi dile getirmek istiyorum.
Onsuz hayat nasılmış hatırlamıyorum, hatırlamak istemiyorum.
Evin neşesi, hayatımızın rengi, gökkuşağı o.
Büyüdükçe sevgimiz de büyüyor, paylaşımlarımız artıyor.

Gönül isterdi ki doğana uygun bir şekilde, baskılanmadan, doğanın kucağında, sadece çocuk olup oyun oynayabileceğin şekilde büyüyebilseydin.
Dört duvar arasına hapsolmadan, güvenlik kaygısı taşımadan, çocukluğun tadını çıkartsaydın sadece.
Olmadı, olmuyor, olamıyor.
Elimizden gelen bu kadar.
Eskisi gibi idealist düşünmüyorum, neyseki. 
Neyseki diyorum çünkü idealist düşünüp de yapamayınca kendimi çok yıpratmıştım.
Çok üzülüyordum.
Başta çalışıyor olduğuma, oğlumu bırakıp tüm günü bensiz geçiriyor olmasına çok üzülüyordum.
Artık kabullendim.
Adım Hıdır, elimden gelen budur.
İşimi bırakamayacağıma ya da ne bileyim deniz kenarında bir şehre taşınamayacağıma kanaat getirdim.
İş değil mi eve ekmek götürmemi sağlayan?
Ya da bazen hiç düşünmeden alışveriş yapmamı ya da tatilleri finanse etmemi sağlayan?
Beterin beteri var.
Çok şükür halimize.
Düzeni korumak bile mesele şu ortamda.
O nedenle vazgeçtim kendimi üzmekten.
Hatta Bambino için okul arayışlarına bile başladım ufaktan, sistemle barıştım bir nevi.
Elimizden geleni yapıyoruz.
Umarım Bambino büyüyünce bizi anlar.
Umarım..

DEVAMINI OKU

26 Kasım 2014

Burcum Akrep, Yükselenim Yay



Geçen haftasonu kutladım yeni yaşımı, Kasım'ın 15'inde.
Evet, ben bir Akrep kadınıyım :)
Ama çok ilginçtir ki akrepin kinci, intikamcı, ne bileyim şehvet dolu tarafı bende yoktur.
Diğer taraftan; inatçılık, tuttuğunu kopartma, azim, detaycılık, gizem, mistisizm, sır tutma, sadakat gibi özelliklere itirazım yok :))

Yükselen burcum ise Yay.
Kendimi Yay burcunun genel özelliklerine hep daha yakın hissetmişimdir.
Özellikle kendimi tanımaya başladığım 20'li yaşların ortasından itibaren ön plana çıkan özgürlükçü ve gezgin ruhum, hayat amacını sorgulayan tarafım hep yay burcuna yakın olmuştur.

Dolly'nin blogunda bir yazı okudum,astrolog Naz Bayatlı tarafından hap gibi yazılmış. Bu özellikler beni anlatıyor sanki. Paylaşmak istedim.


Yay Burcunun 10 Temel Özelliği..
Buyrun :)
"
1. Yay özgürlük, gezginlik ve keşif ruhu demektir. olimposun patronu jüpiter’in burcu olduğu için şanslı, kısmetli ve yaşamayı seven kişiler olurlar. İyimser, hep bir gelecek hedefi olan, trend yaratan, entelektüel, farklı kültür ve yaşam tarzlarına meraklı , toleranslı, neşeli, eğlenceli, hayatını kendi yaşam felsefesine göre yaşayan, enerjik, cömert, affedici, çok kafaya takmaz, bir konunun üzerinde uzun süre duramaz, samimi ve dürüst insanlardır. 
 
2. Bir yay’ın dikkatini çekmek için öncelikle entelektüel bakımdan zihnini meşgul edecek konular, bir seyahat, sırt çantalı bir kamp, vadide bir trekkıng, bir arkadaş toplantısı, bir kültürel etkinlik, kitap fuarı, motor fuarı, bir parti veya arkadaşlarla bir eğlence planı yapılıyor olmalıdır. Bilgi, kültür bakımından içi boş veya onun ilgi alanını tatmin etmeyen konulardan, sürekli günlük hayatın sıradan meselelerinden, bitmez tükenmez sıkıntı ve problemlerinden konuşan kişilerle çok mutlu olamaz, olsa da bir süre dayanır sonra sıkılır kaçarlar. 
 
3. Yay insanı içten içe masallardaki kadar mutlu olacağı bir ülke bulup oraya yerleşeceğine, bir yerlerde hayatının aşkını bulacağı bir bir kent olduğuna inanır ve umutla gezer. Her yeni ülke bir deneyimdir. 
 
4. Yaşadığını hissetmek hareket etmekle eş anlamlıdır. durağanlıktan haz etmez. Hayatını dolu dolu yaşamayı düşler, hikayelerde okuduğu kahramanları örnek aldığı, risklerin şikayetsiz üstlendildiği, bir şövalye cesareti ile yola çıkıp , onurlu, şerefli, insan olabilmek kaygısıyla yaşanan bir macera. 
 
5. Yay’ın elinden özgürlüğünü alır veya özgür ruhunu ve zihnini kalıplara sokup baskı altına almaya kalkarsanız neşesi söner ve huzursuz, sabırsız ve huysuz biri olabilir. 
 
6. Simgesinde okunu gökyüzüne çevirmiş bir santorun yer aldığı yay burcundan kişiler insan zihninin ve yüksek aklın sınırlarını zorlamayı severler. İnsanı insan yapan şeyin ruh gücü, akıl gücü, inanç, akademik bilgi , kültür ve ahlak olduğunu bilirler. Zihinsel olarak ona bambaşka bir dünyanın kapılarını açacak bir öğreti, bir guru veya bir kitap aramak, evrensel gerçekliği anlamaya uğraşmak, yaşamın anlamını sorgulamak tipik bir yay eğilimidir. Bunu aramaktan asla vazgeçmezler. 
 
7. Yay iyimserliği ile çevresine çoğu zaman pozitif enerji yayar. Ondandır yay başkalarının hatalarına , ufak tefek kırgınlıklara, günlük anlaşmazlıklara çok takılmaz , hep daha iyi, daha güzel yarınların geleceğine inancı tamdır ve kendi yolculuğunda, kendi hedeflerine varmak için ilerlemekten vazgeçmeyecektir. 
 
8. Yay erkekleri çapkın, eğlenceli, muzip, esprili, her partinin neşesi olurlar. Sımsıcak gülüşleri ve neşeyle parlayan gözleri ile içinizi ısıtırlar. Harika fıkra ve hikayeler anlatırlar, her konudan konuşabilecek bilgileri vardır. canı sıkıldığında bir bakmışsınız ortadan kaybolmuş, muhtemelen başka bir mekanı fethetmeye gitmiştir. yay kadınları ise kolay ele geçirilmez, aklına yatmayan hiç bir erkeğe kendini teslim etmeyecek bir amazondur. ona çıtkırıldım kızlara yapacağınız kur taktikleri ile yaklaşmayın sonuç alamazsınız. Gezdiğiniz ülkeleri anlatın ona, içtiğiniz şarapları, tanıştığınız çingenelerden bahsedin, bir dağın eteğinde kurduğunuz kamptan, sonra kumsalda bir ateş yakın ve birlikte etrafında sohbet edin. aşk bir deneyimdir yaylar için , yaşanmayan bir aşka inanmazlar. 
 
9. Sakarlıkları meşhurdur. patavatsızlıkları hele.., porselen dükkanında bir fil gibi devirdikleri çamlara bakıp sonra kahkaha atabilirler. Kırdıkları potları telafi ederken “ ya valla öyle demek istemedim, sen yanlış anladın” deyip durumu düzeltmek için şirinlikler yaparlar. işin fenası kızamazsınız da. 
 
10. İdealist, bir yaşam felsefesi olan ve hep arayan, gerektiğinde yüzünüze gerçekleri söyleyebilecek, dürüst bir dost ve insanlık onurunu taşımanın ne olduğunu bilen insancıl niteliklerde bir yay hayatınıza anlam ve neşe katar. Tek mesele bir sonraki hedefe gideceği zamana kadar yanınızda ne kadar kalabileceğidir. "

Haksızlık olmasın, bu da yine Naz Bayatlı tarafından hazırlanan  
Akrep Burcunun 10 Temel Özelliği..

Okuyun, farkı görün :))

"1. Zodyağın bu tutkulu, çekici, büyüleyici bakışlı, ateşli, güçlü, etkileyici, sağlam kalpli, yenilmez, iradesi güçlü, panter çevikliğinde, kedi kıvraklığında baştan çıkarıcı burcundan kişileri görmemezlikten gelemezsiniz.

2. Arzuladıklarının peşinden koşarlar, kendilerine güvenirler ve arzunun objesini elde etmek için çok şey yapabilirler.


3. Bir Akrep’in sinirini bozmayın, midesini yalanla dolanla bulandırmayın. Benden söylemesi “İntikam soğuk yenen bir yemektir” sözü belli ki bir Akrep’ten dersini almış biri tarafından söylenmiştir.


4. Canı istediği zaman kadife dilli olup sizi baştan çıkaracak , canı istediği zaman da canınızı acıtan sözler söyleyebilirler. Sizden hep gerçeği duymak isteyeceklerdir. Acı olsa bile gerçeği duymaktan korkmazlar. Aldatmaktansa erkek ol doğruyu söyle canımı ye felsefesindedirler. 


5. Arkadan kuyu kazanları, yanar döner fırıldakları, yüze gülüp arkadan konuşanları tarama ve tespit radarları vardır. Dedektiflikte üstlerine yoktur. Şifrelerinizi çözer, iz sürer ve çok kafaya takarlarsa hayatınızı hack edebilirler. Hepsinin içinde mini bir müfettiş gadget modeli saklıdır.


6. Hem kadınları, hem erkekleri, sevdiğini korur, kollar ve her şeyin üzerinde sahiplenir, ama kıskançtır. Aldatıldığını öğrenirse affetmez ve size yapabilecekleri sadece hayal gücüyle sınırlıdır. 


7. Akrepler canını yakmanıza belki bir kere izin verirler ama sonrasında onu kullanmanıza asla izin vermeyeceklerdir.


8. İronik olarak gerçeği öğrenmeye azmetmiş, saklanan sırları bir casus becerisi ile ortaya çıkarmakta mahir Akrepler, kendileri öldür Allah ne kendi , ne başkalarının sırlarını ele vermezler. Sırları mezara kadar taşıyabilirler. O nedenle tarihteki en ünlü casus ve dedektifler Akreplerden çıkmıştır.


9. Derin duyguların, psikoloji, psikoanaliz ve mistik gizemlerin, metafizik ve okült konuların meraklıları olurlar. Korku filmleri ve gerilim tarzı filmleri severler, herkesin korktuğundan ve tırstığından onların kılları kıpırdamaz.


10. Akrep burcundan kişiler baharatlı ve ıtırlı tatları, seksi oryantal kokuları, kırmızı, siyah, bordo gibi güçlü ve derinliği olan renkleri, geceyi, deri giysileri, ince topuklu siyah ayakkabıları, çekici gözlerini ortaya çıkaracak göz makyajını ve dolgun dudaklarını daha da cazip kılacak koyu kırmızı rujunu eksik etmezler. Hayatınıza tutku, gizem, çılgın bir takip ve anılar yaratacağınız bir aşk katmak istiyorsanız Akrep burcundan kişiler tam aradığınız kişiler olacaktır."


Fotolar buradan, buradan ve buradan 
DEVAMINI OKU

25 Kasım 2014

İkinci Gebelik - 29. Hafta

Hafta Hafta Bebeğin Gelişimi

29. hafta itibariyle son 3 aya girmiş bulunmaktayım, hayırlı uğurlu olsun :)
Göbeğim son iki haftada epey çıktı, kız bebeklerde karın yayvan olurmuş diyenleri haksız çıkarırcasına sivri bir karnım var.
Geçen hafta karnımın büyümesinden olsa gerek, epey gerginlik hissettim göbeğimde.
Beden büyümeye çalışıyor, bebek kendine yer açıyor ama eldeki malzeme kısıtlı tabi :)
Hal böyle olunca oluşan gerginlik hissi beni epey rahatsız etti.
Hatta "Stres mi oldum, ne oluyor, ne bu gerginlik?" diye düşündüm!
Derin nefesler alıp verdim, her gün göbeğime krem sürdüm.
Ve bu hafta bu his yok oldu.
Bedenim yeni durumuna uyum sağladı :)

Bebek 1300 gram civarında. Göz kapaklarını hareket ettiriyor. Beyin gelişimi hız kazanmaya başladı.
Gayet de hareketli :)

Krem demişken, ilk gebeliğimde çatlaklara karşı her gün aktardan aldığım sabun gibi kalıp halindeki kakao yağını sürmüştüm.
Elimde hala onlardan var.
Bu defa Aisha Aromaterapi'nin zencefilli vücut kremini kullandım. Bu kremi alalı epey zaman olmuştu, bir ara kullanıp sonrasında kullanmayı bırakmıştım.
Yazın güneş kremlerini düzenlerken kremi tekrar gördüm. İçeriğinde kakao yağı ve shea butter olduğunu okuyunca çatlak kremi olarak kullanılmasının uygun olacağına karar verdim ve o gün bugündür kullanıyorum.
Her gün kullanmasam da gün aşırı göbeğime bu kremi sürüyorum.
Zencefilli kokusu ferahlatıcı, ayrıca çok da güzel nemlendirip esnetiyor cildi.
Tavsiye edeceğim ama ne yazık ki ürün listesinde aynı kremi göremedim. Ama eminim sitede benzer ürünler vardır.
Bu krem biter bitmez Sevgili Esra'nın kendi üretimi olan shea butter kremini kullanmaya başlayacağım.
Çatlaklar için, daha doğrusu esneklik için shea butter ve kakao yağı yeterli. Vücudunuza başka kimyasalları bulaştırmanıza hiç gerek yok.

Hamileliğimin başından beri çok az kilo aldım. İlk 6 ay 3 kilo, son ay içinde 3 kilo :)) Toplam 6 kilo.

Glutensiz beslenmek, süt tüketmemek, yemediğim diğer yiyecekler de eklenince kendiliğinden diyet yapıyormuş gibi bir görüntü veriyorum. Oysa gebelik öncesi ne yiyorsam aynısını yiyorum, hatta ara sıra kaçamaklar yapıyorum. Başta dondurma ve kahve olmak üzere (hele son günlerde dibek kahvesini keşfettim ki sormayın!) arada yemesem daha iyi olur dediğim şeyleri yiyip içerken buluyorum kendimi. Vücudum sağolsun hemen tepkisini veriyor zaten.

Misal, dün işyerinde yurt dışından gelen arkadaşlar adet olduğu üzere çikolata dağıttılar. Ben de biraz fazla kaçırmışım. Yedikten yarım saat sonra midemden sinyaller geldi. Akşam sol kulağım tıkandı, resmen duymamaya başladım. İki elimdebaş ve işaret parmağı arasındaki bölgede egzama türü kızarıklıklar ve minik sivilceler çıktı. Sonra sırtımın üstü kaşınmaya başladı ve tabi ki saç diplerim. Vücut, kendine yararı olmayan maddeyi böylece bana haber verip beni uyarmış oldu. Akşam yoğurt ve sebze yiyip bol su içerek vücuduma yardımcı olmaya çalıştım.
Bu konuyla ilgili detaylı bir yazı yazsam iyi olacak...

Son iki haftadır iştahım çok açıldı. Çantamda devamlı atıştırmalık ve su taşıyorum.
Çanta ağır olmasın diye naylon ve deri karşımı çok hafif bir çanta taşımaya başladım :) Her ekstra gramın ağırlığı var tabi :))
Hamilelik öncesi kıyafetlerime hala girebiliyorum, zaten bol giyinmeyi sevdiğim için sanki o kıyafetleri hamilelik için almışım gibi oldu :)

Balık yağı, multivitamin, iyot ve kalsiyum ile probiyotik takviyesi alıyorum.Tiroit ilacım için kontrole gideceğim bugün, belki dozaj değişir, bakalım.

Yine geçen hafta sol bacağımın alt kısmında kramplar yaşadım birkaç gün. Suyu ve muzu artırdım ama 4-5 gün geceleri kramptan kurtulamadım. Kasılmalar olması çok normal, kasılma başlayınca derin derin nefes almak gerekiyor. Nefesi tutmak yapılacak en kötü şey.

Onun dışında son 3 aya girip de doğumun yaklaşıyor olduğunu idrak edince kütüphanedeki doğum ile ilgili kitapları gözümün önüne koydum.

Önce Cem Şen'in "Nefes Kitabı" nı tekrar okudum, genel olarak bilgilerimi tazeledim.
Sonra da Marie Mongan'ın "Hypnobirthing" kitabını tekrar okumaya başladım. Kitabın Türkçe'ye çevrilmesi çok güzel, Bambinoya hamileyken yoktu piyasada. O zamanlar doğum koçları da yoktu (Hakan Çoker'i bulabilmiştim bir tek), doula ve ebeler de bu kadar yaygın değildi (Asude Oflaz kalmış bir tek aklımda) ve hatta doğal doğum çok da konuşulmuyordu. İngiltere'den geldiğimde kendimi uzaylı gibi hissetmiştim. Hey gidi günler hey!

Kadın vücudunun doğum için tasarlandığını, müdahalesiz doğumun mümkün olabileceğini, korkuların ve bilinçaltındaki yanlış kodlamaların bazı tekniklerle silinebileceğini bu kitaptan okuyabilirsiniz.
Benim tekrar okuma sebebim doğum sırasındaki nefes tekniklerini hatırlamak. Henüz o bölüme gelmedim, okuyup biraz pratik yaparsam iyi olacak.

Bambino ile bir-iki haftadır farklı bir ilişkimiz olmaya başladı sanki. Bizim oğlan ay dönümlerinde değil de, 15 gün sonra belli ediyor büyüme alametlerini. Yani mesela 4 Ekim'de bir ay daha büyüyor ama o ay hangi konuda değişim yaşıyorsa ayın 19'undan sonra ortaya çıkıyor :)) Bu hep böyle oldu, benim gözlemim o yönde en azından.

22 Kasım'da Bambino'yu kardeşi ile resmen tanıştırdık :)
Bambino'nun doğumunda yanımızda olan Hüsniye Hanım Bambino'yu görünce çok sevindi. Bambino'da hiç yabancılık çekmedi onun yanında, her gün görüşüyorlarmış gibi sohbet ettiler :)
Kojoyla benim için de çok değişik bir deneyimdi Bambino ile Hüsniye Hanım'ın görüşmesi.. "Doğan büyüyor" dedik bir kez daha..
Bambino ultrasonda bebeği görene kadar karnımda bir bebek olduğunu söylemedik.
"Annenin karnı çok yemek yediğinden mi büyüdü acaba, yoksa içinde bir bebek mi var, doktora soralım" diyerek gittik doktora.
Ultrasonda karnımın içinde bir bebek görünce çok sevindi Bambino:
"Anne, karnında gerçekten bir bebek varmış!" :) dedi önce.
Sonra da:
"Anne, iyi ki bebek varmış karnında, yoksa ne yapacaktın?" :)
Meğer endişeleniyormuş da söylemiyormuş kuzucuk.

Kardeşi Bambinoya her şey yolunda anlamında elini yumruk yapıp baş parmağını havaya kaldırınca hepimiz çok sevindik :)
Bambino doktora "Kız mı erkek mi, görebiliyor musun?" diye sorunca koptuk :))
Kalp atışlarını dinlerken Bambino "Çok gürültülü" diyerek kulaklarını kapatınca gülümsedik.
Bebeğin baş ve ayak ölçümüne göre tam haftasında olmasına ama karın çevresi ölçümünde bir-iki hafta geriden geliyor olmasına "E bizden de besili bebek çıkmaz zaten" diyerek geyik yaptık :)
Anlayacağınız, bu seferki buluşmamız çok eğlenceli geçti :)

Bambino artık her olaya kardeşini de dahil ediyor.
Resim çizerken kardeşini de çiziyor, oyunda onun da olmasına özen gösteriyor.
Bu hareketler umut vaad ediyor tabi ama çok da beklentiye girmemek lazım.
Sonuçta kendisi birkaç ay sonra evin tek ilgi merkezi olmayacak.
Yaşayıp göreceğiz bakalım..

Resim buradan
DEVAMINI OKU

24 Kasım 2014

İş Yeri Enerjisini Temizlemek


Anette'nin blogunda gördüğüm yazıyı burada da paylaşmak istedim.
Tam zamanlı çalışan sistem köleleri olarak bu bilgi bir kenarda dursa iyi olur..

Maaşlı çalışan biriyseniz, genelde gününüzün en az üçte birini çalıştığınız iş yerinde geçiriyorsunuz demektir. Hele bir de prestijli bir binada bulunan ofisin, her bir boşluğunu değerlendirmek adına workstation denilen 1,5 metreye 2metre ölçülerinde olan ve dörtlü, altılı, sekizerli gruplar halinde yerleştirildiğiniz çalışma istasyonlarında işinizi yapmaya çalışıyorsanız, etrafınızdaki bütün diğer gözlerin kulakların ve enerjilerin etkisi altındasınız demektir.

Güne çok mutlu da başlasanız, tam çaprazınızdaki iş arkadaşınızın evindeki sorunlar yüzünden moralinin bozuk olması, yanınızdaki arkadaşınızın sevgilisinden ayrılmasının yansımaları, diğerinin gözleri ile sizi sanki röntgen makinasına sokar gibi incelemesinin etkisi lodosun dalgaları gibi ard arda size vurmaktadır.

Telefon ile konuşurken bile, yedek birkaç çift kulak sanki o aizededir. Üstelik sanki dua etmişcesine ” müşteri ters birşey söylese de anlasa Hanyayı Konyayı”, “beceremese de o kendini birşey sanma edaları yok olsa”, “müdür hayır dese de izin alamasa” der gibi size negatif enerjiler göndermektedirler. Kimisi içinden “bak gördün mü yine kırmızı giymiş veya kırmızı oje sürmüş, bu kendini ne sanıyor nasıl böyle iddialı giyiniyor yargılamaları” yaparken, diğeri, “bu projeyi beraber üstlendik ne yapsamda onun önüne geçerek kendimi gösterebilsem” diyerek arkadaş gibi gözüküp aslında sizden öğrenebileceği herşeyi sünger gibi çekmeye hazırlanmaktadır. Siz eğer hisleri ve üçüncü göz çakrası kuvvetli biri iseniz bütün bu bakışları ve düşünceleri farkeder ve bu enerjilerden rahatsız olursunuz. Kendinizce o daracık alanda monitörü oynatarak yada bir çiçek koyarak o bakışlardan kurtulmaya çalışırsınız. Ne yaparsanız yapın, zamanla baş ve boyun ağrıları sırt ağrıları yorgunluk emareleri yavaş yavaş kendini göstermeye başlar. 

Uzun süredir emek harcadığınız ve herşeyin yolunda gittiği projede bir anda aksilikler kendini gösterir, yapmış olduğunuz satışta hiç beklenmeyen iadeler gelmeye başlamıştır, ya da her zaman düzgün ödeme yapan müşterinizden ödeme alamamaya başlarsınız… Bunun gibi birçok aksilikler sizin sabahki neşenizi enerjinizi alıp götürmüştür. Neşe yerini korku ve endişelere bırakmıştır. Kendinizi ve çalışma koşullarınızı sorgular durursunuz ve hep aynı soru kafanızda döner durur. 

NEDEN???
Aslında ana faktör, küçük ve dar alanlarda çalışan bir çok insanın enerji alanlarının birbirine girmesidir. Eğer siz, çalışma alanınızda her sabah önce enerji temizliği yapmayı ve sonrada kendi güvenli enerji alanınızı oluşturmayı başarırsanız, kendinize verimli, güzel vakit geçireceğiniz harika bir ortam yaratmış olursunuz. Bunu yapabilenin birkaç yöntemi vardır. Size bunlardan en kolaylarını basitçe anlatmaya çalışacağım. Kuantuma ister inanın ister inanmayın, bu basit yöntemleri deneyin. Çok faydasını göreceksiniz.

Enerji alanını temizleme:
Her insanın avuç içlerinde birer küçük çakra vardır. Bu çakralar avuçları birbirine sürterek uyandırılır veya enerji aktarmaya hazır hale getirilir. Çalışma masanızın yanına geldiğinizde önce üç defa burnunuzdan derin nefes alıp ağzınızdan verin. İçinizden ” şu anda çalışma alanını temizlemek için Yaradanımın, Evrenin bana gönderdiği ilahi şifa enerjisi ile masamı koltuğumu ve çalışma aletlerimi hayrıma olmayan enerjilerden temizlemeye niyet ediyorum” deyin. Burnunuzda. Üç defa dafa derin nefes alıp verirken avuç içlerinizi tekrar birbirine sürtün. Ellerinizi önce koltuğunuzun üzerinde ve sırt kısmında sanki toz alıyormuş gibi gezdirin. İçinizden “hayrıma olmayan enerjiler, kötülükler kem gözler, benim yerimde olma istekleri bu alandan şu an temizlensin. Hayrıma olacak enerjiler, bolluk, bereket, huzur, başarı sağlık ve mutluluk gelsin” deyin. Koltuk bitince ellerinizi yere doğru üç defa silkin. Ellerinizi tekrar ovuşturduktan sonra aynı işlemi masanızın telefonunuzun klavyenizin üzerine yapın. Burası da bitince ellerinizi tekrar silkeleyin. Tabi bu işlemleri etrafınızdakilere çaktırmadan yapmaya çalışın ki delirdiğinizi sanmasınlar.

Negatif Enerjilerden Korunma:
Çalışma ortamınızı temizledikten sonra sıra geldi hayrınıza olmayan enerjilerden korunmaya. Üçüncü çakranız olan solar pleksus çakrası göbek deliğinizden yaklaşık beş parmak üsttedir. Bu çakra çevrenizden size gelen tüm enerjilerin giriş çıkış kapısıdır. Nazar enerjisi, kem göz v.b. enerjiler de buradan giriş yapar. Çalışma ortamınıza ya da bir toplantıya girdiğinizde burnunuzdan derin bir nefes alıp verin ve sağlaksanız sağ elinizin avuç içi ile, solaksanız sol elinizin avuç içi ile solar pleksus çakranız kapatın. İçinizden (ismini bilmeniz yada bilmememiz önemli değil) şu kişiden / kişilerden bana gelen ve hayrıma olmayan tüm enerjileri kabule geçiyorum. Hayrıma olmayan bu enerjileri bana, aurama, enerji alanıma gelmeden iptal ediyorum ve sahiplerine aynen iade ediyorum.” deyin. Derin bir nefes daha alın ve elinizi indirin. O gün boyunca bu kişi veya kişilerden size hayrınıza olmayan enerjiler gelmesini engellemek için güzel bir önlem almış olursunuz.

Enerji Kalkanı Oluşturmak:
Bu işlemlerin ardından güvenli bir enerji alanı veya enerji balonu oluşturmak çok kolaydır. Çalışma alanınızda oturduğunuzda kalbinizden harika bir ışık küresi çıktığını hayal edin veya imgeleyin. Bu kürenin rengi sarı, yeşil veya mor olabilir. Müşteri ilişkileri, call center çalışanları için mavi veya lacivert olarak imgelenmesi daha çok fayda sağlar. Bu ışık balonunu önce ayaklarınıza kadar genişletin. Derin nefes alın ve kafanızda bıngıldağınızın üzerine kadar genişlettiğinizi imgeleyin. Bir derin nefes daha alın ve size ait olan çalışma alanını kapsayacak şekilde bu ışık küresini genişletin. ” Kalbimden, koşulsuz ve karşılıksız sevgi enerjimden oluşturduğum bu ışık balonundan sadece hayrıma olan bilgiler, öğretiler ve enerjiler bana gelsin. Hayrıma olmayan enerjiler, bilgi ve öğretiler bu kalkandan bana ulaşamasınlar.” Deyin. Böylelikle güvenli ve bereketli çalışma alanı oluşturmuş olacaksınız.

Yukarıda bahsetmiş olduğum yöntemler, bu konuda olan bir çok uygulama ve yöntemden sadece bazılarıdır.

Mutlu, huzur dolu, kendinizi değerli hissedeceğiniz bolluk ve bereket içinde çalışacağınız harika bir çalışma ortamı dilerim. Sevgiyle … 
Serkan Sorguç Meditasyon -
DEVAMINI OKU

6 Kasım 2014

Yağda Yumurta


Bambino mutfak işlerinde yardım etmeyi, yemek yapmaya dahil olmayı çok seviyor.
Tabi canı isterse :)
Yoksa "Gel evladım bana yardım et" çağrılarımın yarısını duymamazlıktan geliyor ya da "Ben yorgunum, ben yapamam" gibi sebeplerle yardım etmeyi reddediyor.
Neyse, canı sağolsun, yardımcı olduğu zamanları hatırlayıp "Buna şükür" diyorum.

Dün sabah ben kahvaltıyı hazırlarken Bambino yağda yumurta istediğini söyledi.
Peki diyerek işlerime devam ettim.
"Ben tavayı çıkartayım" dedi ve gitti tavayı dolaptan aldı masaya koydu.
Ben bu arada buzdolabının önündeyim, ne var ne yok diye bakıyorum.
Yumurtaları çıkartıp masaya koymuşum önceden.
"Anne ben kendim kıracağım yumurtayı" dedi.
"Dur sen elini vurma, ben kırarım" dedim, bir yandan da dolaptan birşeyler çıkartmaya çalışıyorum.
Ben işimi bitirip dolabı kapatana kadar bir baktım Bambino yumurtayı gayet güzel bir şekilde kırmış tavaya :)
"A sen kırmışsın bile" dedim sadece :)
Bana da üzerine biraz yağ ekleyip ocağa koymak kaldı.

Bambinonun kırdığı yumurtanın sarısı hiç dağılmamıştı.
Biz evde böyle dağılmayan sarılara "Doğan Güneş" diyoruz.
Yok eğer sarısı dağılıverirse o zaman da "Batan Güneş" oluyor yumurtamız.
Tahmin edeceğiniz gibi Bambino kendi kırdığı doğan güneşi bir güzel mideye indirdi.
"Çok lezzetli olmuş anne" diyerek :))

Bu sabah da saat 6'da tıpış tıpış bizim yatağa geldi.
Sevinçle girdi kojoyla aramıza.
Biraz uyukladı, sonra birden gözlerini açıp "Anne, bu sabah krep yemek istiyorum" dedi.
Ne yiyeceğini biliyor bizimki :)

"Tamam" dedim.
Doğruca mutfağa gittik.
Tabi önce banyoya uğradık, sabah rutini için.
Mutfağa girince "Ben yaparım anne" dedi ve malzemeleri masaya toplamaya başladı.
Ben hiç müdahale etmedim, kendi işlerimi halletmeye başladım.
Her sabah içilen tiroit ilacı, yemekten sonra içtiğim takviyeler falan.
Ben onlarla ilgilenirken Bambino karıştırma kabını çıkarttı.
Bir tane de çırpıcı.
Ben buzdolabından yumurtaları, yoğurdu (süt alerjisi nedeniyle yoğurt koyuyoruz mecburen) ve unu çıkarttım.
Bambino iki tane yumurta kırıverdi, görmedim bile nasıl kırdığını :)
Yoğurdu ve yağı ekledim, Bambino karıştırdı.
Ve sonra da unu ekledim, yine Bambino karıştırdı.
"Anne çok katı oldu, sen devam et" diyene kadar devam etti.
Ben de biraz tuz ekleyip bir iki çırptım, sonra doğruca tavaya.
"Ben ocağı yakamam anne, ateş var ya orada" dedi Bay Bilmiş :)
"Evet, oğlum, ocağı ben yakarım" dedim.

İnanamazsınız öyle güzel oldu ki o krepler :)
İkimiz de üçer tane yedik afiyetle :)

Bambino hem yemek yapmayı hem de yemek yemeyi seviyor.
Bir de alerjileri geçseydi yavrumun.
Nitekim kreplerden sonra ağzının çevresi kızardı, sivilcelendi hemen.
Ya una ya da yumurtaya tepki verdi vücut sanırım.
Halbuki normalde yiyebiliyor.
Bugünlerde bir tepkisellik var zaten vücudunda.
Ara ara böyle kızarmalar oluyor.
Ne diyeyim, Ya Sabır. Ya Şifa.

DEVAMINI OKU

4 Kasım 2014

Bambino 49 Aylık


Bambino bir ay daha büyüdü.
Zaman akıp gidiyor..

Son ay içerisinde Bambinonun arkadaş ihtiyacının arttığını gözlemledim.
Her gün arkadaşlarıyla görüşmek ve oynamak istiyor.
Biz bize olduğumuz günlerde bizi oyun arkadaşı yapıyor, bize görevler ve roller veriyor, dediğinden bir an olsun çıkarsak bağırıp ağlamaya başlıyor.
Okula başlamasıyla birlikte evde "ödül" ve "ceza" kelimelerini çokça telaffuz eder oldu.
Yanlış bir şey yaptığımızda bize ceza veriyor, evden kovuyor, birşeylerden mahrum ediyor.
Elinden geleni yapıyor yani..

Her ne kadar bizim evde "ödül" ve "ceza" kelimeleri telaffuz edilmese de, genel olarak bakıldığında ebeveynlikte zımni olarak da olsa ödül ve ceza kullanıldığını görüyorum.
Çocuğun istenilen davranışı yapmasını olumlu buluyoruz, istemediğimiz bir davranış yapıtığında ise davranışın sonuçlarını görmesini sağlayarak ya da sonucun olumsuzluğunu anlatarak ondan kaçınmasını istiyoruz.
Tamam, somut ödüller ve cezalar çok fazla kullanmıyoruz, genelde "aferin, bravo, yapabilmen güzel" gibi sözlerle istenilen davranışı takdir ediyoruz ama somut olarak "Şunu yaparsan bunu veririm, şuraya götürürüm" türünden takaslara pek girmiyoruz.

İşte okulda bu tür somut takasları öğreniyor.
Öğrendiğini de evde uyguluyor doğal olarak.
Genelde duymamazlığa geliyoruz, üzerinde durmuyoruz öyle şeyler söylediğinde.
Şimdilik durumlar böyle bizde.

Okul Bambinonun hayatında epey bir yer kaplamaya başladı, kojoyla bunu da net olarak görebiliyoruz evde.
Okulda öğrendiği şarkılar, sözler, tekerlemeleri evde hiç beklemediğimiz bir anda söylemeye başlayabiliyor.
Kendi kendine mırıldanırken yakalıyoruz çoğu zaman :)
Bir de bana "öğretmenim" diyor yanlışlıkla :) Çok gülüyor sonra haline :)

Kelime oyunlarını çok seviyor. Benzer kelimeleri bulup anlatıyor, çok hoşuna gidiyor.
Birinin adını duyduğunda bildiği bir kelimeye benzetiyor hemen. Anında..
Kelimelerin hangi harfle başladığını söylüyor. "Meyve M ile başlıyor" gibi.

Geçenlerde kuma harfler çizdi parmağıyla.
Bazı harfleri çizebiliyor: Ü, Z, İ, E, N, O
Çoğu harfi ise tanıyor, gördüğü zaman anımsıyor.
Kendi kendine okumayı söker gibi bir his var içimde ama belli olmaz.
Kendi hızında ilerliyor bakalım bu konuda.

Kendi kendine kitaplarını karıştırıp resimlerine bakması çok hoşuma gidiyor.
Kitaplarla arası çok iyi.
Biz de zamanında epey kitap almışız.
Son aylarda hiç kitap almadığımız halde evdekilerle epey vakit geçirebiliyor.
Kitaplığın bir rafı Bambinonun, bir tarafından Meraklı Minik dergileri, diğer tarafında sırayla kitapları dizili.
Çoğu zaman bir kitabı bulmak için hepsini yere indiyor, sonra da toplamadan gidiyor. Toplama konusunda benden yardım isterse ediyorum, yoksa kendi dağıttığını kendi toplaması gerektiğini, evin kuralının böyle olduğunu söylüyorum.
Evet, kurallara uygun davranmasını istiyorum, öğrensin ve de.

Yatma saatini gece 10-10:30'dan 9-9:30'a çektik saatlerin geri alınmasıyla birlikte.
İyi oldu, çok iyi oldu hem de.
Saat 8'de yatma hazırlıklarına başlıyoruz normalde.
Ama ben ya da kojo işten geç gelmişsek yine 10'u bulabiliyor yatması.
Dün mesela, 8'de eve gelmiştim.
Koştur koştur yemek yiyip yatma hazırlıklarına başladık ama birlikte oyun oynamadığımız için Bambino bize doyamadı, huzursuz oldu.
Yani yine 10'u buldu uyuması. Ben de yanında sızıp kalmışım zaten.

Uyurken beni ya da kojoyu yanında istiyor illa.
Yer yatağı var yatağının kenarında, daha doğrusu oturma odasındaki ikili kanepenin minderi değişince eski minderi yere koymuştuk. Bacakları kıvırınca bir güzel uyunuyor :)
Bambino yatağına yatıyor, biz yerdeki mindere.
Bazen masaj yapıyoruz sırtına, kafasına ve bazen karnına.
Bu aralar gece lambasını açık istiyor, karanlıkta yabancılar gelebilir ve onu korkutabilirmiş.
Biraz sohbet ve kısa sürede uyku.
O uyumadan biz uyuyoruz genelde :)
Oğlanın yanında uyumak huzur veriyor bize..

Bambinonun sevdiği renk sayısı arttı: Koyu mavi, koyu yeşil ve koyu kırmızıya sarı, gri, beyaz da eklendi. Kahverengi ve pembeyi sevmiyormuş bir tek :))
Okulda en sevdiği arkadaşı Kürşat. Kendisinden büyük anladığım kadarıyla. Kürşatın tüm konuşmaları evde tekrarlanıyor. Örümcek adam, bomba atma, düşmanla savaş, uzaylıları öldürme gibi kavramlar Kürşat'ın sayesinde evimize girdi, hem de ne giriş!
Sabah akşam savaş yapılıyor evde. Bombalar atılıyor, düşmanlar öldürülüyor.
Pek prim vermesek de oynuyoruz biz de.
Hayat böyle sonuçta, kabul etmek lazım.

Haftasonları jimnastiğe gidiyor Bambino.
İple çekiyor gideceği günleri.
Jimnastiğin olduğu sabahlar gözü hep saatte.
Saat 11'de gitmeye hazırlanılıyor.
Gidip gelip saati kontrol ediyor, kolundakine bakıyor ara sıra.
Kendi giyiniyor, eşyalarını toparlıyor, suluğunu alıyor, biraz da atıştırmalık koyuyorum çıkınca yesin diye.
1,5 saat sürüyor ve çok eğleniyor.
Erken gidiyo genelde ve ders saatine kadar hocalarının kucaklarında geziyor.
Eve gelince öğrendiği hareketleri gösteriyor.
Ne zamandır düz takla atmasını öğretmeye çalışıyordum, jimnastikte tek derste öğrenip geldi walla!
Demek ki okulun olumlu etkileri oluyor :)
Bambino keyifle gittiği sürece jimnastiğe devam..

Bambinonun hayatına yeni meşgaleler, insanlar girdikçe ayrılık konusunda eskisi kadar sıkıntı yaşamamaya başladık. Aman tahtalara vurun :)
Hala işe gitmemi ya da haftasonu yogaya gitmemi istemiyor, üzüldüğünü hala söylüyor ama eskisi gibi dirençli değil.
Yine de anneci bu oğlan, annesi gözünün önünde olunca daha bir rahat, daha bir mutlu :)
Amaaan, hepsi geçip gidiyor işte.
Allah sağlık ve huzur versin tüm yuvalara.
Gerisi teferruat..


DEVAMINI OKU

28 Ekim 2014

Rehberlik


Bir konu var aklımda bir süredir, işin içinden çıkamadığım, kendimi bile net olarak çözemediğim.

Bildiğim bir yöntemi uygulayayım dedim dün akşam.

Yatarken dua ettim: "Şu şu şu konuda rehberlik istiyorum, Allahım bana bir işaret gönder lütfen" dedim.

Bu niyetle yattım, rüyamda işaret görmeyi bekliyorum. Ki hamilelikten midir nedir bu ara gördüğüm rüyalar film gibi, bir de canlı kanlı ki sanki gerçekten yaşamışım gibi kalkıyorum uykudan.

Bu defa da öyle olur beklentisiyle uykuya daldım.

Gece 3 gibi uyandım. Burnum kurumuş, kaloriferin üzerine ıslak havlu koymuyorum birkaç gündür.
Kalkmışken tuvalete gidip su içeyim dedim.
Geri yatağa geldim.

Daha hiç rüya görmediğimi fark ettim.
"Sabaha kadar daha vakit var, görürüm herhalde" dedim ve Bambinonun Ikea'dan aldığında "Nereye koyacağız bunu?" diyerek çemkirdiğim ama son haftalarda karnımın bir numaralı destekçisi haline gelen peluş koca fok ve yavrusunu dizlerimin arasına sıkıştırıp sağ yanıma döndüm.
Ikea fok - Nam-ı Diğer Hamile Yastığı
Gözlerimi kapattım.

Ama yok, uyku muyku yok.

Sol yanıma döndüm bir de, pozisyon değişince uyku gelir belki.

Yok, tık yok.

Geceleri uyumayan ve kol ve bacak hareketleriyle beni de uyandıran kızım bile uyuyor karnımda.

"Birazdan uyurum herhalde" diyerek kendime telkinlerde bulunmaya başladım.

Vakit geçti, geçti, geçti; bende hala uyku yok.

Saate baktım, 4 olmuş.

Bir saattir dönüp duruyorum uyuyacağım diye.
Ama uyumam lazım, daha rüya göreceğim, işaret alacağım, çok işim var :)

Bir süre sonra gece lambasını yakıp başucumdaki kitabı okumaya başladım. N'apayım, kitap okuyunca uyku gelir belki.
O arada karnımdan sesler geldi, acıkmışım belli ki.
Odanın yanındaki balkonda muzlar vardı, aldım bir tane, gönderdim mideye.
Açlığı bastırdım, kitaba devam edebilirim.

Birkaç sayfa okudum ki Bambinonun sesini duydum.
Babasıyla birlikte uyumuşlar, aynı yatakta.
Babasına soruyor "Baba, sabah oldu mu, kalkabilir miyim?" diye.
Kojo uyuyor tabi, dilinin ucuyla mırıldanıyor birşeyler.
Ses kesiliyor.

Bir 5-10 dakika sonra tekrar geliyor Bambino'nun sesi.
Kitabı bırakıyorum elimden.
"Nasılsa uyumuyorum, benim yanıma gelsin de kojo rahat uyusun en azından" diyorum ve Bambinonun kapısını tıklatıp kendisini çağırıyorum.

Mahmur bir ifadeyle odama geliyor Bambino.
Terlemiş soğumuş, taze ter kokusu dolduruyor yatağı.
Mis gibi geliyor bana :))

Bambino'nun da uykusu yok benim gibi, belli.
"Sohbet edelim anne" diyor.
"Tamam" diyorum.

"Biliyor musun yarından sonraki gün tatil oğlum"
"Kaç gün tatil, uzun mu?"
"Yok kısa bir tatil, bir günlük"
"Ama ben çok üzülürüm. Ya iki gün tatil olsun ya da çok uzun tatil olsun anne. Yarın tatil olsun, sonraki gün de tatil olsun, sonraki gün işe gidin."
"Oğlum ya sıfır gün tatil olsaydı, bir gün tatil hiç tatil olmamasından iyidir"
"Hayır istemiyorum. İki gün olsun ya da hiç olmasın"
İç ses: Yine kendi kendine kurallar türetip gerçek hayatın ona uygun olmadığını fark edince boş yere üzülüyorsun be evladım, ne güzel işte tatil tatildir!!
"Tamam oğlum. Bu konuda farklı düşünüyoruz. Ben bir gün tatil olacağı için mutluyum. Sen bir gün tatil olmasını sevmedin."
"Neden bir gün bayram ki, daha uzun yapsalardı bayramı?"
Bu konuda daha fazla konuşmak istemiyorum.
"Tamam oğlum, ben tatil yapmam, işe giderim."
"Tamam"

Konuyu değiştiriyoruz.

"Bambino, yakında seninle uzun bir tatile gideceğiz"
"Kaç gün?"
"2 günden daha fazla, tamam mı?"
"Tamam... Gittiğimiz yerde kostüm giyenler olacak mı?"
"Bilmem, olmaz herhalde"
(Kostüm giyenlerden feci halde korkuyor. Marketlere giremiyoruz artık, o derece.)
"Bence biz hep evde kalalım, hiç dışarı çıkmayalım"
"O zaman okula gidemezsin. Spora da gidemezsin. Parka da gidemezsin. Dışarıda yapılacak eğlenceli şeyleri hiç yapamazsın."
"Okulda kostüm olmuyor, oraya giderim. Sporda da kostüm yok. oraya da giderim. Başka yere gitmem."
"Korkmak normal yavrum. Hepimiz bir şeylerden korkarız. Ama korksak da eğlenceli şeyleri yapabiliriz. Yoksa hayat çok sıkıcı olur."
"Hayır anne, yapmayalım. Tatile de gitmeyelim. Hep evde duralım."

Bu muhabbet de çözümsüz bir noktaya geldi, bravo bize.
Bambinoyu ikna edemeyeceğimi fark ettim, daha fazla da çabalamak istemiyorum artık.
Daha uyuyacağım da rüya göreceğim :))
Zaten saat 5 olmuş.

O sırada ezan okunmaya başladı.
Sabah ezanından sonra bir uyku çöküyor insana, o nasıl birşeydir öyle.
Direnmek çok zor olur hep.
Bana öyle oluyor en azından.

O sırada Bambino "Anne, sana bir şarkı söyleyeyim mi?" diye sordu.
"Söyle" dedim.
Başladı bizimki:
" Cumhuriyet en iyi yönetim şekli.
   Bize onu Atatürk armağan etti."
"Çok güzel!"
 Genelde okulda neler yaptığını anlatmaz ama ara sıra öğrendiği yeni tekerlemeleri, şarkı ve şiirleri hiç ummadığımız anda söyleyip şaşırtıyor bizi.

Bu dizelerle sabahı karşıladık.
Bir ara dalmışız ikimiz de.

Sabah uyanması çok zor oldu benim için.

Akşam sorduğum soru mu? Rüya gördüm mü?

Evet, bazı rüyalar gördüm. Ne gördüğümü pek hatırlamıyorum.
Ama nedense tek bir kelime kafamda yankılanıyordu uyandığımda:
"Bekle"
Rüyaları hatırlamaya çalıştım bir süre, yeniden dalıp devamını görmeye bile uğraştım.
Ama çok parçalı şeylerdi hatırladıklarım ve beynimde yankılanan sesle uzaktan yakından ilgileri yoktu.
Ama işte o ses hepsini bastırıyordu bir şekilde:
"Bekle"

Hayrolsun inşallah..

Fotolar buradan ve buradan
DEVAMINI OKU

24 Ekim 2014

İnciler

- Anne, ben babayı sevmiyorum.
-Aaa, neden oğlum?
- Çünkü tıpkı B. Amca gibi kokuyor, çok kötü!

B. Amca cağ kebabı yapan, neredeyse her haftasonu gittiğimiz çok tatlı bir amca. Ben onun hiç koktuğuna şahit olmadım ama sanırım et kokusu üzerine siniyor ve Bambino da bunu kastediyor :)
****

Geçenlerde Bambino üst kattaki komşu teyzemizi görmüş ve sormuş:

-O koca sesli adam senin kocan mı?

Kadın Allah'tan çok gülmüş sadece, "Evet, benim kocam" demiş. Geçenlerde kendisi anlattı bana bunu :)
****

- Bambino, yarın işten erken geleceğim. Öğleden sonra yola çıkıp İstanbul'a gideceğiz.
- Ama ben şimdi çok üzüldüm anne.
- Neden oğlum?
- Keşke tam gün tatil olsaydı, hiç işe gitmeseydiniz.... Bence yarın gitmeyelim, ondan sonraki gün hep tatil değil mi, o gün gidelim.

Kendince kuralları var çocuğun, işe gidilen gün hep işte geçirilir kuralı buradaki :))
Hayatı kendine zindan ediyor, bir bunu anlatamıyorum :(
****

- Anne, cakcak da bizimle gelecekmiş.
- Peki, gelsin bakalım.
- Anne, cacak ın soyadı ne biliyor musun?
-Hayır, nedir?
-jakjak.. cakcak jakjak.

Cakcak Jakjak Bambinonun yeni hayali arkadaşı. Aklına esince onunla konuşuyor, onun nerede ne yaptığını bize anlatıyor. Anlattığına göre Bambino ile aynı yaştaymış.

Benim de küçükken bir hayali arkadaşım varmış, işaret parmağımı havaya kaldırıp "Gül" diye başlarmışım sohbete. Benzer bir deneyimi yaşamış biri olarak Bambinonun hayali arkadaşına hiç ses çıkartmıyorum tabi :) Annemle babam hala anlatırlar benim Gül ile olan maceralarımı :)
DEVAMINI OKU

14 Ekim 2014

İkinci Gebelik - 23. Hafta


Bab.yc.ent.er'dan gelen haftalık mailler de olmasa hamile olduğumu bile unutabilirim, o derece :)

2. kez hamile olmak çok farklı gerçekten. En önemlisi evde zaten halihazırda 7/24 vaktinizi alan bir afacan bulunması. Onun yemeği, ilacı, tuvaleti, banyosu, uykusu, oyunu, gezdirmesi tozdurması derken zaten günler geçip gidiyor. Tüm zamanınız ona ait bir nevi. O nedenle karnınızdakini düşünmek için vaktiniz ve enerjiniz olmuyor çoğunlukla. Doğa neyseki mükemmel işliyor, vücudunuz zaten bu iş için yaratılmış. Size fazla bir şey bırakmıyorlar.

Hamile yogasına başladım. Grupta ikinci çocuğa hamile bir tek ben varım. Acaba anneler ilk çocuktan sonra böyle şeyleri tamamen bırakıyorlar mı diye düşünmedim değil :) Nasılsa bir kere yaşadım, vücudum ne yapacağını biliyor, ne gerek var spora, yogaya falan? Böyle mi diyorlar acaba? Yoksa ilk çocukla uğraşmaktan fırsat mı bulamıyorlar bunlara? Yoksa maddi açıdan mı kaygılılar? Bilmiyorum. Ama grupta yaş olarak küçük olmama rağmen deneyim olarak daha ileride olduğum için epey ilgi gördüğümü söyleyebilirim :) İngiltere'de aldığım hipno-doğum dersleri oldukça sık soruluyor. Neyseki Maria Mongan'ın kitabı Türkçe'ye de çevrildi ve hipno-doğum kursları ben TR'ye geldiğimden beri epey yol katetti. Şimdiki hamileler doğum koçu, ebe, hipno-doğum kursu, emzirme danışmanı bulmak konusunda daha şanslılar, büyük şehirlerde seçim şansları bile var.

Bambina artık 1 kiloyu geçti, büyümeye devam ediyor. Bu hafta bir mango büyüklüğüne ulaşmış. Artık benim hareket ettiğimi ya da durduğumu anlayabiliyormuş. Dans edersem bunu hissedebilirmiş :) Abisinin gece yanımda yatarken attığı tekmeleri de hissediyor, net olarak söyleyebilirim. Zira o da başlıyor içeriden tekme atmaya :)) İçten ve dıştan tekme yiyorum gece boyunca :)))

Bambina da abisi gibi hareketli bir bebek olacak gibi, attığı tekmelerle "Hey, beni unutma, ben de buradayım!" diyerek kendini hatırlatıyor devamlı :) Üstelik Bambino sadece bacak çalışıyordu, bu kız hem kol hem bacak çalışıyor, hakkımızda hayırlısı, ne diyeyim :))

Her hamilenin olduğu gibi elim gayri ihtiyari karnıma gidiyor, özellikle tekme atmaya başladığında. Bazen duruyor Bambina, bazen hiç durmadan devam ediyor. Gece tekme attığında hemen uyanıveriyorum. Bazen pozisyon değiştirince hareketleri duruyor. Bazen de devam ediyor.

Geçen gece kafasının rahmin sağ tarafına sıkıştığını hissettim, müthiş bir sıkışıklık hissi ile uyandım. Hemen soluma döndüm ve biraz aşağı kaymasını sağladım. 

Bambinoda öğrenciydim, yürüyordum, arabam yoktu, trene binerdim, metroya binerdim, yanıbaşımızdaki parkta yürürdüm, koca Strand Caddesi'ni arşınlardım. Hareketliydim. Bambinada durum farklı. İşe araba ile gelip gidiyorum, bütün gün masamda oturuyorum, hafif de olsa topuklu ayakkabı giyiyorum, akşam eve gidince yorgun düşüyorum. Hareketsizlik diz boyu yani. Yoga biraz rahatlatıyor beni, en azından haftada 2 saat bebeğim ve kendim ile ilgileniyorum. Yoga grubunda günde 5 km yürüyenler var. Kıyaslama yok, herkesin koşulları farklı :)

Bebeğin kulakları duymak için son sürat hazırlık yapıyormuş. Hatırladığım kadarıyla 6. ayda duymaya başlayacak. Yani az kaldı :) En çok abisinin sesine maruz kalacak belli, zira Bambino okula başladığından beri yüksek sesle konuşmaya başladı. Galiba grup içinde kendini dinletebilmek için bağırıyor, öyle tahmin ediyorum. Normal konuşması bile yüksek sesli. Benim gibi yüksek ses hassasiyeti olan biri için bazen "Ses ayar düğmesi olsa bu çocukta" diye düşünmeden edemiyorum :)))

Geçen haftalardaki hastalığımı büyük ölçüde atlatsam da hala akıntım ve gece burun tıkanıklığım olabiliyor. Fark ettiğim en büyük şey, hayvansal gıdaların bu durumu feci tetiklediği. Süt, peynir, yumurta hiç iyi gelmiyor. Elimden geldiğince yememeye çalışıyorum. Bir tek yoğurt yiyorum, o bile bazen mukusu artırıyor. Glutensiz beslenmeye devam. Dilerim Bambina çok sağlıklı bir bebek olur, alerji ve egzama gibi sorunları olmaz. Bambinoda yediklerimin bana yaptıklarından haberim yoktu, bu defa daha bilinçliyim; arada bir kaçırsam da.. Balık yağı, probiyotik, kalsiyum tablet, multivitamin ve bebekte iyot eksikliğine karşı gün aşırı olmak üzere bir takviye kullanıyorum.

Bir yandan tekmeleri yedikçe günlerin çabuk geçmesini ve bedenimin tekrar bana ait olmasını istiyorum, diğer yandan da bu sürecin hiç bitmemesini, kızımı sürekli içimde taşımayı. Annelik ve kadınlık hormonları iş başında işte :)) Bambinoyu bile tekrar içime sokasım var, o derece :) Ama ne istersem isteyim, zaman kendi hızında ilerliyor, olması gerekenler olması gerektiği zamanda ve şekilde yaşanıyor. Hayatın ritmi hiç şaşmıyor, evrensel kanunlar hiç aksamıyor. Ne güzel :) İnsanın her sabah olduğunda güneşin doğacağını, akşam olunca ayın görüneceğini, kış gelince ağaçların yaprak dökeceğini bilmesi ve bundan emin olması ne kadar güzel :)

DEVAMINI OKU

8 Ekim 2014

Macera Dolu Beş Gün


Bir önceki yazımda gitmekle kalmak arasında kararsız kaldığımı, ikisinin de artıları eksileri olduğundan bahsetmiştim. Gelecek yıl Ağustos ayına kadar sürecek olan "dualite devreme" resmi olarak girdiğimi buradan anlıyorum.

Cuma günü sabahtan Bambino ile dışarı çıktık. Bir önceki gün okulda hazırladığı bayram kartını babannesine göndermekti niyetimiz. Önce kırtasiyeye gidip zarf aldık, sonra da postaneye gittik. Postanenin kapalı olduğunu görünce, bir sonraki durağımız olan markete doğru yola çıktık.

Tam o sırada kojo aradı.
"Selam, n'apıyorsunuz?"
"N'apalım işte, bıdı bıdı bıdı.."
"Haydi hazırlanın, Antalya'ya gidelim."
"Aaa, hayırdır, nereden esti?"
"Bizim şirkette herkes gidiyor, biz de annenlerden anahtarı alıp yola çıkalım"
"Ee iyi, peki o zaman"

Tıpış tıpış eve geri döndük. Saat sabah 10:30.
Başladım eşya hazırlamaya.
Kaldırmış olduğum yazlık kıyafetleri tekrar çıkarttım, hepimize kıyafetler ayarladım.
Evi toparladım, mutfağı temzledim.
Yolda yemek için birşeyler hazırladım.
Buzdolabını elden geçirdim, bozulacak gibi olan yiyeceklerin bir kısmını yanımıza almak üzere hazırladım.
Bambino ile ilgilendim, kitaplarını ve oyuncaklarını hazırladık birlikte.
Banyo yaptım, Bambino da banyoda oturup beni bekledi :)
Annemi aradım, adres ve anahtarları hazırlamasını rica ettim.
Saat 12:30'da kojo geldi.
Birşeyler atıştırdık ve eşyaları arabaya yükleyip yola çıktık.

Anneme uğradık, adresi aldık.
Bir torba dolusu anahtar aldık, biri açmazsa diğeri açar diyerek hepsini verdi annecim :)
13:30 gibi yola koyulduk.
Tıngır mıngır, dura kalka (çocukla başka türlüsü mümkün değil) yol aldık.
Bu arada Antalya'ya ailecek ilk defa gidiyoruz.
Annemlerin evine de öyle.
Burdur mu Isparta mı üzerinden gidelim sorusuna Isparta diyerek yanlış bir yanıt verdik :)
Zira, Isparta'ya ulaştığımızda hava kararmıştı, trafik feci artmıştı.
Meğer seçtiğimiz yol dağ yoluymuş, tek şerit yol üstelik.
Virajlar keskin, sollama yapmak zor.
Isparta'dan Antalya'ya ulaşana kadar ömrümüzden ömür gitti diyeyim, siz anlayın.

Antalya'ya geldik, hoşgeldik.
Eve uğramadan yemek yiyelim dedik, durduk bir yerde.
Annemler devamlı arıyorlar bu arada:
"Neredesiniz, vardınız mı, baban arabadan anahtar buldu, inşallah bunlar değildir, bir bakın bakalım!!"
Biz gayet rahat:
"Yok canım, bir torba dolusu anahtar verdiniz, herhalde biri açar kapıyı, rahat olun"

Yemekten sonra açtık navigasyonu, bulduk evi.
Çok şükür geldik :)
Blogun giriş kapısını biri açık bırakmış, anahtara gerek kalmadan içeri girdik.
Çıktık asansörler yukarı.
Bizimkilerin dairesini bulduk.
Çantadan anahtar torbasını çıkarttık, teker teker hepsini denemeye başladık.
Hiçbiri kapıyı açmadı!
Hiç biri!
Kaldık mı gecenin bir yarısı sokakta?!

Annemler arıyor tabi devamlı bu arada, dedik böyle böyle.
Anahtarlar olmadı, kapı açılmıyor.
Onlara da dert oldu mu?
Gece hiç uyumamışlar yazık..

Biz ise "Yapacak bir şey yok, koca Antalya'da bize bir yatak bulunur elbet" modunda kös kös arabaya bindik.
Kojo hemen internetten son dakika otellerini araştırmaya başladı.
Bulunduğumuz yere yakın bir yerde bir otel buldu.
"Bugünü kurtaralım, yarın ola hayrola" dedik ve yola koyulduk.

Bu arada Bambino çok üzüldü, anahtarlar olmayınca ağlamaya başladı.
Ama biz karı-koca çok sakin olduğumuz için toparlaması çabuk oldu.
"Bir çaresi bulunur, olmadı arabada yatarız" dedim :)
Anneanne ve dedesinin evini çok merak ediyordu, göremeyince hayal kırıklığı yaşadı tabi.

Neyse, gece 11 gibi otele ulaştık.
Resepsiyondaki adam "Ne zaman rezervasyon yaptırdınız?" diye sorunca kojoyla birbirimize bakıp "15 dakika oldu herhalde!" deyişimizi hiç unutmuyorum :))))

Uyuduğumuzda saat geceyarısını çoktan geçmişti.
O yorgunlukla kütük gibi uyumuşuz.
Olan annemlere oldu, gece boyu birbirleriyle didişmişler, zavallılar..

Ertesi sabah bayram :)
İn cin yok sokaklarda.
Kahvaltıdan sonra deniz kıyısına indik hep birlikte.
Deniz görmemiş Ankaralılar olarak kot pantolon ve hırkalarımızla denize ayak soktuk :)
Bambino daha fazlasını yapıp donuna kadar ıslandı :)
Sonra tekrar otele döndük.
Turizm şehri olmasının güzelliği olarak hizmet sektörü bir şekilde çalışıyor Antalya'da.
Bayram demek onlara iş demek çünkü.

Yine de hepsi çalışmıyor tabi, çilingir bulmak kolay olmadı :))
Internet sağolsun, yine ona işimiz düştü.
Yoksa kimseyi tanımıyoruz koca şehirde, kimi arayıp yardım isteyelim?
Çilingiri bulmak, eve getirtmek (adres dışında referans noktaları bulmamız için önce kendimizin keşif yapması gerekti, o da zaman alıyor tabi), kapıyı açtırtmak epey zaman aldı.
Ki şansımıza kapı feci zor açıldı, yeni kilit tam kapıya olmadı.

Neyse, detayları geçelim, eve girmemiz öğleden sonrayı buldu.
Evin şöyle bir kaba temizliğini yapmak, aletleri çalışır duruma getirmek, gazı aç, elektriği aç, suyu aç, yerleri sil, odaları kullanılabilir hale getir, getirdiklerini yerleştir, market alışverişi yap, geri gel derken yorgunluk derecemiz arttı.
Bir saat kadar uyumuşuz, daha doğrusu şoför olarak kojoya uyuma hakkı tanıdım. Ben Bambino ile bir uyur bir uyanık vaziyette vakit geçirdim çünkü oğlan uyumak istemedi!

Akşam 5 gibi dışarı çıktık. Merkeze gidip biraz gezinelim dedik, deniz için saat geç olmuştu zira.
Kaleiçi tarafına gittik, arabayla yol bulmak, park yeri kapmak biraz zor oldu ama başardık :P
Bambino tramvayı görünce binmek istedi.
Bu arada Cumartesi günü 4 Ekimdi, yani Bambinonun resmi olarak doğumgünü.
Neyseki bir hafta öncesinden arkadaşlarla küçük bir kutlama yapmış, hediyelerini vermiştik.
Yine de o gün onun günüydü ve biz koşullar nedeniyle henüz ona bir şey yapamamış,  doğumgünü olduğunu ona anlatamamıştık bile.
Tramvay isteğini hemen yerine getirdik, hal böyle olunca.
Sonrasında da balonlar aldık :)
Tekneye de binecektik ama hava kararmıştı.
Eve gelip yatma hazırlıkları falan derken uyuduk gitti.

Ertesi gün Pazar.
Tipik yazlıkçı moduna girmiş insanlar olarak evde güzel bir kahvaltı sonrası sahile gittik.
Denize girdik, çıktık.
Kumlarda oynadık.
Etrafta kimsecikler yok.
Meğer bu mevsimde deniz öğle ve öğleden sonra ısınırmış, biz ayrılırken insanlar yeni geliyorlardı :)
Biz yine de memnun kaldık, keyifli vakit geçirdik.
Eve gelip duş aldık, yemek hazırladık, yedik.

Eve girdikten bir yarım saat sonra alt kat komşumuz geldi.
Bayramlaşmaya gelmemiş ama.
Banyo akıtıyormuş, onu haber vermeye gelmiş.
Deniz sonrası banyoyu yoğun olarak kullandık ya, bir yerlerden su sızmaya başlamış demek ki.
"Tamam", dedi kojo, "Biz zaten yarın dönüyoruz."
Canımız sıkıldı tabi.
Zaten 4 günlüğüne gelmişiz, çilingirden sonra bir de tesisatçı ile mi uğraşacağız şimdi?
Düşünmeye başladık.
Ya evde kalıp banyoyu kullanmayacağız ya da evi kapatıp çıkacağız.
Çıkarsak ya Ankara'ya döneceğiz ya da bir otele gideceğiz.
Kojo ya ben de akşama kadar sessiz ve sesli olarak düşünmeye başladık.

Akşama doğru yine merkeze indik, bu defa tekne gezisi yapmaya.
Biraz akşama kalmışız, gezinin sonlarında hava karardı ve soğudu.
Yine de güzel vakit geçirdik, mısır yedik, dolaştık, Bambinoya kaplumbağalı magnet aldık.
Eve geldik.

Karar vermemiz lazım.
Banyo kullanmadan yazlık olayı sakat.
Devamlı denize giriliyor sonuçta, her tarafın kum eve geliyorsun.
Banyo kum içinde kalıyor, oraları da yıkamak temizlemek lazım.
Bir dünya su kullanıyorsun sonuçta, mecburen.
Aksi gibi buzdolabı yiyecek dolu, 4 gün kalınır diye herşeyi almışız.
Otele gitsek yiyecekler heba olacak.
Ankara'ya dönsek, ee daha 2 gün var.
Zaten yeni geldik, ce deyip kaçmak olacak o zaman da.
Hem Bambino denize girmek ister, hava da güzel, tam deniz-kum-güneş zamanı.
Otele gitsek bir dünya para, hem nereye gideceğiz, yer var mı, temiz mi, nedir ne değildir bilmiyoruz.

O gece yine düşündük.
Baktım, olacak gibi değil. Banyo kullanmadan evde durulacak gibi değil.
Vurdumduymazlık da yapamıyoruz, bir gün daha dayansak desem.
En iyisi tası tarağı toplayıp gitmek.
Evi kapatalım da, gerisini düşünürüz.

Pazartesi sabahı bu düşüncelerle Cumartesi öğleden sonra girdiğimiz evi kapatma hazırlıklarına başladık.
Buzdolabını boşalt, bulaşığı yıka, ortalığı temizle, eşyaları bulduğumuz hale geri getir, üzerlerini kapat, camları kapıları kilitle, tüpü, elektriği, suyu kapat, böcek ilaçlarını yerleştir, kendi eşyalarını topla, Bambinonun dağılan oyuncaklarını toparla, yiyecekleri hazırla, çöpü boşalt derken öğlene doğru ancak çıkabildik evden. Yeni anahtarlar ve annemin verdiği bir torba anahtarla birlikte :)))

Düştük yollara, Ankara'ya da gidiyor olabiliriz, başka yere de.
Yol nereye götürürse.
Ben kararsızım, gitmek de güzel, kalmak da.
Dualite evrem sağolsun, ikisinin de artısı eksisi var :)

Son noktayı kojo koydu.
"Zaten 4 günlüğüne geldik, doğru dürüst dinlenemeden gitmeyelim, en azından bir gece dertsiz tasasız olacağımız bir yerde kalalım"
"Sen bilirsin" dedim.
Bambino çok sevindi :)

Side taraflarında bir otele attık kapağı.
Yorulduk tabi, hem fiziksel hem de kafa olarak.
Arabadan eşyaların bir kısmını indirmedik bile.
İndirilmeyen eşyalar arasında yiyecekler de olduğunu fark etmem akşamı buldu bu arada!!
Bir dünya masraf ettiğim yiyeceklerin çoğu heba oldu :(
Yine de kurtarabildiklerimi kurtardım.

Bir de valizimizin tekerleği kırıldı, tutma yeri de söküldü, daha geldiğimiz ilk gün.
Otele o rezil halde girişimiz de hayli komikti :))

Neyse, yerleştik bir şekilde.
Hemen yemeğe gittik, sonrasında da sahile.
Akşama doğru baba-oğul havuza geçtiler, ben de odaya gidip dinlendim biraz.
Annemlere hiç bir şey söylemedik, "Ankara'ya gidince haberleri veririz" diye konuştuk kojoyla.

Akşam otelde akrobasi gösterisi vardı.
Deli gibi yorgun ve uykusuz olmamıza rağmen Bambino akrobatları görmek isteyince gösteri bitimine kadar mecburen uyanık kaldık.
Ben diyetimi bozdum, deli gibi kahve içmeye başladım, daha doğrusu macchiato.
Gidip gelip içtim, bedava ya, ondan mı nedir, el altında da olunca devamlı kahve makinesinin başındaydım neredeyse.

Akrobatları izledikten sonra odaya gidip mışıl mışıl uyuduk.

Sabah güzelce uyandık ama Bambino durduk yere arıza çıkarttı, sabahın 7:30'unda bağırış çağırış, salya sümük arasında kendimizi havuzda bulduk.
Neymiş, Bambino sabah havuza girecekmiş.
Sinirden patladık birbirimize, yetinmedik öfke içinde Bambinoyu havuza götürdük.
O yüzdü, rahatladı, anın keyfini çıkarttı, kojo kendini spor salonuna attı, ter attı, rahatladı, ben Bambinonun başında ayakta Bambinoyu bekledim (sabahın köründe tüm şezlonglar ıslaktı).
Bambino sudan çıktı, üstünü değiştirdik, kahvaltıya gittik.
Ben kaç fincan kahve içtiğimi hatırlamayacak kadar çok kahve içtim.
İyice gergin hale geldim.
Neden çocuk gibi anı yaşamıyorum ki, 2 saat öncesinin öfkesine neden git diyemiyorum?

Odaya çıktık, üsütümüzü değiştirip sahile indik.
Bu arada günlerden Salı, dönüş günü yani.
1 saat kadar denize girdik, yüzmek bana iyi geldi, ben de rahatladım.
Saat 11 gibi tekrar odaya çıktık, üstümüzü değiştirip eşyaları toparlayıp 12:30 gibi otelden ayrıldık.

"Gitmeyelim, hep burda kalalım, burada iş bulalım, buraya taşınalım" sözleri arasında Ankara'ya yola koyulduk.
:))
Feci bir trafik ile karşılaşarak gecenin bir vakti evimize çok şükür ulaştık.

Şimdi biz tatil mi yaptık, ne yaptık?
Bilmiyorum.
Tadını çıkartamadığımız ve hafızalarımıza bir önyargı ile yerleşen bir yazlık, elimizde patlayan, çoğu bozulan yiyecekler, tadına tam varamadan ayrılmak zorunda kaldığımız bir otel, bin kilometrenin üstünde yaptığımız yol ile dolu bir beş gün geçirdik.

Dedim ya, ne olduğunu anlamadık ve bu sabah itibariyle işbaşı yaptık.
Gözümüzden uyku akarak.
Daha evde yıkanmayı bekleyen çamaşırlar, kaldırılacak yazlıklar, atılacak bir valiz ve bir dünya ev işi var.
Onları saymıyorum bile.

Ama işte sağ salim gittik geldik.
Tatilde n'aptınız diye sorarlarsa hiç detaya girmeden;
"Antalya'daydık şekerim" der miyim, derim vallahi :)))))
DEVAMINI OKU

SOSYAL AĞLAR


İZLEYENLER

Blog Arşivi

HER GÜN MUTLAKA

NE ARADINIZ, YARDIMCI OLALIM?

Kişisel Blog

Copyright © Benden ve Bizden | Powered by Blogger
Design by Lizard Themes | Blogger Theme by Lasantha - PremiumBloggerTemplates.com