5 Mayıs 2017

Bambina 27 Aylık

Zaman bir geçiyor gibi, bir geçmiyor gibi.
Ben de şaşırdım artık, hangi aydayız, hangi günde ve yıldayız.

 Bambinonun 27 Aylık yazısını hatırlamak isterseniz buradan alayım sizi.

Bambina konuşmayı epey ilerletti ama kelimelerin sadece ilk 3-4 sesi çıkıyor, o nedenle fazla birşey anlamak mümkün değil. Ama kendisine sorsanız epey uzun cümleler kuruyor.

Anne işe dit-diiii
E-ay okul
Baba işe dit-tiiii

Men aç di-iliiim
Men uyku kaç-dıııııı

Men evde kal (evde kalmak istediğinde)

Anne işe dit ı-ııh (Anne işe gitme)

Men aç (Çok acıktım)

Anne iş bit-tiii (suyla oynaması bitince beni çağırıyor)

Son heceler böyle uzuyor ve genelde yüksek sesle söylüyor, bağırıyor adeta.

Bir de anne-cim, baba-cım, havva-cım (anneanneye böyle sesleniyor) diye insanı eriten seslenişleri var Bambinanın :))

Kendi kendine şarkı mırıldanıyor, sanırım bir tek "A B C D" ile başlayan alfabe şarkısını tanımlayabiliyorum, diğerlerini anlamıyorum.

Ben şarkı söyleyince ya da tekerleme mırıldanınca ilgi ile dinliyor, bazen dans ediyor.

Kafasını yana eğip gözlerini kapatınca yok olduğunu zannediyor, bu onun utandığının göstergesi :))

Hareket etmeyi, tırmanmayı, zıplamayı, top oynamayı, suyla oynamayı, hamur yapmayı çok seviyor.

Damak tadı tatlıya yatkın: Pasta, kek, meyve suyu, tatlı olsun da herşeyi yiyebiliyor. Pestil yiyor son zamanlarda, sabah akşam birer porsiyon :))

Süt alerjisi devam ediyor. Yumurta alerjisi geçti diyebilirim. Sabahları bir yumurta veriyorum genelde. Et pek sevmediği için protein açısından yumurta önemli.

Gezmeyi seviyor ama bazı günler evden çıkmak istemiyor.

Pembe rengi çok seviyor.

Bu ara bezini değiştirtmek istemiyor. Çıplak kalınca hemen göbek deliğini kontrol ediyor :) Sonra da poposunu :))

İstediğini bir şekilde yaptırıyor. Özellikle babaya nazı çok geçiyor. Benden pek yüz bulamazsa uzun süre böğüre böğüre ağlıyor.

Abiyle arası gün geçtikçe samimileşiyor. Durup durup birbirlerine sarılıyorlar :)

Babasıyla araba yolculuğu yapabiliyor uzun süre. Ben araba kullanırken o kadar durmuyor :)

Dışarı çıkınca tok bile olsa illaki dışarıda yemek yemek istiyor. Abisi de böyleydi. Babalarına çekmişler bu konuda :)))

Öyle böyle büyüyor bakalım minnoşko, tatlışko, minik kuş :))

DEVAMINI OKU

5 Nisan 2017

Bambina 26 Aylık


 Bambinonun 26. ay yazısı burada.

Evde herşeye ama her şeye "olmaj" diyen bir toddler var :))

İnatçı mı inatçı, dediği dedik çaldığı düdük!

Yapmaması gereken şeyleri gözümüzün içine baka baka yapan bir 2 yaş sendromlu insan yavrusu o :)

Olumsuzluk eki olarak "ı-ıh" diyerek her türlü derdini anlatan minnoş o:

- Anne dit ı-ıh (Anne gitme)

- Men pak dit (Ben parka gideceğim)

- Anne gööş bay (Anne görüşürüz bay bay)

- Teş (Teşekkürler)

- Baba bıl aç (Baba video [Peppa Pig] aç)

- Men aç diil (Ben aç değilim)

- Anne bak maav (Anne bak kedi)

- Baba diil anne del (Baba değil anne geldi)

- Men hak (Benim hakkım) (Video izleme sırasını abisi ile uzlaşarak ayarlıyorlar)

- Kom diil (Komik değil)

- O men (O benim)

- Çiş dok (çiş yok)

- Gugu kokunç (Guguk kuşu korkunç)

- Men pembe dit (Ben pasta yemeye gitmek istiyorum - pastaya pembe diyor, evet)

Sözcüklerin ilk üç harfi ile istediğini anlatabiliyor minnoş :)

Kapıda bizi görünce dans ediyor etrafımızda, bacaklarımıza dolanıyor ve sımsıkı sarılıyor.

İstemediği bir şeyi asla yapmıyor, çok keyifçi :)

Dengesi çok sağlam, üstelik çok da cesur.

Atlamayı, zıplamayı, dans etmeyi, düşmeyi, tırmanmayı çok seviyor.

Çok ama çok hareketli, hiç boş durmuyor.

Suyu çok seviyor, hemen her gün en az yarım saat su ile oynuyor.

Tuvalet eğitimi henüz yok. Bizi görünce bazen heveslenip klozete oturuyor ve kalkıyor. Bebekler için olan tuvaleti dikkate almıyor.

Peppa Pig çizgi filmi sağolsun, domuz taklidi yapınca şirinlik yaptığını düşünüyor :)

Gece uykuları parçalı, uyanınca ya pusette ya da park yatakta sallanarak uyumak istiyor. Uykumuzu böldüğü gibi bir de sallanma talebi karı koca bizi uykusuz bırakıyor. Hele bazen acıktım diyerek bizden yağda yumurta falan istiyor ki, evlere şenlik. Ertesi gün işyerinde çıkıyor bizden acısı :/

Abisini çok seviyor, o ne yaparsa aynısını yapmak istiyor. Abinin odası onun için hazine sandığı gibi birşey :)

Abi ile iyi geçiniyorlar ama 2 yaş sendromunun getirisi olarak herşeyi sahiplenme, paylaşmama, inatlaşma gibi huyları ortamı gerebiliyor. Abisi küsüyor ona ya da hızını alamayıp bir şekilde el kol tekme Allah ne verdiyse girişebiliyor. Tehlikeli ikili vesselam :))

Çok anaç; abisi ya da babası aç ise onlara yemek veriyor, sofraya davet ediyor, ister misin diye soruyor.

Şen şakrak, pozitif enerji yüklü bir tontiş Bambina :)

Boyu uzayınca zayıf görünüyor ama bence endamı gayet yerinde.

Müzik kulağı var, melodileri eksiksiz mırıldanabiliyor.

Spor konusunda da yetenekli gibi. Anne ve babası bu konuda birşey yapar mı meçhul gerçi :P

Alerjileri devam ediyor.

Sonuç olarak tadından yenmiyor Bambina :)

DEVAMINI OKU

23 Şubat 2017

Bir Asırlık Ömür Bitti - Ayşe Kadın Gitti

Dün gece anneannemi kaybettik.
22 şubat 2017.
3 haftadır yoğun bakımdaydı.
Son bir senedir de çamaşır asarken kalçasını kırdığı için yataktaydı genel olarak. Hareketleri çok kısıtlanmıştı.
Ama bilinci cam gibiydi, her daim.
8'i öz, 2'si üvey, 10 çocuğu vardı. 4 kız, 6 oğlan.
Ve onlardan bir sürü torun.
Hatta torununun çocuklarını gördü.

Herkes gibi onun da inişli-çıkışlı, sevinçli-hüzünlü, macera dolu bir yaşamı oldu.
Ailesi tarafından, özellikle babası tarafından çok sevilirmiş, el üstünde tutulurmuş anneannem.
Dedem eve ikinci karısını getirince anneannemden çok anneannemin babası üzülmüş bu duruma ve 6 ay içinde üzüntüden vefat etmiş.
Kuması ile aynı evde yıllarca yaşamış anneannem.
Tüm evlatlarına kol kanat germiş, evden de misafir hiç eksik olmamış.
Çok uzaktaki akrabaları bile uzun yıllar misafir etmiş, çocuklarını büyütmüş.

1991 yılında hacı oldu anneannem.
Onu çok mutlu gördüğümü hatırlıyorum.
Gerçi o hep öyle güleryüzlüydü, içindekini dışına çok vurmazdı.
Ama hacca giderkenki coşkusu ve neşesi bir başkaydı.

"Nur yüzlü" derdik anneanneme.
Gerçekten de yüzü nurlu gibiydi, ışıl ışıldı.
Tertemizdi, canım benim.

Annem bel fıtığı nedeniyle birkaç hafta hastanede yatmak zorunda kalınca, ben 9 yaşında ve kardeşim 5 yaşındayken, anneanneme götürdü babam bizi.
Anneannem baktı bana.
Oradaki okula gittim.
Sonra bir gün zona çıkarttım.
Anneannem ne yapacağını şaşırmıştı.
Sıcak taşlar mı koymadı karnıma, merhemlerle sırtımı mı ovmadı.
Canım benim.

Yazın konu komşu hep birlikte reçeller, bazmalalar, erişteler yaparlardı, o çocukken bana kocaman gelen bahçede.
Tandırlıkta pişer, bize de düşerdi.
Biz de oturur, hamur açardık.
Bizimkini de pişirirlerdi.
Galiba en güzel çocukluk anılarım anneanne evine ve o bahçeye ait.
Hey gidi hey..

Dedemin ikinci karısı 1987 yılında vefat etti, yanlış hatırlamıyorsam.
Dedem 1999'da akciğer kanseri nedeniyle vefat etti.
Dedemin hiç evlenmemiş ve sağır kızkardeşi Şöhret Halam 2014'te gitti. Burada yazmıştım.
Anneannem ilçedeki belki de en yaşlı kişiydi.
Herkesi gönderdi, şimdi gitme vakti ona geldi.
Evinde olmak istedi, küçük teyzemin evinde kışları kalıyordu, mecburiyetten.
Bahar geldi mi kendi evine gidiyordu ve orada çok mutluydu.
Nohut oda bakla sofa bir evdi ama zamanın belki de en geniş evlerinden biriydi.
Dile kolay, 4 odada her gün en az 15 kişi yatıyordu.
Gönül isterdi ki son nefesini evinde verebilmiş olsun.
Ama yapacak birşey yok, koşullar böyleymiş.

Beni çok severdi anneannem.
"Baani" diye kendine has bir üslupla çağırırdi beni.
Bana el vermiş olduğunu düşünüyorum ve hissediyorum.
Şamanik bir yanı vardı, ki bence onun nesilinde herkeste vardı o bağ.
Okuma yazması yoktu ama bir sürü dua bilirdi.
Ne hikayeler vardı onda!

Şimdi son görevimizi yapmaya gidiyoruz anneannem için.
Işıklar, nurlar içinde ol anneannem.
Benim anneannem olduğun için ve senin torunun olduğum için çok ama çok teşekkürler.
Minnettarım sana.
Seni çok ama çok seviyorum anneannem.
Rahat ol, huzur içinde ol.
Zaman, mekan ve beden kısıtından kurtuldun.
Yolun açık olsun...

SS


DEVAMINI OKU

5 Şubat 2017

Bambina 24 Aylık - 2 Yaşında :)


Bambina 2 yaşına girdi efenim :)

İyi yanı, büyüyor oluşu.
Herşeyi kendi yapmak istemesi pek güzel; kendi kendine giyinmesi, yemek yemesi, banyo yapması.

Kötü yanı, 2 yaş sendromunun başlaması.
İstediği şey anında olmalı, çok sabırsız.
İnatlaşma diz boyu.
İstediğini elde edemez ise nasıl kızıyor, kendini kasıyor, kızarıp morarıyor yüzü.
İçinden bir ejderha çıkıyor sanki.

Ah bir de uyku olayı var ki, tüketiyor beni son zamanlarda.
Gece boyu sallanarak uyumak istiyor.
Pusette ya da yatağında uyuyor ve uyandığı an ağlamaya başlıyor, sallanınca yavaş yavaş dalıyor tekrar.
Bir de geceyarısı civarı acıkmış olarak uyanıyor, mutfağa gidip yemek hazırlatıyor kendine.
Yemeği yedikten sonra tekrar uyumaya gidiyor.
Sabah erken saatte yine acıktığı için uyanıyor. Bizim de uyanma vaktimize yakın bir vakit olduğu için birlikte yemeğe gidiyoruz ve kahvaltı yapıyoruz.

Ama sallanarak uyuma kısmı beni çok yormaya başladı.
Bu hafta kendimden hiçbir konuda verim alamadım desem yeridir.
İşyerinde konsantrasyonum çok düştü, keza evde de öyle.
Düşünsenize, gece boyu rastgele vakitlerde sizi biri uyandırıyor ve sizden bir eylem yapmanızı istiyor. Belki 40 dk arayla, belki 25 dk arayla, belki de 1,5 saat arayla kalkıp o eylemi yapıyorsunuz ve bir sonraki uyanışa kadar tekrar yatağa dönüyorsunuz. Ne kadar uyuyacağınız meçhul. Tamamen rastgele uynadırılış vakitleriniz. Ve tabi ki sizin uyku döngünüz ile paralel değil.
Kaç gün dayanır ki insan bu duruma?

Birşeyleri tez elden değiştirmek gerekiyor gibi.
Görünen o.
Ya puset ve sallanan yatağı ortadan kaldırıp sabit bir yatakta uyuma düzeni getireceğiz ya da otomatik sallanan yataklardan alıp sabaha kadar kızı sallatacağız. 2 yaşında bir çocuk için otomatik sallanan yatak çok fazla yok gibi sanki. Bilen varsa beri gelsin.

Onun dışında Bambina 2 yaş sendromu ile birlikte yabani tarafını sergilemeye başladı. Herkese mavi boncuk dağıtan, her girdiği ortamda sosyalleşmesini bilen ve bundan keyif alan kız gitti; onun yerine yabancı gördüğü herkese surat asan, kendisine dokunmaya kalkan herkese bağırığ çağıran, ağlak, anneci, kucakçı bir kız geldi.
Tabi bu da başta bel ağrısı olmak üzere bana geri döndü çeşitli yollarla :(

Abisi ile araları genelde çok iyi, birlikte oyunlar oynuyorlar, yemek yiyorlar. Arkadaş kıvamına geliyorlar büyük bir hızla. Abisi ona "Kızım" diye sesleniyor :) Bambina da ona adıyla hitap ediyor :) Pek tatlılar, onları izlemek kojoyla bana büyük keyif veriyor.

Zaman öyle ya da böyle geçiyor, 2 yıl önce bugün aramıza katılan minicik bebeğimiz kocaman bir bebek oldu, çocukluğa geçiş yolunda hızla ilerliyor.

İyi ki doğdun güzel kızım; kıvırcık saçlı, beyaz tenli kumral kızım. Sen her ne kadar kış bebeği olsan da ruhunda ilkbahar enerjisi taşıyorsun. Rengarenksin, canlısın, cıvıl cıvılsın. Sanatla ilgileneceğini düşünüyorum gidişata bakınca. Bahtın, şansın, yolun açık olsun Bambina! Biz istediğin her an yanındayız, arkandayız, seninleyiz güzel kız! Mutlu yıllar :)
DEVAMINI OKU

10 Ocak 2017

Gerçek Bir Hikaye


Soğuk bir Ocak sabahı, bir adam Washington DC’de bir metro istasyonunda, kemanla 45 dakika boyunca 6 Bach eseri çalar. Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip, gider…

Kemancı çalmaya başladıktan ancak 3 dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder.

Kemancı ilk 1 dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider.

Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder.

En fazla dikkatle duran ise 3 yaşlarında bir oğlan çocuğu olur. Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar. En sonunda annesi daha hızlı, çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar. Oğlan arkasına dönüp dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider. Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar.

Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur. 20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir. Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hakim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz.

Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolarlık kemanla, yazılmış en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz. Oysa Joshua Bell’in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston’da verdiği konser biletleri ortalama 100 dolara satılmıştı…

Bu gerçek bir hikayedir ve Joshua Bell’in öylesine bir kılıkla metroda keman çalması, Washington Post gazetesi tarafından algılama, keyif alma ve öncelikler üzerine yapılan bir sosyal deney gereği kurgulanmıştır.

Sorgulanan şeyler şunlardı: Sıradan bir yerde, uygunsuz bir saatte güzelliği algılayabiliyor muyuz? Durup ondan keyif alıyor muyuz? Beklenmedik bir ortamda, bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz?

Bu deneyden çıkarılacak kıssadan hisse ise; dünyanın en iyi müzisyeni, dünyadaki en iyi müziği çalarken, önünde durup, dinleyecek bir dakikamız dahi yoksa, başka neleri kaçırıyoruz acaba?
Alıntı

Kaynak: https://anetteinselberg.com/2017/01/08/bu-gercek-bir-hikayedir/
Foto: http://blogs.wdav.org/2014/09/joshua-bell-the-subway-part-ii-an-experiment-of-beauty-and-context/
DEVAMINI OKU

5 Ocak 2017

Bambina 23 Aylık


Bambina 23 aylık oldu bile!

Abisine çok düşkün. Çok da anaç; abisi olmadan ne yemek yiyor ne banyo yapıyor. İlla onu da düşünüyor ve soruyor. Korumacı minnoş.

M.e.meden kesildiğinden beri benimle uyuyamıyor. Benim uyutma çabalarım genelde başarısız sonuçlanıyor. Çözüm olarak kojoyla Bambinayı aynı yatakta yatırıyoruz :) Babası gelmeden uyumuyor. Kojo iş seyahatine gittiğinde ciddi anlamda uykusuz geceler geçiriyorum, çok parçalı uyuyor ve çok çabuk uyanıyor ben varken. Babası tatlı sert bir yaklaşımla hemen uykuya dalmasını sağlayabiliyor.

Geçen hafta önce ateş, sonra hırıltılı nefes alma olayı yaşadı Bambina. Bronşitten korktum ama neyseki o kadar ilerlememiş. Gece pusette uyuyup çok defa uyanınca üşütüyor, en temel sebebi bu.

Tatlıya düşkün Bambina. Damak zevki olarak tatlı yiyecekler onu mest ediyor. Kojoya göre ileride etli butlu bir kadın olacak Bambina :))) Kaşık kaşık pekmez yiyor. Bir de geçen hafta yılbaşında aldığımız pastayı hala unutamadı, her gün defalarca pasta soruyor.

Hala konuşmuyor, çok ufak ufak üç harfli kelimeler çıkmaya başladı ağzından:
-Aç
-Bak
-Aaç (Ağaç)
-Mama
-Bebe (Bebek)
-Bes (Beş) (Tek söylediği rakam bu)

Çok güzel hayvan taklidi yapıyor, ses kaydı almaya çalışıyorum bu konuda :) Taklitlerinin melodisi, sesinin alçalıp yükselmesi sanki Türk olmayan birinin Türkçe öğrenirkenki hali gibi :)

Saçları da uzamaya başladı ama toka taktırmıyor hanfendi :)

Sabah akşam "hşş" diye tabir ettiği videoları izlemek istiyor Bambina. Ben hiç ilgilenmiyorum, babası ile arasında bu olay :)

Banyo yapmayı, su ile oynamayı çok seviyor. Biz diş fırçalarken yeşil taburesini lavabonun önüne koyup o da dişlerini fırçalıyor :) Günde en az bir seans bulaşık ya da eşya yıkıyor mutfakta ya da banyoda. Deniz resmi görünce ya da konuşmada deniz sözü geçerse ellerini yumruk yapıp dirseklerini bükerek kollarını yukarı aşağı kaldırıp indiriyor; ki bu hareket "Ben de istiyorum, ben de ben de!" anlamına geliyor :)

Gönlü olmayınca kollarını kavuşturup tavır yapıyor. Gözlerini de kapatırsa ciddi bir şekilde küsmüş demek oluyor. Bacak kadar boyuyla resmen dize getiriyor bizi minnoşko :)

Yemek ve kıyafet konusunda kendi tercihleri var. Giyinirken çekmecelerini açıp kendi seçiyor giysilerini, acıkınca da buzdolabını açtırıp yemek istediği şeyleri gösteriyor.

Öyle böyle derken varlığını ortaya koyuyor Bambina :)
İyi ki!
DEVAMINI OKU

27 Aralık 2016

2016'dan 2017'ye


2016 yılı herhalde kime sorsanız zor bir yıl olarak tarihte yerini alacaktır.
Kişsel olarak, toplumsal olarak, hr türlü mikro ve makro bazda herkesin zorlandığı, zor zamanlar yaşadığı, zor süreçlerden geçtiği bir sene...
"Neyseki bitiyor"
"Bitsin gitsin artık" diyor etrafımdaki çoğu kişi.

Peki ben ne düşünüyorum, ne hissediyorum?
2016'nın zor bir yıl olduğuna katılıyorum, evet.
Ama şu anlamda farklı bakıyorum duruma: 2016 yılı bana çok şey öğretti.
Katı bir öğretmendi benim için.
Gerçekleri çat diye yüzüme vurdu, beni çırılçıplak bıraktı.
Saklanacak yer bulamayınca olan ile yüzleşmekten başka çarem kalmadığını gördüm.
Ve yüzleştim bazı şeylerle.
Karanlıklarımla, göz ardı ettiklerimle.

2016 yılında suçluluk ve değersizlik duygularım gün yüzüne çıktı.
Hem de pat diye, hiç beklemediğim zamanlarda.
Bu duyguların bende bu kadar derinde bir yer edindiğini hiç fark etmemişim.
Ya da fark etmişim ama üzerini örtmeyi, onlardan kaçmayı tercih etmişim.
2016 beni bu anlamda yakaladı.
Kendimle yüzleşmemi sağladı.
Bu duyguları ne kadar dönüştürebildim bilmiyorum, muhtemelen bu konuda gidecek daha çok yolum var ama artık onlardan kaçmıyorum. Farkındayım. Bu bile benim için büyük bir başarı, büyük bir adım.
Minnettarım.

2016 yılının başları biraz depresif başladı benim için.
Ücretsiz izinden dönüp işe başladım yıl başında.
İşyerindeki durumlar çok da iç açıcı değildi.
Evdeki durumlar da öyle.
Profesyonel destek almaya başladım.
Üzerinde çalışmak istediğim konu ile asıl çalışmam gereken konu birbirinden epey farklı çıktı, şaşırtıcı bir şekilde.
Beni asıl etkileyen şeylerin bambaşka olduğunu fark ettim.
Ve o destek ile birlikte yavaş yavaş bir dönüşüm sürecine girdim.
Minnettarım.

O süreç devam ederken yeni bir arkadaş grubunun içinde buldum kendimi.
Ve şimdiye kadar göz ardı ettiğim bir yönümü keşfettim o grup sayesinde: Dişilik.
Kadınlık deyince hep annelik gelmiş benim aklıma ve anne kimliği ile var olmuşum, özellikle çocuklardan sonra.
Kadın olduğumu ne hissetmişim, ne de hissetmeye izin vermişim.
Erkek gibi olmakla, erkek gibi düşünmek ve davranmakla bir yerlere gelebileceğimi kodlamışım hep. Ve bu kodlama hep işe yaradığı için başka türlüsünü denememişim bile.
Öyle doğal bir akış içerisinde bu yönümle yüzleştim ki.
Bilerek isteyerek değil, olaylar öyle geliştiği için.
Yapbozun parçaları öyle güzel biraraya geldi ki.
Çabasız, kendiliğinden.
Ve bahsettiğim bu grup yıl bitmeden dağıldı, yani kısmen. Ömrünü tamamladı.
Bana dişiliği öğrettiler ve gittiler. Değiştiler, dönüştüler.
Hep birlikte dönüştük.
Minnettarım. 

Profesyonel desteğe birkaç ay devam ettim, sonra o süreç de kendiliğinden bitti.
İhtiyaç hissetmedim birkaç ay sonra.
Şubat ayında içine girdiğim arkadaş grubu bana beni anlatan ayna oldu.
Kızkardeşler gibi paylaştık herşeyi.
Uzun uzun güldük, uzun uzun ağladık.

Sonra yaz geldi, Temmuz ayında 6 günlük yurtdışı görev seyahatim oldu.
Önce tüm aile gidelim derken son günlere doğru tek başıma gitme durumum ortaya çıktı.
İyi ki de öyle olmuş, dönüşüm 15 Temmuz günü oldu çünkü.
İyi ki ısrar etmemişim ya da tek gidiyor olmama olumsuz tepki vermemişim.
Frankfurt çok güzel ağırladı beni.
Katıldığım program çok şey kattı bana.
Anglo Sakson bir grupla yakınlaştım ve genel olarak çok keyifli vakit geçirdim.
Minnettarım.

 Döndüm, 15 Temmuz günü, memleketin durumu malum.
Temmuz ayındaki olaylardan sonra "Acaba yurtdışına mı gitsek?" diye bir soru oluştu kafamızda.
Çevremizdeki pek çok insan gibi.
Biraz çabaladık kojoyla.
Kapılar aralansaydı belki şimdi burada olmayacaktık.
Ama olmadı, kısmette yokmuş.
Henüz şartlar oluşmamış.
Oluşur ya da oluşmaz, bilemem ama şimdi değilmiş zamanı.
Kaldığımız yerden devam ettik hayata.
Minnettarım. 

Ağustos ayındaki tatil benim için başka bir deneyimdi.
Bambaşka...
Biraz anlatmaya çalışmıştım, burada.
Ruhumun havalandığını hissetttim.
Fiziksel dünyanın ötesinde varoluşlar olduğunu.
Farklı enerji boyutlarını.
Minnettarım. 

Bu deneyimden sonraki iki ay müthiş bir enerji patlaması ile yaşadım diyebilirim.
İçimdeki enerji öyle boyutlara geldi ki bazen, işimi yapamaz hale geldiğimi hatırlıyorum.
İşi gücü bırakıp enerjiyi takip ettim, etkisi hafifleyene kadar.
Araba kullanırken hissettim bazen, trafikte devamlı gülen biri gördüyseniz o ben olabilirim :)
Eylül sonunda katıldığım bir eğitim de enerji konusunda ilerlememe yardımcı oldu.

Ve 13 Ekim.
Arkadaşımın annesinin trafik kazasında vefat ettiği gün.
O gün iki ayda yaşadığım herşey sıfırlandı.
Hızla tavan yapan enerjim daha büyük bir hızla tabana vurdu.
Böyle olmasını bekliyordum, daha doğrusu evrenin kanunu bu.
Hiçbir şey sonsuza kadar devam edemez ve bir uçta olan bir şey diğer uca doğru gitmek zorunda ki kendini nötrlesin.
Sadece ne zaman ve nasıl oalcağını bilmiyordum.
Arkadaşıma verdim biriken tüm enerjimi.
Bir annesi vefat edene, bir de zor bir süreçten geçen başka bir yakın arkadaşıma.
Ama ne oldu?
Bana birşey kalmadı.
Kolumu kaldıramayacak kadar güçsüz düştüm.
İçime kapandım, depresifleştim.
Bu da bir süreçti.
Minnettarım.

Sonra bir arkadaşım kendime getirdi beni.
Bana içinde bulunduğum durumu tüm gerçekliği ile gösterdi ve çıkmam için elini uzattı.
Onun elini tuttum ve dipten yükselmeye başladım.
Bu da bir süreçti, zaman aldı.
Yine birşeyler öğrendim kendimle ilgili.

Kendini tanıma yolculuğunun sonu var mı ki?

Ve öyle böyle derken yılsonu geldi.
2016'yı şehirdışındaki programlar ile kapatıyorum.
Geçen hafta önce İstanbul, sonra da Çanakkale gezilerini yaptım.
İkisi de çok verimli ve çok öğretici oldu benim için.
Hele Çanakkale gezisinden sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyorum.
Harika bir grubun içinde buldum kendimi.
Yol arkadaşlarım var artık.
Ve bir yola girdim, giriyorum.
Girmeye niyet ediyorum.
Minnettarım.

Herşey için minnettarım.

Bu yıl yılbaşı coşkusu farklı bende.
Fiziksel olarak hiçbir şey için heyecan duymuyorum.
Ama 2017'nin benim için başlangıçlar yılı olacağını umuyorum.
Yeni bir başlangıç. Yepyeni bir bakış açısı.
Herşeyin yenilendiği bir dönem başlıyor sanki.
Beklentim yok.
Ama çabam var.
Artık düşünceden eyleme geçme zamanı benim için.
Daha çok eylem.

Çocuklardan hiç bahsetmedim farkındaysanız :)
Benimle ilgili olan şeyleri yazdım 2016 için.
Ama bir şeyi not düşmek isterim.
Aralık ayının ortasında Bambinayı sütten kestim.
Uykusuzluk, geceleri oluşan sırt ve bel ağrıları (Bambina ile birlikte yatmamız ve sabaha kadar açık büfe süt içiyor oluşu nedeniyle) artık istemedğim bir hale dönüşünce ve Bambinanın Bambino kadar aşırı ısrarlı bir doğası olmayınca epey konuşma, bol telkin ile bu süreci güzel bir şekilde tamamladık diye düşünüyorum.
Benim şehirdışına gitmemi bekleyip döndüğümde tamamen kesmeyi planlamıştım ama ben gitmeden bir hafta önce Bambina telkinleri uygulamaya dökmeye başladı kendiliğinden.
Artık benimle uyumuyor ve ben malesef onu uyutamıyorum, bu da normal bir sonuç.
Çünkü benimle başka türlü nasıl uyuyacağını bilmiyor. Bu konuda deneyimi yok.
Kojo ile birlikte salonda yaptığımız yatakta uyuyor iki haftadır.
Uyumak için babasını istiyor minnoş :)
Babasının da canına minnet tabi :)
Bambinoda yaşayamadığı birlikte uyuma hallerini Bambinada doya doya yaşıyor.
Çok şükür, bin şükür.

Herkese mutlu, huzurlu, sağlıklı, şefkat ve gelişim dolu bir 2017 diliyorum :)
DEVAMINI OKU

6 Aralık 2016

74 Aylık Bambinodan İnciler

- Ayağım kaşınıyor
- Hangi ayağın?
- Sooaağ
:)

- Anne, bu tür taklitler yapman hiç hoşuma gitmiyor!
- Peki oğlum.
(Ezik mode on)

Yaptığı yapbozu dik olarak tutup sergilemeye çalışınca yardım etmek için elinden alınca tüm parçalar bir anda yere düşüverdi.

- Anne! 20 saattir uğraştığım şeyi mahvettin! Tüm emeklerin boşa gitti!
(Bu cümleyi kuran biri 6 yaşında olamaz, hayal mi görüyorum ne?!)

Bambino büyüdükçe bazı zamanlarda (bazıdan daha fazla hatta) kendimi karşısında çocuk gibi hissediyorum :)

Bambino kendisi hedef alınarak yapılan şakalardan pek hoşlanmıyor, kendine lakap takılmasını sevmiyor. Hikayelerde adının geçmesinden haz etmiyor.

Bildiğin salon adamı.

O tam bir beyefendi :))

Servis arkadaşları seviyor diye iş çıkışı beni arayıp altın çilek siparişi verecek kadar düşünceli.
Ve plancı. Öyle ki, telefonda bana altın çileği nereden almam gerektiğini bile söylüyor :))

Zihni durmaksızın çalışan ama zihninin de kurbanı olan bir çocuk Bambino.
Korkuları var çünkü. Zihninin oyunları işte.
Karanlıktan korkuyor, hırsız geleceğinden korkuyor, yalnız olmaktan korkuyor.
Bu da geçer elbet.
Başka şeyler başlar :)

Hassas oğlum benim!
Seni çok seviyorum!!!

DEVAMINI OKU

5 Aralık 2016

Bambina 22 Aylık


Bambinonun 22 aylık yazısı burada.

Bambina günden güne serpiliyor, büyüyor.

Evde hepimizi taklit ederek geçiriyor zamanını.
En büyük idolü tabi ki abisi.
O ne yerse onu yiyor, ne giyerse onu giyiyor, nerede oturursa orada oturuyor.
Öyle bir hale geldi ki bu durum, evde sıklıkla şunu söylemeye başladım:
- Bambina kendini Bambino zannediyor :))

Hala konuşmuyor ama mimikler ve taklit yolu ile her derdini anlatmaya devam ediyor.

Hşşş (bana ipad den şarkı açın)
Hşşş baba (baba bana video açsın)
Hşşş E-Ay (abi bana video açsın) (baba yok ise ya da ondan yüz bulamadıysa ikinci adres abi :)) )
Babba iş (Baba işe gitti)
Nani (Nane) (Bunu yeni söylemeye başladı)
Mamma (Genelde mandalina için söylüyor bunu)
Bes (beş) (Bunu çok fazla yerde kullanıyor)

Banyodan çıkartmak istiyorum mesela. Eliyle de 5 yaparak "Bes" diyor, yani 5 dakika daha durmak istiyormuş :))

Sevgi kelebeği Bambina, aklı estikçe gidip birilerine sarılıyor, kucaklıyor.

Çıplak beden seviyor. Göbek deliği, meme uçları hiç kaçmıyor elinden :)))

Çok çok hareketli ve cesur. Yüksekten düşmeyi çok seviyor. Kaymayı, atlamayı, tırmanmayı, sürünmeyi de.

Müzik kulağı var Bambinada. Şarkıları mırıldanıyor, henüz söyleyemese de. Ama çok ilginçtir, melodileri tutturarak söylüyor. Epey isabetli yani. Hangi şarkıyı mırıldandığını biraz dikkat edince anlayabiliyorum. Bunu bir kenara not alalım :))

Sanat ve spora ilgili olacak sanki Bambina. Hele abi kurslara gittiğinde kendisi de çok istekli davranıyor. Can atıyor yapmak için.

Meme ile arası abisi kadar olmasa da yine de çok iyi. Özellikle sabaha karşı çok yoğun istiyor. Büyük konuşmayayım ama sanki bu işin sonuna doğru geliyoruz gibi gibi..

Mavi ve pembeyi seviyor.
Hava soğuk olduğu için dışarıda oynayacak kimseyi bulamıyor ama evdeki abinin varlığı bu konuda epey yardımcı.

Yemek konusunda günü gününe tutmuyor, bir gün yediğini sonra bir ay yemek istemeyebiliyor. O nedenle ne sunacağımı bazen şaşırıyorum diyebilirim.

Kızsal tavırlar, kaprisler, nazlar acaip :)) Özellikle babaya karşı tüm hünerler sergileniyor. Biraz ders alsam iyi olacak aslında :)))

DEVAMINI OKU

2 Aralık 2016

Balığa Gidelim


Haftabaşında bir akşam anneanneden almaya gittim çocukları.
Hava nasıl soğuk, zaten karanlık çökmüş.
Bir an önce eve ulaşmak tek amacım :)

Bambino elinde bir dal parçası ile göründü uzaktan. Dala bağlanmış upuzun bir misina ve ucunda da nerden akıl edildiyse hani böyle musluk başı gibi ağır, metal bir parça. Ağırlık yapsın diye düşünülmüş belli ki.

Bambino: Anne, beni şimdi Eymir'e götürür müsün, eve gitmeden önce?
Ben: Hı?
Bambino: Anne, bugün olta yapımı atölyesine katıldım, işte bu oltayı yaptım. Şimdi de balığa gitmek istiyorum.
Ben: Anladım ama şimdi akşam oldu yavrum, çok karanlık.
Bambino: Ama balık tutmak için görmeye gerek yok ki, balık gelince hissediyorsun zaten.
(Sanırsın 40 yıllık balıkçı!)
Ben: Hmmm (Dumur vaziyette) ... Peki, nerde tutacaksın, kayığımız falan yok?
Bambino: Kenarda durup tutabilirim, açılmaya gerek yok.
Ben: Hava çok soğuk?
Bambino: Arabanın içinde dururum gölün kenarında.
Ben: (Ne diyeceğini bilemez halde, aklına gelen ilk şeyi söyler) Anladım, bu konuyu babanla konuşsan daha iyi olur (Topu kojoya atmaca)

Pek tatmin olmayan Bambino, yolda kendi çözümünü kendi bulur:

- Anne, bari küveti dolduralım da orada balık tutayım ben!

:)))

Ben: Bak o olabilir işte :)

Sonuç?
Eve gidilir, küvet doldurulur. Bambina abisinin dibinden ayrılmadığı için ikisi birlikte balık tutmaca oynarlar. Oltanın ucundaki ağırlığın yarattığı tehlike potansiyeli nedeniyle ben de başlarında beklerim, oyunları bitene kadar :))
DEVAMINI OKU

SOSYAL AĞLAR


İZLEYENLER

Blog Arşivi

HER GÜN MUTLAKA

NE ARADINIZ, YARDIMCI OLALIM?

Kişisel Blog

Copyright © Benden ve Bizden | Powered by Blogger
Design by Lizard Themes | Blogger Theme by Lasantha - PremiumBloggerTemplates.com