10 Ocak 2017

Gerçek Bir Hikaye


Soğuk bir Ocak sabahı, bir adam Washington DC’de bir metro istasyonunda, kemanla 45 dakika boyunca 6 Bach eseri çalar. Bu süre içinde, çoğu işe yetişme telaşındaki yaklaşık bin kişi kemancının önünden geçip, gider…

Kemancı çalmaya başladıktan ancak 3 dakika kadar sonra, ilk kez orta yaşlı bir adam kemancıyı fark edip, yavaşlar ve birkaç saniye sonra da gitmek zorunda olduğu yere yetişmek üzere yine hızla yoluna devam eder.

Kemancı ilk 1 dolar bahşişini bundan bir dakika kadar sonra alır. Bir kadın yürümesine ara vermeksizin parayı kemancının önüne koyduğu kaba atarak, hızla geçer, gider.

Birkaç dakika sonra, bir başka adam duraklayıp, eğilerek dinlemeye başlar ancak saatine göz attığında işe geç kalmamak için acele ettiğini belirten ifadelerle hızla yoluna devam eder.

En fazla dikkatle duran ise 3 yaşlarında bir oğlan çocuğu olur. Annesinin çekiştirmelerine rağmen, çocuk önünde durur ve dikkatle kemancıya bakar. En sonunda annesi daha hızlı, çekiştirerek çocuğu yürümeye zorlar. Oğlan arkasına dönüp dönüp kemancıya bakarak, çaresizce annesinin peşinden gider. Buna benzer şekilde birkaç çocuk daha olur ve hepsi de anne, babaları tarafından yürümeye devam için zorlanarak, uzaklaştırılırlar.

Çaldığı 45 dakika boyunca kemancının önünde sadece 6 kişi, çok kısa bir süre durur. 20 kişi duraklamadan, yürümeye devam ederek, para verir. Kemancı çaldığı süre içinde 32 dolar toplar. Çalmayı bitirdiğinde ise sessizlik hakim olur ve kimse onun durduğunu fark etmez, alkışlamaz.

Hiç kimse onun dünyanın en iyi kemancısı Joshua Bell olduğunu ve elindeki 3,5 milyon dolarlık kemanla, yazılmış en karmaşık eserleri çaldığını anlamaz. Oysa Joshua Bell’in metrodaki bu mini konserinden iki gün önce Boston’da verdiği konser biletleri ortalama 100 dolara satılmıştı…

Bu gerçek bir hikayedir ve Joshua Bell’in öylesine bir kılıkla metroda keman çalması, Washington Post gazetesi tarafından algılama, keyif alma ve öncelikler üzerine yapılan bir sosyal deney gereği kurgulanmıştır.

Sorgulanan şeyler şunlardı: Sıradan bir yerde, uygunsuz bir saatte güzelliği algılayabiliyor muyuz? Durup ondan keyif alıyor muyuz? Beklenmedik bir ortamda, bir yeteneği tanıyabiliyor muyuz?

Bu deneyden çıkarılacak kıssadan hisse ise; dünyanın en iyi müzisyeni, dünyadaki en iyi müziği çalarken, önünde durup, dinleyecek bir dakikamız dahi yoksa, başka neleri kaçırıyoruz acaba?
Alıntı

Kaynak: https://anetteinselberg.com/2017/01/08/bu-gercek-bir-hikayedir/
Foto: http://blogs.wdav.org/2014/09/joshua-bell-the-subway-part-ii-an-experiment-of-beauty-and-context/
DEVAMINI OKU

5 Ocak 2017

Bambina 23 Aylık


Bambina 23 aylık oldu bile!

Abisine çok düşkün. Çok da anaç; abisi olmadan ne yemek yiyor ne banyo yapıyor. İlla onu da düşünüyor ve soruyor. Korumacı minnoş.

M.e.meden kesildiğinden beri benimle uyuyamıyor. Benim uyutma çabalarım genelde başarısız sonuçlanıyor. Çözüm olarak kojoyla Bambinayı aynı yatakta yatırıyoruz :) Babası gelmeden uyumuyor. Kojo iş seyahatine gittiğinde ciddi anlamda uykusuz geceler geçiriyorum, çok parçalı uyuyor ve çok çabuk uyanıyor ben varken. Babası tatlı sert bir yaklaşımla hemen uykuya dalmasını sağlayabiliyor.

Geçen hafta önce ateş, sonra hırıltılı nefes alma olayı yaşadı Bambina. Bronşitten korktum ama neyseki o kadar ilerlememiş. Gece pusette uyuyup çok defa uyanınca üşütüyor, en temel sebebi bu.

Tatlıya düşkün Bambina. Damak zevki olarak tatlı yiyecekler onu mest ediyor. Kojoya göre ileride etli butlu bir kadın olacak Bambina :))) Kaşık kaşık pekmez yiyor. Bir de geçen hafta yılbaşında aldığımız pastayı hala unutamadı, her gün defalarca pasta soruyor.

Hala konuşmuyor, çok ufak ufak üç harfli kelimeler çıkmaya başladı ağzından:
-Aç
-Bak
-Aaç (Ağaç)
-Mama
-Bebe (Bebek)
-Bes (Beş) (Tek söylediği rakam bu)

Çok güzel hayvan taklidi yapıyor, ses kaydı almaya çalışıyorum bu konuda :) Taklitlerinin melodisi, sesinin alçalıp yükselmesi sanki Türk olmayan birinin Türkçe öğrenirkenki hali gibi :)

Saçları da uzamaya başladı ama toka taktırmıyor hanfendi :)

Sabah akşam "hşş" diye tabir ettiği videoları izlemek istiyor Bambina. Ben hiç ilgilenmiyorum, babası ile arasında bu olay :)

Banyo yapmayı, su ile oynamayı çok seviyor. Biz diş fırçalarken yeşil taburesini lavabonun önüne koyup o da dişlerini fırçalıyor :) Günde en az bir seans bulaşık ya da eşya yıkıyor mutfakta ya da banyoda. Deniz resmi görünce ya da konuşmada deniz sözü geçerse ellerini yumruk yapıp dirseklerini bükerek kollarını yukarı aşağı kaldırıp indiriyor; ki bu hareket "Ben de istiyorum, ben de ben de!" anlamına geliyor :)

Gönlü olmayınca kollarını kavuşturup tavır yapıyor. Gözlerini de kapatırsa ciddi bir şekilde küsmüş demek oluyor. Bacak kadar boyuyla resmen dize getiriyor bizi minnoşko :)

Yemek ve kıyafet konusunda kendi tercihleri var. Giyinirken çekmecelerini açıp kendi seçiyor giysilerini, acıkınca da buzdolabını açtırıp yemek istediği şeyleri gösteriyor.

Öyle böyle derken varlığını ortaya koyuyor Bambina :)
İyi ki!
DEVAMINI OKU

27 Aralık 2016

2016'dan 2017'ye


2016 yılı herhalde kime sorsanız zor bir yıl olarak tarihte yerini alacaktır.
Kişsel olarak, toplumsal olarak, hr türlü mikro ve makro bazda herkesin zorlandığı, zor zamanlar yaşadığı, zor süreçlerden geçtiği bir sene...
"Neyseki bitiyor"
"Bitsin gitsin artık" diyor etrafımdaki çoğu kişi.

Peki ben ne düşünüyorum, ne hissediyorum?
2016'nın zor bir yıl olduğuna katılıyorum, evet.
Ama şu anlamda farklı bakıyorum duruma: 2016 yılı bana çok şey öğretti.
Katı bir öğretmendi benim için.
Gerçekleri çat diye yüzüme vurdu, beni çırılçıplak bıraktı.
Saklanacak yer bulamayınca olan ile yüzleşmekten başka çarem kalmadığını gördüm.
Ve yüzleştim bazı şeylerle.
Karanlıklarımla, göz ardı ettiklerimle.

2016 yılında suçluluk ve değersizlik duygularım gün yüzüne çıktı.
Hem de pat diye, hiç beklemediğim zamanlarda.
Bu duyguların bende bu kadar derinde bir yer edindiğini hiç fark etmemişim.
Ya da fark etmişim ama üzerini örtmeyi, onlardan kaçmayı tercih etmişim.
2016 beni bu anlamda yakaladı.
Kendimle yüzleşmemi sağladı.
Bu duyguları ne kadar dönüştürebildim bilmiyorum, muhtemelen bu konuda gidecek daha çok yolum var ama artık onlardan kaçmıyorum. Farkındayım. Bu bile benim için büyük bir başarı, büyük bir adım.
Minnettarım.

2016 yılının başları biraz depresif başladı benim için.
Ücretsiz izinden dönüp işe başladım yıl başında.
İşyerindeki durumlar çok da iç açıcı değildi.
Evdeki durumlar da öyle.
Profesyonel destek almaya başladım.
Üzerinde çalışmak istediğim konu ile asıl çalışmam gereken konu birbirinden epey farklı çıktı, şaşırtıcı bir şekilde.
Beni asıl etkileyen şeylerin bambaşka olduğunu fark ettim.
Ve o destek ile birlikte yavaş yavaş bir dönüşüm sürecine girdim.
Minnettarım.

O süreç devam ederken yeni bir arkadaş grubunun içinde buldum kendimi.
Ve şimdiye kadar göz ardı ettiğim bir yönümü keşfettim o grup sayesinde: Dişilik.
Kadınlık deyince hep annelik gelmiş benim aklıma ve anne kimliği ile var olmuşum, özellikle çocuklardan sonra.
Kadın olduğumu ne hissetmişim, ne de hissetmeye izin vermişim.
Erkek gibi olmakla, erkek gibi düşünmek ve davranmakla bir yerlere gelebileceğimi kodlamışım hep. Ve bu kodlama hep işe yaradığı için başka türlüsünü denememişim bile.
Öyle doğal bir akış içerisinde bu yönümle yüzleştim ki.
Bilerek isteyerek değil, olaylar öyle geliştiği için.
Yapbozun parçaları öyle güzel biraraya geldi ki.
Çabasız, kendiliğinden.
Ve bahsettiğim bu grup yıl bitmeden dağıldı, yani kısmen. Ömrünü tamamladı.
Bana dişiliği öğrettiler ve gittiler. Değiştiler, dönüştüler.
Hep birlikte dönüştük.
Minnettarım. 

Profesyonel desteğe birkaç ay devam ettim, sonra o süreç de kendiliğinden bitti.
İhtiyaç hissetmedim birkaç ay sonra.
Şubat ayında içine girdiğim arkadaş grubu bana beni anlatan ayna oldu.
Kızkardeşler gibi paylaştık herşeyi.
Uzun uzun güldük, uzun uzun ağladık.

Sonra yaz geldi, Temmuz ayında 6 günlük yurtdışı görev seyahatim oldu.
Önce tüm aile gidelim derken son günlere doğru tek başıma gitme durumum ortaya çıktı.
İyi ki de öyle olmuş, dönüşüm 15 Temmuz günü oldu çünkü.
İyi ki ısrar etmemişim ya da tek gidiyor olmama olumsuz tepki vermemişim.
Frankfurt çok güzel ağırladı beni.
Katıldığım program çok şey kattı bana.
Anglo Sakson bir grupla yakınlaştım ve genel olarak çok keyifli vakit geçirdim.
Minnettarım.

 Döndüm, 15 Temmuz günü, memleketin durumu malum.
Temmuz ayındaki olaylardan sonra "Acaba yurtdışına mı gitsek?" diye bir soru oluştu kafamızda.
Çevremizdeki pek çok insan gibi.
Biraz çabaladık kojoyla.
Kapılar aralansaydı belki şimdi burada olmayacaktık.
Ama olmadı, kısmette yokmuş.
Henüz şartlar oluşmamış.
Oluşur ya da oluşmaz, bilemem ama şimdi değilmiş zamanı.
Kaldığımız yerden devam ettik hayata.
Minnettarım. 

Ağustos ayındaki tatil benim için başka bir deneyimdi.
Bambaşka...
Biraz anlatmaya çalışmıştım, burada.
Ruhumun havalandığını hissetttim.
Fiziksel dünyanın ötesinde varoluşlar olduğunu.
Farklı enerji boyutlarını.
Minnettarım. 

Bu deneyimden sonraki iki ay müthiş bir enerji patlaması ile yaşadım diyebilirim.
İçimdeki enerji öyle boyutlara geldi ki bazen, işimi yapamaz hale geldiğimi hatırlıyorum.
İşi gücü bırakıp enerjiyi takip ettim, etkisi hafifleyene kadar.
Araba kullanırken hissettim bazen, trafikte devamlı gülen biri gördüyseniz o ben olabilirim :)
Eylül sonunda katıldığım bir eğitim de enerji konusunda ilerlememe yardımcı oldu.

Ve 13 Ekim.
Arkadaşımın annesinin trafik kazasında vefat ettiği gün.
O gün iki ayda yaşadığım herşey sıfırlandı.
Hızla tavan yapan enerjim daha büyük bir hızla tabana vurdu.
Böyle olmasını bekliyordum, daha doğrusu evrenin kanunu bu.
Hiçbir şey sonsuza kadar devam edemez ve bir uçta olan bir şey diğer uca doğru gitmek zorunda ki kendini nötrlesin.
Sadece ne zaman ve nasıl oalcağını bilmiyordum.
Arkadaşıma verdim biriken tüm enerjimi.
Bir annesi vefat edene, bir de zor bir süreçten geçen başka bir yakın arkadaşıma.
Ama ne oldu?
Bana birşey kalmadı.
Kolumu kaldıramayacak kadar güçsüz düştüm.
İçime kapandım, depresifleştim.
Bu da bir süreçti.
Minnettarım.

Sonra bir arkadaşım kendime getirdi beni.
Bana içinde bulunduğum durumu tüm gerçekliği ile gösterdi ve çıkmam için elini uzattı.
Onun elini tuttum ve dipten yükselmeye başladım.
Bu da bir süreçti, zaman aldı.
Yine birşeyler öğrendim kendimle ilgili.

Kendini tanıma yolculuğunun sonu var mı ki?

Ve öyle böyle derken yılsonu geldi.
2016'yı şehirdışındaki programlar ile kapatıyorum.
Geçen hafta önce İstanbul, sonra da Çanakkale gezilerini yaptım.
İkisi de çok verimli ve çok öğretici oldu benim için.
Hele Çanakkale gezisinden sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyorum.
Harika bir grubun içinde buldum kendimi.
Yol arkadaşlarım var artık.
Ve bir yola girdim, giriyorum.
Girmeye niyet ediyorum.
Minnettarım.

Herşey için minnettarım.

Bu yıl yılbaşı coşkusu farklı bende.
Fiziksel olarak hiçbir şey için heyecan duymuyorum.
Ama 2017'nin benim için başlangıçlar yılı olacağını umuyorum.
Yeni bir başlangıç. Yepyeni bir bakış açısı.
Herşeyin yenilendiği bir dönem başlıyor sanki.
Beklentim yok.
Ama çabam var.
Artık düşünceden eyleme geçme zamanı benim için.
Daha çok eylem.

Çocuklardan hiç bahsetmedim farkındaysanız :)
Benimle ilgili olan şeyleri yazdım 2016 için.
Ama bir şeyi not düşmek isterim.
Aralık ayının ortasında Bambinayı sütten kestim.
Uykusuzluk, geceleri oluşan sırt ve bel ağrıları (Bambina ile birlikte yatmamız ve sabaha kadar açık büfe süt içiyor oluşu nedeniyle) artık istemedğim bir hale dönüşünce ve Bambinanın Bambino kadar aşırı ısrarlı bir doğası olmayınca epey konuşma, bol telkin ile bu süreci güzel bir şekilde tamamladık diye düşünüyorum.
Benim şehirdışına gitmemi bekleyip döndüğümde tamamen kesmeyi planlamıştım ama ben gitmeden bir hafta önce Bambina telkinleri uygulamaya dökmeye başladı kendiliğinden.
Artık benimle uyumuyor ve ben malesef onu uyutamıyorum, bu da normal bir sonuç.
Çünkü benimle başka türlü nasıl uyuyacağını bilmiyor. Bu konuda deneyimi yok.
Kojo ile birlikte salonda yaptığımız yatakta uyuyor iki haftadır.
Uyumak için babasını istiyor minnoş :)
Babasının da canına minnet tabi :)
Bambinoda yaşayamadığı birlikte uyuma hallerini Bambinada doya doya yaşıyor.
Çok şükür, bin şükür.

Herkese mutlu, huzurlu, sağlıklı, şefkat ve gelişim dolu bir 2017 diliyorum :)
DEVAMINI OKU

6 Aralık 2016

74 Aylık Bambinodan İnciler

- Ayağım kaşınıyor
- Hangi ayağın?
- Sooaağ
:)

- Anne, bu tür taklitler yapman hiç hoşuma gitmiyor!
- Peki oğlum.
(Ezik mode on)

Yaptığı yapbozu dik olarak tutup sergilemeye çalışınca yardım etmek için elinden alınca tüm parçalar bir anda yere düşüverdi.

- Anne! 20 saattir uğraştığım şeyi mahvettin! Tüm emeklerin boşa gitti!
(Bu cümleyi kuran biri 6 yaşında olamaz, hayal mi görüyorum ne?!)

Bambino büyüdükçe bazı zamanlarda (bazıdan daha fazla hatta) kendimi karşısında çocuk gibi hissediyorum :)

Bambino kendisi hedef alınarak yapılan şakalardan pek hoşlanmıyor, kendine lakap takılmasını sevmiyor. Hikayelerde adının geçmesinden haz etmiyor.

Bildiğin salon adamı.

O tam bir beyefendi :))

Servis arkadaşları seviyor diye iş çıkışı beni arayıp altın çilek siparişi verecek kadar düşünceli.
Ve plancı. Öyle ki, telefonda bana altın çileği nereden almam gerektiğini bile söylüyor :))

Zihni durmaksızın çalışan ama zihninin de kurbanı olan bir çocuk Bambino.
Korkuları var çünkü. Zihninin oyunları işte.
Karanlıktan korkuyor, hırsız geleceğinden korkuyor, yalnız olmaktan korkuyor.
Bu da geçer elbet.
Başka şeyler başlar :)

Hassas oğlum benim!
Seni çok seviyorum!!!

DEVAMINI OKU

5 Aralık 2016

Bambina 22 Aylık


Bambinonun 22 aylık yazısı burada.

Bambina günden güne serpiliyor, büyüyor.

Evde hepimizi taklit ederek geçiriyor zamanını.
En büyük idolü tabi ki abisi.
O ne yerse onu yiyor, ne giyerse onu giyiyor, nerede oturursa orada oturuyor.
Öyle bir hale geldi ki bu durum, evde sıklıkla şunu söylemeye başladım:
- Bambina kendini Bambino zannediyor :))

Hala konuşmuyor ama mimikler ve taklit yolu ile her derdini anlatmaya devam ediyor.

Hşşş (bana ipad den şarkı açın)
Hşşş baba (baba bana video açsın)
Hşşş E-Ay (abi bana video açsın) (baba yok ise ya da ondan yüz bulamadıysa ikinci adres abi :)) )
Babba iş (Baba işe gitti)
Nani (Nane) (Bunu yeni söylemeye başladı)
Mamma (Genelde mandalina için söylüyor bunu)
Bes (beş) (Bunu çok fazla yerde kullanıyor)

Banyodan çıkartmak istiyorum mesela. Eliyle de 5 yaparak "Bes" diyor, yani 5 dakika daha durmak istiyormuş :))

Sevgi kelebeği Bambina, aklı estikçe gidip birilerine sarılıyor, kucaklıyor.

Çıplak beden seviyor. Göbek deliği, meme uçları hiç kaçmıyor elinden :)))

Çok çok hareketli ve cesur. Yüksekten düşmeyi çok seviyor. Kaymayı, atlamayı, tırmanmayı, sürünmeyi de.

Müzik kulağı var Bambinada. Şarkıları mırıldanıyor, henüz söyleyemese de. Ama çok ilginçtir, melodileri tutturarak söylüyor. Epey isabetli yani. Hangi şarkıyı mırıldandığını biraz dikkat edince anlayabiliyorum. Bunu bir kenara not alalım :))

Sanat ve spora ilgili olacak sanki Bambina. Hele abi kurslara gittiğinde kendisi de çok istekli davranıyor. Can atıyor yapmak için.

Meme ile arası abisi kadar olmasa da yine de çok iyi. Özellikle sabaha karşı çok yoğun istiyor. Büyük konuşmayayım ama sanki bu işin sonuna doğru geliyoruz gibi gibi..

Mavi ve pembeyi seviyor.
Hava soğuk olduğu için dışarıda oynayacak kimseyi bulamıyor ama evdeki abinin varlığı bu konuda epey yardımcı.

Yemek konusunda günü gününe tutmuyor, bir gün yediğini sonra bir ay yemek istemeyebiliyor. O nedenle ne sunacağımı bazen şaşırıyorum diyebilirim.

Kızsal tavırlar, kaprisler, nazlar acaip :)) Özellikle babaya karşı tüm hünerler sergileniyor. Biraz ders alsam iyi olacak aslında :)))

DEVAMINI OKU

2 Aralık 2016

Balığa Gidelim


Haftabaşında bir akşam anneanneden almaya gittim çocukları.
Hava nasıl soğuk, zaten karanlık çökmüş.
Bir an önce eve ulaşmak tek amacım :)

Bambino elinde bir dal parçası ile göründü uzaktan. Dala bağlanmış upuzun bir misina ve ucunda da nerden akıl edildiyse hani böyle musluk başı gibi ağır, metal bir parça. Ağırlık yapsın diye düşünülmüş belli ki.

Bambino: Anne, beni şimdi Eymir'e götürür müsün, eve gitmeden önce?
Ben: Hı?
Bambino: Anne, bugün olta yapımı atölyesine katıldım, işte bu oltayı yaptım. Şimdi de balığa gitmek istiyorum.
Ben: Anladım ama şimdi akşam oldu yavrum, çok karanlık.
Bambino: Ama balık tutmak için görmeye gerek yok ki, balık gelince hissediyorsun zaten.
(Sanırsın 40 yıllık balıkçı!)
Ben: Hmmm (Dumur vaziyette) ... Peki, nerde tutacaksın, kayığımız falan yok?
Bambino: Kenarda durup tutabilirim, açılmaya gerek yok.
Ben: Hava çok soğuk?
Bambino: Arabanın içinde dururum gölün kenarında.
Ben: (Ne diyeceğini bilemez halde, aklına gelen ilk şeyi söyler) Anladım, bu konuyu babanla konuşsan daha iyi olur (Topu kojoya atmaca)

Pek tatmin olmayan Bambino, yolda kendi çözümünü kendi bulur:

- Anne, bari küveti dolduralım da orada balık tutayım ben!

:)))

Ben: Bak o olabilir işte :)

Sonuç?
Eve gidilir, küvet doldurulur. Bambina abisinin dibinden ayrılmadığı için ikisi birlikte balık tutmaca oynarlar. Oltanın ucundaki ağırlığın yarattığı tehlike potansiyeli nedeniyle ben de başlarında beklerim, oyunları bitene kadar :))
DEVAMINI OKU

18 Kasım 2016

Biraz da Benden

Öyle hızlandı ki zaman.
Gündemimde olan bir konunun birkaç saat sonra yerini başka bir konuya devrettiğini görüyorum.
Hepsi farklı, hepsi ayrı konular.
Birine odaklanıp duygularımı tam anlamıyla hissedemeden ve yaşayamadan bir başkası geliyor.

Ağustos'taki tatilden beri enerjim epey yüksekti.
Normalden daha fazla hem de.
Ben bile şaşıyordum hallerime, düşüncelerime, hislerime.
Elbette ki hayat döngülerden ibaret.
Her çıkışın bir inişi, her inişin de bir çıkışı var.
Benim çıkışım 2 ay sürdü...

13 Ekim'de bir arkadaşım bir trafik kazası sonucu annesini kaybetti.
O arkadaşım ile o tarihte İzmir'deydik, günübirlik.
Çok da güzel bir gün geçirmiştik.
Akşam arkadaşımı eve bıraktıktan sonra kendi evime gittim.
Yarım saat sonra beni aramış, telefon sessizde olduğu için duymamışım.
Gece gördüm, sabah soluğu yanında aldım.
Tüm enerjimi arkadaşıma verdim, yapılması gerekenlerle ilgilendim.
Sonrasında müthiş bir iniş yaşamaya başladım.

Yardıma ihtiyacı olan bir başka arkadaşıma da elimden geleni yaptım, birkaç gün sonrasında.
Ama hissettiğim şey şuydu: Beni emip bitiren bir vampir. Benim tüm gücümü kendine almış ve hala güç talep etmekte olan bir enerji vampiri.

İki hafta kadar tabiri caiz ise "süründüm".
"Düşük güç modu"nda yaşamaya başladım.
Bu arada çok ilginçtir ki hiç ummadığım insanlar arayıp sormaya başladılar, görüşmek istediler.
Vaktim olmadığı için görüşemedim, iyi ki de görüşmemişim. Onların da vampir olduğunu ertesi hafta görüşünce anladım.

Ne çok insan varmış başkalarının enerjisi üzerinden yaşayan.
Ve ben ne kadar az farkındaymışım bunun.
Kendimi koruyacak şeyleri ne kadar az uyguluyormuşum.
Bilerek ve isteyerek kendimden verip duruyormuşum.

Beni inişte iken durduran kişi çok yakın bir arkadaşım oldu.
Fiziksel olarak aramızda mesafler vardı ama sözleri ruhumu tam 12'den vurmuştu.
Mario Frangoulis ile tanıştım o gün.
Yunan tenör kendisi.
Dinleyin :)

İnişi durdurduk ama hala çıkışta olduğum söylenemez.
Öyle çok şey olup bitiyor ki çünkü.

6 Kasım'da evde çocuklarla oyun oynarken burnuma bir darbe aldım.
"Burnum acıdı" dedim ve oynamaya devam ettim.
1,5 saat sonra baktım hala acıyor, gecenin 9'unda acilde buldum kendimi.
Burnum kırılmış!
Bir de çatlak var.
Ertesi gün iki farklı KBB uzmanı ile görüştüm.
Ameliyata gerek olmadığını, kemiğin kendi kendine kaynayabileceğini söylediler.
Ne bir sargı, ne bir atel.
Öylece çıktım yanlarından.

Daha önce de trafik kazası geçirip burnumu kırmıştım, buyrun buradan hatırlayın.
Nisan 2014'te, İstanbul'dan gelirken otobüsün ani fren yapması nedeniyle kafamı ön koltuğa çarpıp burnumu kırmıştım.
Bu ikinci kırık oldu.
Ha, bir de 2006 Şubat'ında deviasyon ve burun eti ameliyatı olmuştum.
Onu da sayarsak bu 3. vaka.

Günler geçtikçe nefes problemi yaşamaya başladım.
Burnum hafif sağa kaykılmaya başladı.
Ve ağrıyor.
Soluğu estetik cerrahi uzmanında aldım, KBB'cilere güvenim kalmadı artık.
Detaylı muayene ve sonrasında çektirdiğim tomografiye bakınca 3. ameliyatın gerekli olduğu ortaya çıktı.
Ama 6 ay sonra.
Önce kemik kaynayacak ve güçlenecek.
Şimdilik Mayıs 2017 olarak not aldık ameliyat tarihini.

Benim başıma bunlar geldi ama ne doğru düzgün dinlenip kendime gelebildim, ne de kendime üzülecek an bulabildim.
Çevremde öyle travmatik olaylar olup bitti ki, kendi derdimi yaşayamadım.

Bir arkadaşımın beyninde 5 cm tümör tespit edildi ve 4 gün sonra ameliyata alındı.
Öyle "tesadüf" eseri tespit edildi ki bu durum..

Başka bir arkadaşımın babası felç geçirdi. Durum kritik.

Ne ara yaşlandık da evlilik, çocuk gibi güzel haberler yerine hastalık ve ölüm haberleri daha çok almaya başladık?

Günlük koşturmaca öyle bir hıza ulaştı ki yazmaya kalksam ben yazıyı bitirene kadar tedavül süresi dolmuş olur kesin.
İşyerindeki durumlar...
Evdekilerin halleri..
Kojonun durumları...
Annemlerin hali...

Geleni yaşıyorum.
Enerjimi yükseltmeye çalışıyorum.
Grip olmayaydım iyiydi!

Az kalsın unutup yazıyı bitiriyordum, 15 Kasım'da bir yaş daha aldım :))
Fotoğraf o güne ait :)
DEVAMINI OKU

5 Kasım 2016

Bambina 21 Aylık


Bambinonun 21 aylık yazısı burada.

En sevdiği renk: Mavi

En sevdiği oyuncak: Fi.sh.er P.r.ice'ın konuşan köpeği.

En sevdiği şarkı: "Wheels of the bus go round and round" Bu şarkıyı istediği zaman "şşşş şşşş" diyor. Meğer şarkıdaki "Mothers on the bus say sshh shh shh..." bölümünden öğrenmiş :)

Uyku: Çok parçalı. Gece bana göre çok kere kalkıyor ve emerek uykuya devam ediyor. Birlikte yatıyoruz. Saabh uyanınca benim de uyanıp kalkmamı istiyor hemen. Bir de üst katta yatan abisini merak ediyor ve soruyor. Biraz daha sabır.

Beslenme: Yumurtanın sarısını vermeye başladık, şimdilik bir sorun görünmüyor. Süt ve peynir hala yemiyor. Tuzludan ziyade tatlıya meyilli minnoş ama çok tatlı olmayacak :) Değişik bir damak tadı var. Hala babasının yediklerini yemek istiyor, aynısı benim tabağımda da olmasına rağmen illa babasınkinden yiyecek :)) Kendi yemeğini kendisi yiyor. Doyunca kalkıyor, kendi işini görüyor.

Oyun: Hareketli oyunları seviyor. Birşeylerin yere düşmesi, aniden fırlaması gibi oyunlar çok hoşuna gidiyor. Tam bir aksiyon insanı. Kendi kendine evi dolaşıp şarkı söylüyor ve dans ediyor. Neşeli olduğunda kendi kendini çok güzel eğlendirebiliyor.

Konuşma: Malesef bu konuda henüz fazla yol alamadık.
Anne
Baba
E-ay
Dede
Avva (Anneannesi)
Maga (Maka)
Ba (Bitti)
Mmmm-mmmm-mmmm-mmmm-mmmm (Su)
Gaga (kaka)
ci (çiş)

Tüm söyledikleri bu kadar. Onun dışında bolca mimik ve ünlem çıkıyor ağzından. "A-aaaa" yı nasıl dediğinden anlıyoruz şaşkınlık ya da başka bir duyguyu anlattığını :)

Kızdığında vuruyor, ısırıyor, kendini yere atıyor. Konuşmaya başladığında çözüleceğini umuyorum.

Minyatür bir insan oldu çıktı Bambina. Evin minik neşesi, abisinin legolarına göz diken lego canavarı, babasının gözlüklerine dadanan yaramaz, annesinin makyaj malzemelerine sulanan kokoş, anneannesine istediğini yaptıran gözüaçık, dedesinin telefonundan şarkı izleyen tablet jenerasyonu üyesi, sevmesi, mıncırması pek keyifli tonton :))
DEVAMINI OKU

5 Ekim 2016

Bambina 20 Aylık

Bambinonun 20 Aylık yazısı burada, okuyup o günleri hatırlamak isteyenler için :)

Bambina da 20 aylık oldu çıktı.

Kendisi çok canayakın, sosyal, girişken, oyuncu, cilveli, flörtöz, hareketli oyunlardan keyif alan, acı eşiği oldukça yüksek bir kız bebek :)

Babası ile aralarındaki etkileşimi uzaktan izledikçe mest oluyorum, bir flört ediyorlar gözümün önünde, anlatamam :)) Bakışmalar, manalı gülüşmeleri göz süzmeler.. Yahu nasıl da biliyor kız çocuğu bu tavırları, mimikleri? Fıtratta var işte.. Hayret ediyorum ve kendime ders ççıkartmaya çalışıyorum. Yetiştirilirken kendimi korumak ve kendimi toplumda kabul ettirebilmek için erkeksi tavırların daha çok istendiği şeklinde bir yargı ile büyüdüğüm için kadın olan aslımı reddetme noktasına kadar gitmiş bir insanım ben :)) Kızımdan öğreneceğim çok şey var o nedenle :))

Sinirli kadın Bambina :) İstediği olmadığı an kendini yere atıyor ya da çoğlık çığlığa bağırıyor.. Eskisi gibi bir yerleri ısırmıyor, onun iyi olmadığını anladı.. Bazen çok içerliyor, öyle zamanlarda kucağıma alıp ağlamasına izin veriyorum ve duygusuna ayna oluyorum. Eğer timsah gözyaşları ise hiç oralı olmuyorum, yerde tepinmeye ve ağlamaya devam ediyor bir süre daha. Çok şükür ikisini genelde doğru ayırt edebiliyorum :)

Abisi ile video izleme konusunda anlaşamıyorlar. Bir düzen tutturmuştuk ama yeni ihtiyaçlar yeni düzenlemeler gerektiriyor. Elbet yeni bir düzen kurarız bu konuda da, no problem!

Abisi küçükken masadaki tüm yemekleri birbirine karıştırır, tabaktakini bardağa, bardaktakini masaya filan dökerek kendince icatlar yapardı. Bambina da aynısını yapmaya başlayınca bir an dejavu yaşıyorum sandım :)) Çok seviyor yemekleri oyuncak etmeyi. Bazen görmezden geliyorum, bazen doğruca banyoya götürüyorum, bazen de izin vermiyorum (ki o zaman çığlığı basıyor). İdare edip gidiyoruz işte :)

Dışarıda olmayı çok seviyor Bambina. Tüm gün gezsin, ondan mutlusu yok :) Hele yanında ablalar abiler var ise, ortam kalabalık ise değmeyin keyfine :)

Mavi rengi seviyor Bambina. Eli hep maviye gidiyor. Benim de en sevdiğim renktir mavi, o nedenle çocuklarımla bu konuda ortak bir noktada olmamızdan memnunum :))

Pedalsız bisiklet Ne.o.m.oto'ya binmeye başladı Bambina. Kendi kendine sürüp ilerliyor evde.

Etle pek arası yok, arada bir köfte yiyor sadece. Patates seviyor. Meyvelerde bile seçici. Üzüm, kavun, karpuz, elma seviyor.

Hareketli oyun seviyor. Hiçbir şey bulamaz ise kendi kendine dönmeye başlıyor, illa bir eğlence buluyor.

Birşey istemediğinde kafasını iki yana sallıyor ve "ı-ıh" diye söyleniyor uzun uzun :)

Bir de "A-aaa" deyişi var ki efsane bir ünlem :)) Şaşırıyor, öyle içten, öyle samimi şaşırıyor ki alıp içime sokasım geliyor :)

Öyle böyle büyüyor Bambina, sevgiyle, neşeyle, sağlıkla.. Her halimize çok şükür..
DEVAMINI OKU

4 Ekim 2016

Bambino 72 Aylık- 6 Yaşında!

Bambino tam 6 yaşında bugün itibariyle!

Ne ara doğdun, ne ara büyüdün, ne ara okula başladın, ne ara tamamladın 6 yılı şu hayatta be yavrum?

"Doğan büyüyor." Net!

0-6 yaş ya da okul öncesi dönem belki de bir insanın hayatındaki en önemli dönem. Bilinçaltındaki çalışmaların büyük ölçüde tamamlandığı, en azından temel verilerin oturduğu bir dönem bitmiş oldu Bambino için. Bilinçaltında bu dönemde alınan telkinler doğruluğu ve geçerliliği değerlendirilmeden kabul ediliyor. Bu telkinlerin üzerine hep yenisi ekleniyor ve zaman geçtikçe iyice kalıplaşmış bir hal alıyor. Hatta ileriki yaşlarda ortaya çıkan tüm fiziksel ve psikolojik sorunlar bu kalıplaşmış telkinlerden meydana geliyor. Yani küçük yaşlarda işimize yarayan ve hayatta kalmamıza yarayan bu kalıplar büyüdükçe ayağımıza dolaşıyor ve bizi değişmekten alıkoymaya başlıyor. Bu sadece Bambino için değil, hepimiz için geçerli. Ego dediğimiz ve genelde kötü olarak nitelendirilen durum aslında yapısı ve mantığı anlaşılırsa mutlak kötü asla değil. Sadece artık egoya ihtiyacımız kalmadığını fark etmemiz gerekiyor belli bir seviyeye gelince :))

Oğlanın doğumgünü yazısını kişisel gelişim yazısına döndürmeyi başardığım için kendimi tebrik ediyorum :)))

Ama belli mi olur, ileride bu yazdıklarımı olur da okur ise kendini sorgular belki, ben yazıp denize atayım da, ihtiyacı olan gelir bulur nasılsa :))

Bambinonun aşırı çalışan ve durmayan zihin aktivitelerini dengelemek üzere kendisini beden farkındalığına yönlendirmeye bir anne olarak karar vermiş bulunmaktayım :)) Bu kapsamda kendisini yüzme ve jimnastik kursuna göndererek düşünmesine zaman bırakmamaya niyet ediyorum :)) Bedenini fark etsin, sınırlarını fark etsin, hangi organ ne işe yarar, nasıl nefes alıp verilir öğrensin. Öğrensin ki bedenine iyi bakmaya başlasın, bilsin ki o beden ona ömür boyu hizmet edecek. Sadece zihinden ibaret değiliz ki :))

Biraz fazla duygusal ve her an olur olmadık nedenler ile ağlamaya hazır kırılgan bir ruh haline de faydalı olur diye umuyorum bu aktiviteler. Zira beslenme yönünde delikler oluşmaya başladı. Eskisi kadar disiplinli ve katı davranmıyorum yiycekler konusunda. Bambino da canı ne çekerse ucundan kıyısından da olsa yiyor artık, çok temel şeyler haricinde (süt ve peynir gibi). O nedenle de duygusal hassasiyeti biraz fazlalaştı. Tabi bunun başka sebepleri de var: Kardeşinin varlığı ya da okulda hoşuna gitmeyen şeylerin oluşu gibi. Yine de biliyorum ki herşey zihinde olup bitiyor. Hatta bugün okuduğum bir yazıda şöyle diyordu: "Vücuduna iyi bakmak istiyorsan ruhuna yatırım yap." Hmm, belki Bambino için yoga ya da çigong tarzı bir kurs bulup programa eklemeliyim :)))

Kendine karşı farkındalığı minimum olan Bambino kişisi, başkalarına karşı süper bir farkındalığa sahip olup asla hiç kimseyi incitmek istemez. Dün yüzüne yanlışlıkla çarptığı için yüzünü Bambinoya doğru uzatıp "Sen de bana vur istersen" diyen arkadaşının yanağına ansızın bir öpücük konduran bir erkekten söz ediyorum burada :)))

Arkadaşları onun için çok değerli. Biliyorum ki hayattaki en temel dersleri onlardan alacak. Kazığı da onlardan yiyecek, en temel değerleri de onlardan öğrenecek. Ne diyeyim, Allah iyilerle karşılaştırsın!

Hayatının ilk 6 yılını geride bıraktı Bambino, acısıyla tatlısıyla. Mükemmel bir anne-baba asla olmadık, olamadık, olamazdık da. Geçmişte yaşadığımız bazı olaylar için çok üzüldüğüm, kendimi suçladığım oldu ama bir şekilde tüm yaşananları dönüştürmeyi ve kendimi affetmeyi başardım. Bambino bizim ailemizi seçtiğine göre elbette bizden de alacağı dersler ve halletmesi gereken durumlar olacak. Büyüyünce psikologlara birlikte gideriz belki :))))

Her ne olursa olsun, bizim ona verebileceğimiz tek ve en önemli şey koşulsuz sevgi. Her ne olursa olsun onu sevmek. Yine bugün okuduğum bir yazıda şöyle diyordu: "Sevginin bir adım ötesi sevdiğin kişiyi kendinden özgürleştirmektir." Bu yolda yürümeye devam..

Yolun açık olsun yüreği güzel, aklı güzel, kendi güzel oğlum. Buraya geliş amacını her daim hatırla ve hep iyi hisset, her ne olursa olsun. Seni Seviyorum.
DEVAMINI OKU

SOSYAL AĞLAR


İZLEYENLER

Blog Arşivi

HER GÜN MUTLAKA

NE ARADINIZ, YARDIMCI OLALIM?

Yükleniyor...
Kişisel Blog

Copyright © Benden ve Bizden | Powered by Blogger
Design by Lizard Themes | Blogger Theme by Lasantha - PremiumBloggerTemplates.com