Friday, 16 March 2012

Bambinolu Günler


Geçen hafta sonundan beri kojoyla ben nezle gripiz. Sadece iki gün vitamin desteği aldım, kojo ise bir gün. Onun dışında ilaç almadan; ıhlamur-limon-bal üçlüsü ve zencefil-bal ikilisi ile iyileşmeye çalışıyoruz. Bir de ben pazartesi salı raporluydum. İki günde toplam 5 saat ancak dinlenebildim ama vücut ona bile hasretmiş ki çarşambadan itibaren işe başlamama rağmen çok da kötü değilim.

Bu hastalıkla birlikte yorgunluğum iyice belirginleşti. Hatta sol gözümde tik başladı :)) Allahtan sadece ben fark ediyorum şimdilik, dışarıdan belli olmuyormuş. Yine de ne rahatsız edici birşey bu :)) Yaşlanıyorum dostlar :P

Bambino bizden hastalık kapmadı çok şükür ancak birkaç gündür diş çıkarıyor ve bu nedenle epeyce huzursuz. Dilini gösterip acıdığını ifade etmeye çalışıyor. Belki dili çıkan dişin olduğu yere değince acıyor. Diline elimi sürdürdü, o derece acıyor canı demek ki! :(

Bu huzursuzluğu bize hiperaktivite ve uykusuzluk olarak geri döndü tabi. Evin içinde abuk sabuk isteklerde bulunmaya, istediği olmayınca da bağırıp çağırmaya başladı. Çarşamba akşamı bir saat kadar mutfak tezgahının üzerinde dolaştı. Eline ne geçerse alıp inceledi, musluğu açıp süngerle bulaşık yıkadı. Baharatları inceledi, dolapları açıp tabakların yerini değiştirdi ve sonra geri koydu yerine. O tezgahın üzerinde çoğunlukla ayakta, ben de tam arkasında dikilerek bir saat kadar oynadık. Yani o oynadı, ben tetikte bekledim. Sonunda bir yolunu bulup ıslak çorap ve pantolonunu değiştirelim deyip aldım kendisini tezgahtan. Gidip üstünü değiştirdik. Ama Bambinonun hevesi bitmemiş ki yine mutfağa götürdü beni. Elimi tutup kucağıma gelmek istiyor ve sonra da parmaklarıyla gideceğimiz yeri gösteriyor. Süper kullanıyor beni anlayacağınız :))

Mutfaktan uzaklaştırmak için salonda babayla oyun oynayalım dedik. Bu sefer de konsolun üzerine çıkıp abajurlarla ve vazolarla oynamaya başladı. Rahat bir yarım saat de orada oynadık. Tabi bu arada uyku vakti geldi, geçti. Ara sıra "Uykun var mı?" sorularına kafasını iki yana sallayarak cevap verdi.

Bir yerden sonra benim bünye kaldırmamaya başladı olanları. Ayakta dikilmekten acaip yoruldum. Zaten de hastayım. Uykum var, daha doğrusu dinlenmeye ihtiyacım var. Ama Bambino hiç oralı değil.

Tekrar mutfak tezgahına çıktı saat 10'a doğru. Bu sefer dayanamayıp kojoya emanet ettim Bambinoyu ve olay mahalini bir süreliğine terk ettim. Totom koltuk yüzü gördü 3-5 dakika kadar. Sonra yine mutfağa gittim. Bizim oğlan zeytin kavanozuyla oynuyor yerde. Zeytinleri ağzına atıp bir iki ısırıp çekirdeğiyle beraber çıkarıyor geri. Ve kavanozun içine geri koyuyor :)) Yerler yağlı su. Tabi Bambino da  öyle. Baktım olacak gibi değil, oturup oynamasını seyrettim. Hevesi geçsin diye beklemeye başladım. Ama bizimki olayın çapını büyütüp ağzını zeytinlerle doldurmaya başladı. O noktada müdahale ettim artık.

Alıp oturma odasına götürdük Bambinoyu. Saat 10'u çoktan geçmiş. "Galiba bu çocuk odasında uyumak istemiyor" dedim birden. O sırada kojoyla oyun oynayan Bambino, benim koltuğun üstünde kıvrıldığımı fark etti ve yanıma gelmek istedi. "Belki de burada uyuyabiliriz" diye düşünüp yanıma aldım oğlanı. Emzirmeye başladım. Kojo da üstümüzü örttü, ışıkları kapattı ve koltuğun yanına yere oturdu. Bambino babasını yakınlarında istedi çünkü :) Kojoyla ben sızdık tabi saniyeler içinde. Bambino da uyum sağlayıp uyuklamaya başladı. Ne ara oradan kalkıp odamıza gittik hatırlamıyorum inanın.

Gece de ağlayarak uyandı minnoş. Hem de kaç kere. Sabah 6:30'da kalkmak istedi. Dün sabah çok zor ayrıldık. Tam evden çıkacakken emmek istedi. Tamam dedim oturdum salona.


İşte böyle geçiyor son birkaç gün. Mutfak tezgahında oynaması bize hiç yaramadı tabi. Gündüz bakıcı teyzesi öyle şeylere izin vermediği için akşam biz gelir gelmez mutfak ya da banyo tezgahına götürüyor beni. İnşallah yakında hevesi geçer :)

Dün ise Bambino ilk defa kendi videolarını izledi video ekranından. Söylemeye gerek yok, hipnotize olmuş gibiydi tonton. Öyle ki, onu salonda bırakıp karı-koca yemek yedik birlikte! Nefes almak için çocuklarını televizyon karşısına oturtan anneleri andım :)) Bambino kendi videolarını 5-10 kere izledi. Hatta aleti açma ve kapamayı öğrendi. Kojo da o izlerken portakal yedirdi oğlana. Hipnotize olduğu için ne yediğini anlamadan bir tabak portakal yedi bizimki.

Video işine çok sevindiğimi söyleyemeyeceğim. Ama bir gün bir şekilde bu olacaktı, bundan da kaçış yok. Akışına bıraktık, yaşıyoruz işte. Kojoya kalsa her gün yarım saat bir saat izletip rahatına bakar eminim :)) Ben ise henüz o sınırda değilim. Bakalım nasıl olacak bundan sonra? :)

*İlk fotoğraf Bambino bardakla bana su doldurtup o suyu içmeden yere dökmesinin ardından tuvaletten fırça getirip yeri silmesi esnasında çekildi. Bu işi çok seviyor bizimki :) 
İkinci foto ise alüminyum folyoyu parçalara ayırıp elime verirken :)

Friday, 9 March 2012

Buraya Gitmek İstiyorum

Plitvice Lake, Croatia

Buraya gitmek istiyorum. Fena halde!

Bambino doğduğundan beri benim yıllardır yerinde duramayan bedenim ve aklım gezmelere tozmalara ara verdi. Ama Bambinoyu büyütürken gittiğim yerler ara sıra aklıma gelirdi, hala da geliyor. Bazen tekrar tekrar geziyorum. Bakınız bu yazı.

Artık işe başladım, para kazanabiliyorum, e Bambino da büyüdü biraz. Bendeki gezme aşkı tekrar alevlendi.

Gidemesem de sanal ortamda geziyorum, nerelere gitmeli, neler yemeli yi araştırıyorum. Belki bir gün gerçek olur, olmazsa da böylesi de güzel be! (Züğürt tesellisi)

Yalniz olay şu ki, benim canım yurt içinde değil yurt dışında gezmek istiyor. Dilini bilmediğim yerlerde dolaşmak, bir nevi kaybolmak istiyor.

Beni kimsenin tanımadığı, tahminler bulunup İtalyan ya da İspanyola benzettiği yerler bahsettiğim.

Neyse, bugün sanal ortamda dolaşırken yukarıdaki fotoğrafı gördüm, yeryüzündeki cennetlerden biri; Plitviz Gölleri. Hırvatistan'da bulunan bu onlarca göl ve şelale UNESCO Dünya Mirası'na alınmış.

Belli mi olur, bir gün gidip görmek de kısmet olur belki!

Sunday, 4 March 2012

Bambino 17 Aylik

Gunler, haftalar, aylar su gibi geciyor. İste Bambinonun 1 ayi daha geride kaldi. Bu son ayda gozlemledigim noktalari siraliyorum:

Agzi laf dolu :) Kendi kendine birseyler soyluyor, genelde anlamiyorum. "Dadadadadaaaa" "gigigigiiii" "ajiiii" gibi Bambinoca kelimeleri var :)

Duygularini kelimelerle ifade edemeyince ciglik atiyor. Bunu cok mutlu oldugunda, ici icine sigmadiginda yapiyor. Mutlu mutlu cigliklar bunlar :) Oyle guzeller ki :) Bir de heyecanlaninca ya da birseyin hemen yapilmasini istediginde oldugu yerde bacaklarini kaldirip indiriyor, ellerini havada kaldirip indiriyor.

Beni bir yere goturmek icin gelip elimden tutup cekiyor. Oldukca da guclu,  kaldiriyor beni ceke ceke :) Sabahlari yatakta biraz simariyoruz ailecek, simarma bitip de kalkmak istediginde once pijamamin onunu kapatiyor (memeyi kapat artik demek bu), sonra beni cekip yatakta dogrultuyor, sonra yatagin ucundaki terliklerimi getirip elime veriyor ve kalkmam icin cekiyor beni, "iiih, iiiiiih" sesleriyle disariyi isaret ederek.

En sevdigi renk saks mavisi.
En sevdigi meyve kivi ve elma.
En sevdigi oyuncagi ayicigi ve kedisi.

Bu aralar benimle okudugu kitabi Tubitak yayinlarinin "Cevremiz ve biz, yeryuzu" kitabi.
Babasiyla en cok tamirci ve matkap resimlerine bakip alet sesleri cikarmayi seviyor.

Birkac kere gitmis oldugumuz evleri ve kisileri taniyor artik ve o evlerde yabancilik hissetmeden vakit gecirebiliyor.

En sevdigi icecek anne sutu :)

K.aka yaptiginda p.oposunu yikamamizi cok seviyor.

Banyo yapmaya bayiliyor. Banyodan cikar cikmaz memeye yapisiyor, havluya sarili vaziyette emmeye basliyor yumurcak.

Alerjiler aynen devam. Gezmelerde gordugu her yiyecegi tatmak isteyip de tadamamasi icimi parcaliyor. O yemiyor diye ben de yemiyorum cogu seyi, ya da gizlice keyfine varamadan tikiyorum agzima. Kres ve okul zamani nasil olacak bakalim.

Cumartesi sabahlari oyun grubuna gidiyoruz, o haftaki bulusma neredeyse oraya. Bazi cocuklari tanimaya basladi. Arhan'i gorunce gulumsedi son gidisimizde mesela ve onunla birlikte olmayi sevdigini gosterdi.

Su ile oynamaktan sonsuz keyif aliyor. Su sisesi, damacana, sebil, lavabo, musluk, sunger, banyo tasi, ic ice gecen kaplari ile surekli oynayabilir :)

Gece uykulari hala cok parcali ve tilki uykusu modunda.
Yer yataginda ailecek birlikte yatiyoruz hala.

Buyudukce babaya duskunlugu artiyor. Biraz da rekabet var sanki :) " Babam gozumun onunde olsun ama sadece ben istedigimde bana sirnassin, annemle arasinda fiziksel temas olmasin mumkunse" modunda genelde. Yatarken babaya  eliyle "del, delll" yapiyor ve ikimizi birden istiyor yaninda. Ben hemen her gun, kojo da bazi gunler uyuyakaliyoruz yaninda.

Disaridan ya da yukaridan gelen her sese duyarli. Ne oldugunu bize anlattiriyor her defasinda.

İnce motor gelisimi kaba motora gore cok daha onde. Kucuk delikleri doldurma, minnacik seyleri kavrama, bosluklara birseyler koyma konusunda oldukca basarili. Ancak henuz tek parcalik yapbozu bile tam olarak yerine yerlestiremiyor.

Herseyin yerini biliyor evde ve mutlaka yerine koymak istiyor esyalari, hem de bizzat kendi koyuyor, biz koyarsak olmuyor.

Kucuk el supurgesiyle yerleri supuruyor, bezle masayi ve yerleri siliyor. Cocuk isci oldu cikti :) Camasir makinesine camasirlari koyuyor, islak camasirlari cikariyor, bulasik makinesini bosaltiyor, yemek yaparken tencere cikariyor, cay suzgecini bosaltip cay koyuyor, fasulye ayikliyor, firina bakiyor yemek pisti mi diye...

Kendi yerken oyuncaklarina da yemek yediriyor, onlar yerken "namnamnam" diye ses cikariyor.

Bir seyi sevince mutluluk sesleri cikariyor ve yapabiliyorsa o nesneyi alip sol omzuna koyup kafayi sola yatirarak mutlulugunu belli ediyor.

Durup dururken mutluluk sesleri cikararak gelip bana sariliyor. Ben de ayni seslerle karsilik veriyorum Bambinoya. Tarif edilmez bir mutluluk ve sukur ani benim icin...

Birinin cani yandiginda onun icin uzulup agliyor. Gercekten! Cok hassas ve vicdanli masallah. Benim canim yandiginda aglamakli oluyor. Baskasi icin de gecerli bu. Gecen gun dergideki cocuk "mavi pantolon giymek istemiyor, sevmiyor onu" diyince epey agladi. Ya cocuk icin uzuldu ya da maviyi sevmemesine icerledi, bilemiyorum.

Her soyleneni anliyor ve ona gore davraniyor. Yapilacak seyleri " Simdi sunu sunu yapicaz, sonra soyle olacak" diye anlatiyorum, kendini ona gore ayarliyor Bambino. Yalniz benden baska ne yapilacagini onceden anlatan pek yok, digerleri direkt yapiyor birsey anlatmadan. Yapi meselesi sanirim...

Thursday, 1 March 2012

Windsor Castle / Windsor Kalesi

Ağustos 2009'da yapılan bir geziden fotolar ve notlar. 
Londra'ya yaklaşık 45 dk uzaklıkta bir Kale burası.
Windsor Kalesi.
Bu kale, dünyanın hususi ikametgâha tahsis edilmiş ve tarihin en uzun süreli ikamet halinde bulunan kalesidir.

Phillippa Gregory'nin "Boleyn Kızı"  kitabını okuyanlar, bu çalkantılı dönemin ev sahiplerinden biri olan Windsor Kalesi'ni hemen hatırlarlar :)



Buckingham Sarayı ve Edinburgh'daki Holyrood Sarayı ile beraber Britanya monarşisinin resmi ana rezidanslarından biridir. Kale Berkshire'da bulunan Windsor şehrindedir. Sarayın alt kısmından Thames Nehri nehri güneye doğru yol alarak başkent Londra'ya doğru akar.



Kraliçe II. Elisabeth yılın birçok hafta sonunu Windsor Sarayı'nda geçirir.Bu vesile ile binayı hem devlete ait kabullerinde hem de özel amaçları için kullanır.



Kuzey yakada, kraliçe yokken açık olan eyalet daireleri var. Konukların ağırlandığı bu odalar, ilgi çeken tablo, mobilya ve hazinelerle dolu. 
VIII. Henry'nin zırhı ve Nelson'un ölümüne neden olan kurşun da bunlar arasında. 

 40 odalı evde işleyen asansörler, elektrikli lambalar var ve evdeki beş banyonun çeşmelerinden sıcak su akıyor. Evin mobilyaları zamanın öncü zanaatkarlarının elinden çıkma. 




The Albert Memorial Kilisesi, Kraliçe Victoria'nın isteğiyle 1861'de Windsor'da ölen kocası Prens Consort için bir anıta dönüştürülmüş. 
Kraliçe Victoria ve Prens Albert de bu topraklardaki Kraliyet Kilisesinde yakılmış. 



Kale İngiltere'nin 900 yıllık tarihine şahitlik etmiş. 
268 tenis sahası büyüklüğünde. 
1992 yılında kalede çıkan yangın, yaklaşık 100 odaya zarar vermiş. Şans eseri bu odaların bir çoğu boş olduğundan, kraliyet sanat koleksiyonunda bulunan paha biçilmez herhangi bir eser zarar görmemiş. 
Kalede Rembrandt, Rubens, Canaletto ve Gainsborough gibi sanatcıların eserleri bulunmaktadır. Yine kalede yer almakta olan Kraliçe Mary'nin oyuncak bebek evi, dünya üzerindeki en ünlü oyuncak bebek evi olma özelliğini korumaktadır. Bu bebek evi, Sir Edwin Lutyens tarafından 1923'te tasarlanıp Kraliçe Mary'e hediye edilmiştir.


Kraliçe'nin genel olarak hafta sonlarında kalarak, resmi davetler verdiği kale, deniz aşırı ülkelerden gelen resmi konukların ağırlanması için kullanılmaktadır.
 St.George salonunda bulunan yemek masasında 160 konuk ağırlanabilmektedir.

Bir çok düğüne ev sahibi olan Windsor Kalesi aynı zamanda, Prenses margaret'in de cenaze törenine ev sahipliği yapmıştır.




Hans Holbein tarafından Anne Boleyn'in mahkeme sırasında çizilmiş olan portresi


Kalede yiyecek ve içecek olmadığından karnınızın tok olduğuna emin olun. Çünkü dışarıdan yiyecek ve içecek getirmek yasak. Sadece dondurma ve şişe su alabilirsiniz. Ama kendinizi tutup Kaleyi gezdikten sonra Windsor sokaklarında turlayıp güzel bir pub'da da yemek yiyebilirsiniz.








Windsor kalesi ile ilgili Anne ve Bebişi Esra'nın  MK yaklaşık Bambino kadarken yaptıkları gezinin fotoları ve notları için tık tık. Şimdi düşünüyorum da biz Bambino'yu bu tür gezilere alıştırmakta geç bile kaldık. Neyse, ben de suçu bu sene gitmek bilmeyen kar ve kış koşullarına atayım :P

Kaynaklar bu ve bu 

Tuesday, 21 February 2012

Renkler, Hikayeler, Anlar










Ben bu fotoğrafları yüklerken solumdaki pencereden güneş giriyor gözümün içine, keyfim iki katına çıkıyor.

Arada bir kedicikler geçiyor bahçeden, onları fark edince işi gücü bırakıp onları seyrediyorum, kocaman bir gülümseme ile.

Gezdiğim yerlerde gördüğüm kapıları ve pencereleri uzun uzun seyrediyorum bazen, müzede tablo seyreder gibi. İçinde birilerinin yaşadığını ve benim onları dikizlediğimi düşünebileceklerini unutarak. İçerideki hikayeleri merak ediyorum. "Mutlular mı acaba?"
"Nasıl bir koku var içeride; kek, tarçın, buğday, boya, tütsü, demir, kömür...?"
Girip bakmak istiyorum bazen.
Çekingen tarafım hemen vazgeçiriyor beni.
Sadece fotoğraf çekiyorum. Bazen onu da yapmadan ayrılıyorum.

Ömür dediğin nedir ki?
Bir varsın
Bir yoksun
Masal gibi...

Friday, 17 February 2012

Yazdan Kalma Kareler





Bu soğuk ve yağışlı havada Eylül 2011'den kalan fotoğrafları hazır hard diske atmışken burada da paylaşayım istedim.




Anadolu'nun bir ilçesi burası.
Onca yıldır gider gelirim, ara sokaklarda hayat çok az değişti.




Şimdi otantik geliyor bana bu görüntüler, bazı kareleri "Bir dahaki gelişimde aynen duruyor olur mu acaba?" diye düşünür oldum.


Bazı şeyleri görünce zamanın geçtiğini fark ediyorum ama bazı şeyler sanki yüzyıllardır aynı gibi.



Çocukluk anılarım gözümün önünde uçuşuyor.
O zaman kocaman gelen bahçeler aslında 10 adımmış meğersem.
Bitmez sandığım sokaklar 5 dk lık yolmuş aslında.
Çocukken herşeyin ölçüsü ne kadar farklı!

Monday, 13 February 2012

Annelik, Sen Nelere Kadirsin!

Haftasonu kojonun arkadaşına gittik. Ortam kalabalıktı. Yaşları 14 ay ile 8 arasında değişen 6 çocuk ve 10 yetişkin biraradaydı.

Bambino kendinden büyük çocukların peşinden gitti çoğunlukla.
Onların oyuncaklarını almaya çalıştı, onlar bırakınca o da bıraktı oyuncağı. Oyuncak ancak büyüklerin elindeyse kıymetliydi.
Kendinden küçüklere ise tahammül bile edemedi. Kendisine dokunmaya çalıştıklarında bile ağlayarak yanıma geldi.
Büyüklerden bazısı Bambinoyu çok kıskandı ve tersledi devamlı. Bambino yine ağlayarak yanıma geldi.
Yanıma dediysem, ben de aynı ortamda oluyorum, sadece birkaç adım var aramızda :)

Vaktin çoğunda Bambino ile birebir bir odada vakit geçirdik.
İlk defa mama sandalyesinde oturup yemek yedi Bambino :)
Mutfakta bayağı vakit geçirdik.
Sonra oyun odasında bir ara herkes dağıldığında birebir vakit geçirdik.
Kendi kendine çok güzel oynadı, oyuncakların hepsine baktı, inceledi, sevdiklerini birkaç kere tekrar etti.
Tek başına daha sakin ve huzurlu oluyor Bambino.
Başka bir bebeğin yanında tetikte bekliyor, ya diğer çocuğun elindekini almaya çalışıyor ya da başkasına oyuncak kaptırmamak için direniyor. Velhasıl devamlı bir mücadele halinde. Ve bu halde olmaktan hiç hoşlanmıyor.

Bir ara emmek istediğinde evin çalışma odasına gittik. Kapıyı kapattık, sandalyeye oturduk. Öyle bir baktı ki bana, öyle derindi ki bakışı. "Beni kurtardığın için teşekkür ederim" diyordu. Eminim buna. Ben de ona baktım ve gülümsedim. "Her zaman yanındayım" dedim bakışlarımla. Bu anı unutamam.

Bir ara masada diğer annelerle otururken biri "Erkekler ne güzel sohbet ediyorlar oradan buradan, biz kadınlar sadece çoluk-çocuk konuşuyoruz" dedi. Haklıydı. Annelerin ortak noktası annelikti ve sadece bunun üzerinden muhabbet ediyorduk, o da çocuklar ne kadar izin verirse. Ama aslında bunun temel sebebi başka ortak noktamızın olmamasıydı. Ya da vardı ama en kolay ve en aşikar ortak nokta annelikti ve bu konuda geyik yapılacak çok konu vardı. O yüzden varsa bile diğer ortak noktaları ortaya çıkarma girişiminde bulunmuyordu kimse. Tehlikeli alanlara kaymıyor, güvenli sularda dolanıp muhabbet ediyorduk işte. 

Aslında çocuklar olmasa belki de o kadınlar arasında bile oturmayacaktım kendi adıma. Bambino için oradaydım bir nevi. Zoraki birliktelik gibi birşey. Zorla durmuyordum ama çok da içimden gelmiyordu. Neyseki Bambino yeterince hareketli bir çocuk, onunla ilgilenmekten muhabbetlere bile tam vakıf olamadım. Yemeğimi bile bitiremeden sofranın kaldırıldığını fark ettim. Bu da ayrı bir nokta. 

Bugün bir yazı okudum, anne olunca kadınların hayatında neler nasıl değişiyorla ilgili. Bana çoktaaaan bay geldi bu konudan gerçi ama bu yazı çok nüktedan, çok samimi. Buyrun buradan okuyun tamamını. Yazıdaki şu paragraf bana dün yaşadıklarımı ve hissettiklerimi anımsattı, o nedenle paylaşmak istedim:

"Çocuksuz arkadaşlarına veda etmeye hazır ol. Bundan sonraki günlerin kendilerine uyuz olsan bile çocuklarınız yaşıt olduğu için hiç fark etmeden hayatına girivermiş yeni arkadaşlarla renklenecek. Yarı anlayış yarı rekabetten oluşan bir dizi incelikli ilişki biçimi geliştirecek, eski arkadaşların sokaklarda sürterken ve sen onları fena halde kıskanırken kendine özel bir dil, jargon, iktidar biçimi oluşturmuş -hafifçe de kafayı yemiş- bir cemaat içerisinde bulunmanın ayrıcalığı seni bekliyor."

Hiç de haksız değil, ne dersiniz?

Friday, 10 February 2012

Şimdi Yardım Zamanı


Gamze Anne'yi duydunuz belki.

Duymadıysanız bu yazısını okuyun lütfen.

Şu anda Dokuz Eylül Üniv. Hastanesi Hematoloji Servisi, Onkoloji 1. katta. Oda numarası 4865.


A RH+ kana ihtiyacı var.


Kelimeleri toparlayıp cümle bile kuramıyorum, daha fazla yazacak kadar hakim değilim elime, dilime, kalbime.

Daha fazla bilgi için Deli Anne'nin yazısını okuyun bir zahmet. 

Gamze Annem, dualarım seninle. Atakan'ın daha nice nice güzel zamanlarını göreceksin inşallah.

Saturday, 4 February 2012

Bambino 16 Aylık

Bambino bir ay daha büyüdü.

Sanki dün yazmıştım 15 aylık oldu yazısını!

Son ay içinde Bambino kişilik özelliklerini belli etmeye başladı.

Kendinden büyük çocukların olduğu bir ortamda büyüklerini dikkatle inceliyor, devamlı onların yanında olmak istiyor, onların ellerinde ne var dikkatle bakıyor, onlar bırakınca o alıyor.

Kendinden küçüklerin olduğu ortamda ise küçüklerin ellerindeki kendi oyuncaklarıysa gidip ellerinden çekip alıyor, gidip yerine koyuyor ya da saklıyor. Malı kıymetli tontoşun :) Yine de küçüklerle birarada olmayı da seviyor, onlar gidince "del" diyerek arkalarından çağırıyor.

Bambino acaip düzenli, bilmiyorum bu genel bir özellik mi yoksa bizimkine özgü mü. Aldığı eşyayı illa aynı yere geri koyacak ve mutlaka kendi koyacak, biz koyarsak bağırıyor. Mesela burnu tıkandığında onu kucağıma alıyorum, birlikte şifonyerin önüne gidiyoruz. Bambino eğilip ilk çekmeceyi açıyor, burun damlası ve yanındaki göz damlasını alıyor. Sonra çekmeceyi kapatıyor. Yatağın üzerine oturuyoruz. Kucağıma yatıyor ve bana burun damlasını veriyor. Burnuna damlatıyorum, kapağı kapatıp Bambino'ya geri veriyorum. Sonra kalkıp şifonyerin önüne gidiyoruz tekrar. Bambino yine eğilip çekmeceyi açıyor ve iki damlayı da dik olarak yerlerine yerleştiriyor. Eğer yatay olarak koyarsa alıp tekrar koyuyor. Yerlerine düzgün bir şekilde yerleştiğine emin olunca çekmeceyi kapatıyor :)

Alerji konusu aynen devam. Geçenlerde içinde yumurta sarısı olan bir kurabiye yedirdik, çok severek yemesine rağmen akşamında vücudunda kızarıklıklar oluşmuştu. Yumurtaya henüz hazır değil hala demek ki :(

Yemek konusunda Allah'tan iştahlı bir bebek. Yemek istediği birşey olduğunda bir şekilde bize anlatıyor derdini. Ya eliyle işaret ediyor, ya kucağımıza gelip bizi o yiyeceğe yönlendiriyor ya da alabileceği bir yerdeyse gidip kendi alıyor. Bunları yaparken de kendince "aaaa, ııııı" gibi seslerle konuşuyor. Muzun kabuğunu ilk hamleyi biz yaptıktan sonra kendi soyuyor ve kendi yiyor. Kaşık ve çatal kullanmaya çok meraklı. Evde bakıcı ya da anneanne varsa pek eline vermiyorlarmış ama ben gelince çatal kaşığı veriyorum eline, kendi kendine yemeye çalışıyor. Aynı şekilde cam bardaktan su içmesine izin veriyorum, kojo dahil diğerleri vermiyor oysa.

Kendi kendine alkış yapmayı iyice pekiştirdi. Benim ellerimi de birleştirip alkış yapmamı istiyor bazen.

Akşam yatağa yatınca biraz emiyor, sonra yatakta dönmeye, şaklabanlık yapmaya, mutluluk sesleri çıkarmaya başlıyor. O ses çıkarınca ben de onu taklit ediyorum, o da bana tekrar karşılık veriyor. Bu oyun çok hoşuna gidiyor :) Genelde enerjisini tamamen atana kadar yatakta yuvarlanıp gıdıklamaca flaan oynuyoruz. Değişik sesler çıkarıp alkış yapıyoruz. Bazen kojo da katılıyor bize, sesleri duyunca geliveriyor :) Sonra uykusu gelmişse emmeye devam ediyor ve genelde birlikte uyuyoruz. Yani o uyuyor, ben de uyuyakalıyorum. Eğer uykusu gelmemişse kalkıp bir yarım saat- bir saat daha oyun oynuyoruz salonda ya da mutfakta. 

Uyku saatlerini kendisi belirliyor. Gündüz 11 ve 15 gibi 2 uyku uyuyor. Haftasonlari arabaya koymazsak evde çok verimli uyumuyor, yarım saat ancak. "Şu saatte uyuyacaktı ama gezmeye gideceğiz diye erken uyuttum" diyen annelere gıpta ile bakıyorum. Biz de hiç öyle birşey olmadı, mümkün değil. 

Suyla oynamayı hala çok seviyor. Hergün banyo yaptırmaya çalışıyoruz, yaptıramazsak da dert etmiyoruz.

Birkaç gün önce klozet adaptörünü çıkarttım kutusundan. Alıp tuvalete koyduk ve iki gün sabahları oturttum üstüne ama Bambino pek kullanamadı. Daha doğrusu ayaklarının havada olmasını sevmedi ve adaptörün üstüne bağdaş kurdu oturdu :))) Çi.ş de yapmayınca henüz erken olduğuna karar verdim. İleride yine deneriz, olmadı yere konulan bir tuvalet alırım sanırım.

Ben evden çıkarken artık uzakta durup el sallıyor. Bazen kapıya kadar gelip ağlıyor ama genel olarak gitmeme alıştı. Akşamları ise kapı sesini duyunca koşarak yanıma geliyor, üzerimi çıkardıktan sonra emziriyorum bir güzel.

Ödül veya ceza vermemeye çalışıyorum. Ancak bakıcı ve ev halkı bol bol "Aferin" diyor oğlana. Benden "aferin" çıkmayacağına emin olduğu şeyleri gidip onlara yapıyor :)

Tuesday, 31 January 2012

Azı Diş Hikayesi

Bambino 1 yaşını doldurduktan beridir süregelen bir salya akıtma ve diş kaşıma durumu vardı, hala da var. Eller sürekli ağızda, önlük takmazsak tişörtünün önü devamlı ıslak. Eline aldığı tüm nesnelerle önce dişlerini kaşımaca.

Azı ve köpek dişlerin zor çıktığı, uzun zaman aldığı, bu süreçte bebeğin kişilik değiştirebileceiği, huysuzlanabileceği, geceleri uyumayabileceği gibi birçok hikaye okudum ve dinledim.

Ben de Bambino'dan bu tür şeyler bekliyordum doğal olarak.

Ama oğlan beni, bizi, hepimizi şaşırttı.

Geçen hafta mesaideydim hafta boyu. Akşamları oğlanla ilgilenemedim doya doya. Uyku saatine ancak gidiyordum eve. Haftasonu da hiç aklıma gelmedi.

Dün sabah uyanıp yatakta oturdu Bambino. Ellerini ağzına soktu ve kaşımaya çalıştı. "Dur ben kaşıyım istersen" dedim. Parmaklarımı ağzına soktum ve azı dişlerini kaşımaya başladım.

İşte o an elime kocaman bir diş geldi! Oğluşun azı dişlerinden biri çıkmış bile!! "Ne ara çıktı bu yahu?" Bir de diğer tarafa baktım, orada da kabartı var, yakında oradan da çıkacak bir tane!

Ne bir ağlama, ne bağırtı, ne huysuzluk, ne uykusuzluk, ne de başka bir değişim. Maşallah Bambino'ya ki böyle bir süreci normal akışında gerçekleştirdi. Acı eşiği yüksek galiba oğluşun. Hayat boyu böyle kalır inşallah!

Bakıcı teyzemiz gelince ona söyledim, "Geçen hafta çıkmıştı, ben dedim annenize" dedi. Bir hafta önce olan bu olayı göz göre göre kaçırdığıma çok üzüldüm o an. Akabinde saniyeler içinde bir "Niye çalışıyorum ki ben, niye bırakıp gidiyorum ki kuzuyu, hep böyle kaçıracak mıyım herşeyini?" şeklinde bir hesaplaşma yaşadım.

Sonra. Sonra ne mi oldu?

Paltomu giyip çantamı aldım ve işe gitmek üzere evden çıktım. Ardımda Bambino'yu bırakarak. Daha nice ilk'leri bensiz yaşayacağını düşünerek...