Eglence etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eglence etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kasım 2014

Burcum Akrep, Yükselenim Yay



Geçen haftasonu kutladım yeni yaşımı, Kasım'ın 15'inde.
Evet, ben bir Akrep kadınıyım :)
Ama çok ilginçtir ki akrepin kinci, intikamcı, ne bileyim şehvet dolu tarafı bende yoktur.
Diğer taraftan; inatçılık, tuttuğunu kopartma, azim, detaycılık, gizem, mistisizm, sır tutma, sadakat gibi özelliklere itirazım yok :))

Yükselen burcum ise Yay.
Kendimi Yay burcunun genel özelliklerine hep daha yakın hissetmişimdir.
Özellikle kendimi tanımaya başladığım 20'li yaşların ortasından itibaren ön plana çıkan özgürlükçü ve gezgin ruhum, hayat amacını sorgulayan tarafım hep yay burcuna yakın olmuştur.

Dolly'nin blogunda bir yazı okudum,astrolog Naz Bayatlı tarafından hap gibi yazılmış. Bu özellikler beni anlatıyor sanki. Paylaşmak istedim.


Yay Burcunun 10 Temel Özelliği..
Buyrun :)
"
1. Yay özgürlük, gezginlik ve keşif ruhu demektir. olimposun patronu jüpiter’in burcu olduğu için şanslı, kısmetli ve yaşamayı seven kişiler olurlar. İyimser, hep bir gelecek hedefi olan, trend yaratan, entelektüel, farklı kültür ve yaşam tarzlarına meraklı , toleranslı, neşeli, eğlenceli, hayatını kendi yaşam felsefesine göre yaşayan, enerjik, cömert, affedici, çok kafaya takmaz, bir konunun üzerinde uzun süre duramaz, samimi ve dürüst insanlardır. 
 
2. Bir yay’ın dikkatini çekmek için öncelikle entelektüel bakımdan zihnini meşgul edecek konular, bir seyahat, sırt çantalı bir kamp, vadide bir trekkıng, bir arkadaş toplantısı, bir kültürel etkinlik, kitap fuarı, motor fuarı, bir parti veya arkadaşlarla bir eğlence planı yapılıyor olmalıdır. Bilgi, kültür bakımından içi boş veya onun ilgi alanını tatmin etmeyen konulardan, sürekli günlük hayatın sıradan meselelerinden, bitmez tükenmez sıkıntı ve problemlerinden konuşan kişilerle çok mutlu olamaz, olsa da bir süre dayanır sonra sıkılır kaçarlar. 
 
3. Yay insanı içten içe masallardaki kadar mutlu olacağı bir ülke bulup oraya yerleşeceğine, bir yerlerde hayatının aşkını bulacağı bir bir kent olduğuna inanır ve umutla gezer. Her yeni ülke bir deneyimdir. 
 
4. Yaşadığını hissetmek hareket etmekle eş anlamlıdır. durağanlıktan haz etmez. Hayatını dolu dolu yaşamayı düşler, hikayelerde okuduğu kahramanları örnek aldığı, risklerin şikayetsiz üstlendildiği, bir şövalye cesareti ile yola çıkıp , onurlu, şerefli, insan olabilmek kaygısıyla yaşanan bir macera. 
 
5. Yay’ın elinden özgürlüğünü alır veya özgür ruhunu ve zihnini kalıplara sokup baskı altına almaya kalkarsanız neşesi söner ve huzursuz, sabırsız ve huysuz biri olabilir. 
 
6. Simgesinde okunu gökyüzüne çevirmiş bir santorun yer aldığı yay burcundan kişiler insan zihninin ve yüksek aklın sınırlarını zorlamayı severler. İnsanı insan yapan şeyin ruh gücü, akıl gücü, inanç, akademik bilgi , kültür ve ahlak olduğunu bilirler. Zihinsel olarak ona bambaşka bir dünyanın kapılarını açacak bir öğreti, bir guru veya bir kitap aramak, evrensel gerçekliği anlamaya uğraşmak, yaşamın anlamını sorgulamak tipik bir yay eğilimidir. Bunu aramaktan asla vazgeçmezler. 
 
7. Yay iyimserliği ile çevresine çoğu zaman pozitif enerji yayar. Ondandır yay başkalarının hatalarına , ufak tefek kırgınlıklara, günlük anlaşmazlıklara çok takılmaz , hep daha iyi, daha güzel yarınların geleceğine inancı tamdır ve kendi yolculuğunda, kendi hedeflerine varmak için ilerlemekten vazgeçmeyecektir. 
 
8. Yay erkekleri çapkın, eğlenceli, muzip, esprili, her partinin neşesi olurlar. Sımsıcak gülüşleri ve neşeyle parlayan gözleri ile içinizi ısıtırlar. Harika fıkra ve hikayeler anlatırlar, her konudan konuşabilecek bilgileri vardır. canı sıkıldığında bir bakmışsınız ortadan kaybolmuş, muhtemelen başka bir mekanı fethetmeye gitmiştir. yay kadınları ise kolay ele geçirilmez, aklına yatmayan hiç bir erkeğe kendini teslim etmeyecek bir amazondur. ona çıtkırıldım kızlara yapacağınız kur taktikleri ile yaklaşmayın sonuç alamazsınız. Gezdiğiniz ülkeleri anlatın ona, içtiğiniz şarapları, tanıştığınız çingenelerden bahsedin, bir dağın eteğinde kurduğunuz kamptan, sonra kumsalda bir ateş yakın ve birlikte etrafında sohbet edin. aşk bir deneyimdir yaylar için , yaşanmayan bir aşka inanmazlar. 
 
9. Sakarlıkları meşhurdur. patavatsızlıkları hele.., porselen dükkanında bir fil gibi devirdikleri çamlara bakıp sonra kahkaha atabilirler. Kırdıkları potları telafi ederken “ ya valla öyle demek istemedim, sen yanlış anladın” deyip durumu düzeltmek için şirinlikler yaparlar. işin fenası kızamazsınız da. 
 
10. İdealist, bir yaşam felsefesi olan ve hep arayan, gerektiğinde yüzünüze gerçekleri söyleyebilecek, dürüst bir dost ve insanlık onurunu taşımanın ne olduğunu bilen insancıl niteliklerde bir yay hayatınıza anlam ve neşe katar. Tek mesele bir sonraki hedefe gideceği zamana kadar yanınızda ne kadar kalabileceğidir. "

Haksızlık olmasın, bu da yine Naz Bayatlı tarafından hazırlanan  
Akrep Burcunun 10 Temel Özelliği..

Okuyun, farkı görün :))

"1. Zodyağın bu tutkulu, çekici, büyüleyici bakışlı, ateşli, güçlü, etkileyici, sağlam kalpli, yenilmez, iradesi güçlü, panter çevikliğinde, kedi kıvraklığında baştan çıkarıcı burcundan kişileri görmemezlikten gelemezsiniz.

2. Arzuladıklarının peşinden koşarlar, kendilerine güvenirler ve arzunun objesini elde etmek için çok şey yapabilirler.


3. Bir Akrep’in sinirini bozmayın, midesini yalanla dolanla bulandırmayın. Benden söylemesi “İntikam soğuk yenen bir yemektir” sözü belli ki bir Akrep’ten dersini almış biri tarafından söylenmiştir.


4. Canı istediği zaman kadife dilli olup sizi baştan çıkaracak , canı istediği zaman da canınızı acıtan sözler söyleyebilirler. Sizden hep gerçeği duymak isteyeceklerdir. Acı olsa bile gerçeği duymaktan korkmazlar. Aldatmaktansa erkek ol doğruyu söyle canımı ye felsefesindedirler. 


5. Arkadan kuyu kazanları, yanar döner fırıldakları, yüze gülüp arkadan konuşanları tarama ve tespit radarları vardır. Dedektiflikte üstlerine yoktur. Şifrelerinizi çözer, iz sürer ve çok kafaya takarlarsa hayatınızı hack edebilirler. Hepsinin içinde mini bir müfettiş gadget modeli saklıdır.


6. Hem kadınları, hem erkekleri, sevdiğini korur, kollar ve her şeyin üzerinde sahiplenir, ama kıskançtır. Aldatıldığını öğrenirse affetmez ve size yapabilecekleri sadece hayal gücüyle sınırlıdır. 


7. Akrepler canını yakmanıza belki bir kere izin verirler ama sonrasında onu kullanmanıza asla izin vermeyeceklerdir.


8. İronik olarak gerçeği öğrenmeye azmetmiş, saklanan sırları bir casus becerisi ile ortaya çıkarmakta mahir Akrepler, kendileri öldür Allah ne kendi , ne başkalarının sırlarını ele vermezler. Sırları mezara kadar taşıyabilirler. O nedenle tarihteki en ünlü casus ve dedektifler Akreplerden çıkmıştır.


9. Derin duyguların, psikoloji, psikoanaliz ve mistik gizemlerin, metafizik ve okült konuların meraklıları olurlar. Korku filmleri ve gerilim tarzı filmleri severler, herkesin korktuğundan ve tırstığından onların kılları kıpırdamaz.


10. Akrep burcundan kişiler baharatlı ve ıtırlı tatları, seksi oryantal kokuları, kırmızı, siyah, bordo gibi güçlü ve derinliği olan renkleri, geceyi, deri giysileri, ince topuklu siyah ayakkabıları, çekici gözlerini ortaya çıkaracak göz makyajını ve dolgun dudaklarını daha da cazip kılacak koyu kırmızı rujunu eksik etmezler. Hayatınıza tutku, gizem, çılgın bir takip ve anılar yaratacağınız bir aşk katmak istiyorsanız Akrep burcundan kişiler tam aradığınız kişiler olacaktır."


Fotolar buradan, buradan ve buradan 
DEVAMINI OKU

17 Eylül 2014

Çocuğunuz 12 Yaşına Gelmeden İzlemesi Önerilen 60 Film

 https://blogger.googleusercontent.com/img/b/R29vZ2xl/AVvXsEilzSOgKLzNlozH8806oKUq2y9dKgWlbwJ6oXB3lXUr2FNdTtLdJXzdSW2445d77dT0f3uQt7UCFN_aVdd_bXYVChtxRIfLe4JDIX5St1SG7S5A1wgAjqv5uC10VnNVKxaPvjOeyqrgycE/s1600/LeBallonRouge_04.jpg
Son zamanlarda sosyal medyada sıkça konuşulan bir konu var:

Film eleştirmeni Burak Göral'ın yazdığı "Çocuğunuz 12 Yaşına Basmadan İzlemesi Gereken 60 Film" adlı yazı serileri. Şimdilik 3 bölüm yayınlandı:


Ben başlığı yumuşatarak "izlemesi gereken" değil de, "izlemesi önerilen" şeklinde okudum yazıları. Sonuçta çocuğunuzu en iyi siz bilirsiniz. Her çocuk için hangi yaşta neyi ne kadar tolere edebileceği (şiddet, ölüm, cinsellik...), çocuğun psikolojisi ve yapısı tamamen farklı olabilir. O nedenle illa 12 yaşından önce izlenmeli diye düşünmeyin, hatta vaktiniz varsa çocuğa izletmeden önce kendiniz oturup izleyin. 

Bu güzel çalışma için Burak Göral'a teşekkür ediyorum. 
Bambino ve Bambina :) ile film izleyeceğimiz günleri heyecanla bekliyorum :)
DEVAMINI OKU

30 Aralık 2013

Tekerleme

 tekerleme Tekerleme Çeşitleri
Bambino tekerleme dinlemeyi çok seviyor.
Ben de yeni tekerlemeler öğrenmek için bir araştırma yaptım.
Tekerlemeler anonim sözler, bu nedenle kültür birikiminin bir ürünü.
Tekerleme okuyarak eskilerin yaşam tarzını, önceliklerini, dertlerini, eğlencelerini öğrenebiliyoruz.
Ne yalan söyleyeyim, bazı tekerlemeler oldukça travmatik.
Okudukça genlerimize işlemiş sorunlarımız olduğunu düşündüm.
Nesilden nesile aktarmışız bunları.

Beğendiğim bazı tekerlemeler burada.
Daha fazlası için (http://www.ilkokuma.com/tekerleme.htm) adresine ya da (http://www.bekirhoca.com/ogretmen/tekerlemeler.asp) adresine bakabilirsiniz.



KUZU
Kuzu kuzu me
Bin tepeme
Haydi gidelim
Ayşe teyzeme.     


YAĞMUR
Yağ yağ yağmur,
Teknede hamur,
Bahçede çamur,
Ver Allah'ım ver,
Sicim gibi yağmur. 


OYUN
Oooo.....
İğne battı,
Canımı yaktı,
Tombul kuş Arabaya koş.
Arabanın tekeri,
İstanbul'un şekeri.
Hop Hop altın top,
Bundan başka oyun yok.   

 
HANIM KIZI
Çın çın çınlamaca,
Hani bize limonata?
Limonata bitti,
Hanım kızı gitti.
Nereye gitti?
İstanbul'a gitti.
İstanbul'da ne yapacak?
Terlik pabuç alacak.
Terliği pabucu ne yapacak?
Düğünlerde,
Şıngır mıngır oynayacak. 


KEÇİLER
Ayşe Hanımın keçileri,
Hop hop hopluyor,
Arpa, saman istiyor,
Arpa, saman yok,
Kilimcide çok.
Kilimci kilim dokur,
İçinde bülbül okur.
İki kardeşim olsa,
Biri ay, biri yıldız,
Biri oğlan, biri kız,


EBE
Ebe ebe gel bize
Uzaktan vur elimize
Eğer vuramazsan
Ebesin ebe
Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi,
Bunu sana kim dedi?
Diyen dedi on yedi
Yağlı böreği kim yedi?    


TAVUK
Pazara gidelim,
Bir tavuk alalım,
Pazara gidip,
Bir tavuk alıp ne yapalım?
Gıt gıdak diyelim.
Happur huppur,
Happur, huppur yiyelim.


TOP
Bir iki üç
Söylemesi güç
Sana verdim bir elma
Adını koydum Fatma
Hop hop hop
Bir büyük altın top    


 DEDE
Altı kere altı otuz altı
Dedemin sakalı yolda kaldı
Sakalını aldı dereye attı
Dedem sakalsız kaldı


KÜÇÜK DOSTUM
Küçük dostum gelsene
Ellerini versene
Ellerimizle şap şap
Ayaklarımızla rap rap
Bir şöyle, bir böyle
Dans edelim seninle. 


ELLERİM PARMAKLARIM
Sağ elimde beş parmak,
Sol elimde beş parmak
Say bak, say bak, say bak.
Hepsi eder on parmak.
Sen de istersen saymak
Say bak, say bak, say bak.
Hepsi eder on parmak.     


KOMŞU, KOMŞU
-Komşu, komşu !
-Hu, hu!
-Oğlun geldi mi?
-Geldi
-Ne getirdi?
-İnci, boncuk.
-Kime, kime?
-Sana, bana.
-Başka kime?
-Kara kediye
-Kara kedi nerede?
-Ağaca çıktı
-Ağaç nerede?
-Balta kesti
-Balta nerede?
-Suya düştü.
-Su nerede?
-İnek içti.
-İnek nerede?
-Dağa kaçtı.
-Dağ nerede?
-Yandı, bitti kül oldu


CAM
Bir cam
İki cam
Üç cam
Dört cam
Beş cam
Altı cam
Yedi cam
Sekiz cam
Dokuz cam
On cam
Bu da benim amcam.


EBE
Ebe ebe nerede
Su doldurur derede
Dere boyu çalılık
Derede olur balık
Oltamı attım,
Balığı tuttum.
Balık suya dalamaz,
Ebe beni bulamaz.
Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi
Bunu kim dedi,
Diyen dedi on yedi,
Yağlı böreği kim yedi?




YAĞMUR
Yağ yağ yağmur,
Teknede hamur,
Bahçede çamur,
Ver Allah’ım ver,
Sicim gibi yağmur.


NEREDEN GELİRSİN?
Nerden gelirsin?
Zikzak kalesinden.
Ne gezersin?
Açlık belasından.
Nerde yattın?
Beyin konağında.
Altına ne serdiler?
Perde.
Desene kupkuru yerde.
Bıyıkların neden yağ oldu?
Bıldırcın eti yedim.
Bıldırcın yağlı mıydı?
Gökte uçarken gördüm.
Saçların neden ağardı?
Değirmenden geldim.
Değirmen dönüyor mu?
Zımbırtısını duydum.
Ayakların neden ıslandı?
Çaydan geçtim.
Çay derin miydi?
Köprüyü dolaştım,
İşte geldim sana ulaştım.



Al şu takatukaları, takatukacıya götür.
Takatukacı takatukaları takatukalamazsa,
takatukaları taka tukalatmadan geri getir.


Eller pekmezlenmiş de biz pekmezlenmemişiz.


Bir berber bir berbere
bre berber gel beraber
bir berber dükkanı açalım demiş.


Yağmur yağarsa raylar ıslanır, yağmur yağar saraylar ulanır.

Foto buradan


DEVAMINI OKU

12 Haziran 2013

Çekiliş Sonucu

Burada duyurusunu yapmış olduğum hediye çekilişinin sonucunu açıklıyorum.

O tarihten sonra yaşanan olaylar hepimizin önceliklerini değiştirdi.
Bloga yazmak zor geliyor bana, çoğu blog tutan kişiye olduğu gibi.
Son günlerde yayınlanan yazılar daha önceden yazıp otomatik olarak yayınlansın dediğim yazılar. Hatta bazılarını blogu açıp görünce şaşırdım, tamamen unutmuşum.

Yorum bırakan herkese çok teşekkür ediyorum.
Gülümseyerek okudum hepsini.
İyi ki varsınız diyorum, iyi ki paylaşıyoruz. Bilgileniyoruz, seviniyoruz, çoğalıyoruz.
Benden yana gökkubede hoş bir sada bırakabildiysem ne mutlu bana.
Bir ufak bilgi kırıntısı, küçük bir anı, bir gülümseme.. Daha ne isterim?

Gelelim çekiliş sonucuna.
Random.org sitesinde yaptığım çekilişe göre hediye setinin sahibi
6 numaralı yorumun sahibi MügeG. oldu.
Kendisini tebrik ediyorum ve açık adresini bildirmek üzere bana mesaj atmasını bekliyorum :)
DEVAMINI OKU

24 Mayıs 2013

Hediye Veriyorum

# 
Sevgili Dostlar,
Blog yazmaya başladığım Ağustos 2009'dan beri  sadece benden ve bizden haberler paylaşıyorum.
Promosyonum yok, ticari amacım yok :)
Yaratıcı yönüm, DIY projelerim hiç yok :P
İçimden geldiği gibi yazıyorum sadece.
Bu macera boyunca ses veren-vermeyen, okuyan-okutan, duyuran, paylaşan herkese müteşekkirim.
Güzel arkadaşlıklar, dostluklar edindim bu yaşımdan sonra (Okul hayatı bitince yakın arkadaş bulamam ömür boyu diye saplantılı bir düşüncem vardı!)
Çok şey öğrendim, öğrenmeye de devam ediyorum.
Şimdiye kadar yapmamıştım, bu bir ilk bu blog için:

Yukarıda resmini gördüğünüz Body Shop Aloe Vera Setini bir kişiye hediye etmek istiyorum :)

Setin içinde ne mi var? 
Aloe Yatıştırıcı Yüz Temizleyici 60 ml
Aloe Yatıştırıcı Toner 60 ml
Aloe Gündüz Kremi 15 ml
Aloe Gece Kremi 15 ml
Çok amaçlı geri dönüşüm malzemeleriyle yapılmış bir çanta

Body Shop'un Aloe Vera serisi parfüm, renk, koruyucu madde ve alkol İÇERMEZ.
Aloe Vera'nın güzelliklerini yaz yaz bitmez zaten :)

Bir de minik not:
Body Shop'un Organik Aloe Vera'sı Fair Trade denilen Adil Ticaret ilkelerine uygun olarak Guatemala'dan gelmektedir. Aloe vera yaprakları tazeliğinin bozulmaması için 12 saat içinde elle toplanıp yıkanmaktadır. Bu yolla El Progreso bölgesinde pek çok kişiye gelir sağlanmış ve bölge okullarına yardım yapılmıştır. 

Nasıl Katılacaksınız?
Hediye çekilişlerinde yapılan Facebook sayfamı beğen, twitter da takip et, blogu izlemeye al, bana mesaj at türü şeylerden hep kaçmışımdır. Bir hediye için bunları yapmak zorunda olmak beni her zaman germiştir. Bu nedenle de çekilişlere pek katılmam.

Katılmak için bu yazının altına blogla ilgili yorum yazmanız yeterli. 
Değiştir şurayı, şunları yaz, bunu çıkart, neden böyle yaptın vs. her türlü geribildirim kabuldür.
Yok burası mükemmel zaten derseniz de onu da yazın :))

Son katılım tarihi 10 Haziran 2013 Pazartesi gece saat 24:00.
Kişi başı katılım hakkı bir tanedir.
Fazla girilen mesajlardan biri iptal edilecektir.
Herkese Bol Şans :)
DEVAMINI OKU

31 Mayıs 2011

Dis Bugdayi


Bambinonun cikan disleri serefine bugun dis bugdayi yaptik.
Ailede kucuk cocuk olmadigi icin ve aile buyukleri de ya diyette ya da diyabetik olduklarindan oyle cafcafli, yok efendim dis seklinde pastali, bonibonlu, konfetili bir organizasyona girismedik :)

Gelen az sayida misafir once dualar okudular.
Sonra Bambinoyu, uzerinde meslekleri temsil eden alet edevatin oldugu masanin uzerine oturttuk.

Neler vardi masada?
Doktor icin steteskop, bilgisayar/elektronik icin mouse, yazar icin kalem, avukat icin hukuk kitabi, asci icin tahta kasik, fotografci icin fotograf makinesi, sporcu icin top ve tamirci icin tornavida koyduk.

Bambino neyi secti? :)
Bambino masadakileri teker teker gozden gecirdikten sonra steteskopu secip doktor olacaginin sinyallerini verdi :)
Sonra steteskopu birakip kalemi aldi eline ve bir sure kalem yedi.

Bu eglenceli kisimdan sonra yemek yendi hep birlikte.
Dis bugdayinin icine altin ya da para koyup altini/parayi bulanin Bambinoya hediye almasi gelenegi anneannesinin 'Utanirim ben, kimseye hediye al gel diyemem' demesi uzerine yapilmadi.

Bunun disinda Bambino butun gun misafirlerle birlikte masada oturdu, sohbete katildi.
Sohbet koyulasip kimse onunla ilgilenmedigi anlarda vucudunu kaskati yapip 'iiiiiii' diye ses cikararak 'Ben buradayim, benimle ilgilenin yahu' mesajini net bir sekilde verdi.

Arada uyumaya gidip gelen Bambino iyi bir dinleyici oldugunu bir kez daha kanitlayarak tum sohbete dahil oldu butun gun.

Ha bir de erik tatti bugun, disleriyle isirip arada yuttu parcalari (giki bile cikmadi kabuklu seyleri yutarken).

Boylece bir gelenegi daha yerine getirmenin huzuruyla tamamladik gunu :P
DEVAMINI OKU

21 Nisan 2010

Kizgin Damdaki Kedi (Cat on a Hot Tin Roof)

Nisan ayi etkinliklerimizden biri Kizgin Damdaki Kedi oldu. Aslinda gecen senenin sonundan beri Londra'da turnede olan (aslen New York'lular) bu performansi gormeyi ozellikle kojo cok istiyordu. Ekipte yer alan ve Brick karakterini canlandiran Ingiliz oyuncu Adrian Lester bizim ailenin favori sanatcilarindan biri :) Bu sahsiyet ile Hustle dizisini izlerken tanistik. Kendisi gercekten cok karizmatik bir kisilik. Konuyu dagitmayayim dedim ama bu  amcam icin ayri bir post bile yazilirmis. Kendisi asagidaki resimde yer alan dizi ekibi icinde en sagda olan :)
Neyse, biz bu Kizgin Damdaki Kedi'ye yukaridaki sebepten :) geldigi ilk gunden beri gitmek istiyorduk. Ama bir turlu denk getiremedik kojoyla uygun bir zaman. Hatta bahsettigimiz tum arkadaslarimiz bizden once gittiler :) Nisan'a kadar vaktimiz var nasilsa diyerek agirdan aldigimiz bilet alma isi, Nisan'in ikinci haftasi geldiginde alarm verdi :) Veee, tam Turk isi bir olaya imza atarak son gunku performansa bilet alabildik!
Hikayenin konusu Guney Amerikali bir ailenin, ailenin buyukbabasinin dogumgunu icin biraraya gelmeleri. Oyunun ana kahramanlari Brick ve esi Maggie (Kedi), mutsuz bir evlilik surdurmekteler. Eski bir futbol yildizi olan Brick'in icki problemi var ve etrafinda olan biten herseye kayitsiz. Buyukbaba kanser ve bundan haberi yok, onun disinda herkes bunun onun son dogumgunu oldugunu biliyor. Ailenin diger fertleri ise bu zengin buyukbabanin mirasindan pay alabilme kaygisindalar ve adamin etrafinda pervane olmus vaziyetteler.

Bu oyuna gitmek istememizin bir nedeni de buyukanneyi oynayan sahsiyetin Cosby Show'daki Bill Cosby'nin karisini oyanayan Clare Phylicia Rashad olmasiydi (yukaridaki resimde soldan ikinci). Benim cocuklugumun dizisiydi Cosby Show. Cliff ve Clair Huxtable'i da bol bol andim o gun :)
Buradaki muzikal ve tiyatrolarin bilet fiyati oturdugunuz yere gore degisiyor. En pahali yerler tabi ki sahnenin dibindeki yerler. Genelde kat kat tasarlanmis ve genis balkonlardan olusan katlar icerisinde en ucuz olan ise en tepedeki ya da goruc acisi daha dar olan yerler. Mesela kolon arkalari ya da en kenarda kalan ve sahnenin %70'inin gorunmedigi yerler. Buralar da satiliyor mu demeyin, acaip talep var :) 

Sonucta guzel bir oyun izledik ve sonrasinda tiyatronun yanindaki kafede Italyan usulu makarnalarimizi bir guzel mideye indirip sonra da en sevdigimiz dondurmacisi olan Italyan dondurmacisi Scoop'tan dondurmamizi alarak bu guzel gunu noktaladik... The End :)


DEVAMINI OKU

18 Şubat 2010

7. Hafta (7+0 - 7+6) ve Diger Mevzular


Bugun itibariyle gebeligin 7. haftasina girmis bulunuyorum :)

Sabah doktorla gorusmem vardi. Hashimoto Tiroidit denilen oto-bagisiklik sistemi hastaligina sahibim ben. Yaklasik 3 senedir ilac kullaniyorum. Ilac derken, aslinda disaridan hormon takviyesi aliyorum cunku benim bagisiklik sistemim tiroid hormonlarimi dusman olarak algilayip ona savas acmis vaziyette. O nedenle de disaridan hormon takviyesini omur boyu devam ettirmem cok onemli. Gebelikte bu onem daha da fazla cunku hem kendimin hem bebegin gelisimi bu hormon takviyesine bagli. Normalde TR'deki doktorlarim hamile kalma durumumda aldigim hormon miktarinin %30 kadar artirilmasi gerktigini soylemislerdi. Beden-kitle endeksine gore benim normalde almam gereken miktar 90 mikron. Ama piyasada bu dozajda hap olmadigi icin haftanin 6 gunu 100 mikron, pazar gunleri ise 75 mikron kullaniyordum, boylece kabaca dengelemis oluyorduk. Hamile kaldigimi ogrendikten sonra kendi kendime 75 mikronluk dozu hic almamaya basladim, devamli 100 mikron kullanmaya basladim. Ama bunun da yeterli olmadigini biliyordum, ancak kendi kendime dozaji artirmak istemedim, doktorla gorusup testlerden sonra resmi olarak bu islemin yapilmasini daha dogru buldum. Kabaca hesaplayinca benim su anda 125-130 mikron kullanmam gerekiyor.

Neyse, bunun icin 2 hafta once doktora gittim, yani gebe oldugumu ogrendikten hemen sonraki hafta, pazartesi. Doktor kan testi istedi. Ancak kan testi icin gun almak ne mumkun! Hep dolu, hep dolu! Neyse, sonunda persembe sabah 7.55'e randevu alabildim! Testi o gun yaptirdim. Test sonucu icin normalde 2 hafta verildigini ancak genel olarak 1 hafta icinde sonucun ciktigini soylediler. Ben de ona gore 1 hafta sonrasi icin (bugun oluyor) randevu aldim. Sonuc olarak dozajim bugun tekrar ayarlandi ve 125 mikrona basladim. Ancak bana 2 hafta kaybetmisim gibi geliyor! Bu yuzden biraz kaygiliyim acikcasi. Umarim bebege herhangi bir zarar vermemistir bu zaman kaybi!!

Aksi gibi, test sonuclarini elime vermediler, doktor ekrandan bakti ve ona gore tedavi onerdi. Ben sonucu alabilir miyim diye sorunca da nazik bir sekilde reddetti. TR'deki doktoruma gostermek isterim deyince cocugu TR'de mi yoksa burada mi doguracagima karar vermemi, cok fazla doktora gidersem kafamin iyice karisacagini, burada devam edeceksem kendilerine guvenmemi soyledi.

Gelecek hafta klinikteki gebelik durumlariyla ilgilenen doktordan randevu almami ve buyuk ihtimalle benimle doguma kadar ilgilenecek olan ebenin atanmasinin haftaya yapilacagini soyledi. Dedigi doktordan gelecek hafta persembeye randevu aldim bakalim.

Doktordan ciktigimdan beri "Acaba doz artisi icin gec kaldik mi?" diye neden sormadigimi dusunup duruyorum. Eve geldigimde kahvalti ettik kojo ile ve sonrasinda ikimiz de sekerleme yaptik, zira cok agir bir kahvalti yapmisiz! :) Kalkinca bilgisayar basina gecip benim gibi durumda olanlar var mi diye internetten bakinmaya basladim. Ne hikayeler buldum, ne hikayeler! Ama benim gibisine pek rastlamadim. Bir de TSH (hormon seviyesini gosteren deger) seviyemi bilmemek rahatsiz etti beni. Cunku okudugum kadariyla TSH in 2.5 i gecmemesi gerekiyormus. Benim en son tahlillerim 3 ya da 4 un ustundeydi hatirladigim kadariyla! Yani 125 mikron bile yetmeyebilir buna gore... Yine senaryo yazmaya basladim...

Hatta Haziran ayinda sinavlarim bitince TR'ye mi donsek diye de dusunmeye basladik. Cunku bu tiroit yetmezligi gercekten ciddi bir durum, hele benimki zaten kronik bir vaka. TR'de olsak daha mi rahat ederiz diye dusunmeye basladik. Anlayacaginiz biraz panik havasi var bugunlerde...

Bu arada bedensel olarak ne gibi degisiklikler oluyor bende? Rahmim portakal buyuklugune ulasmis, bebis de 1 cm olmus, masallah :) Bir uzum tanesi kadar, ya da bir fasulye tanesi kadar. Goz kapaklari, kulak taslagi olusmaya baslamis. Kalp ve beyin gelismeye devam ediyor. Dil ve dudaklarin olusumu da bu haftanin sonunda tamamlanacakmis. Insallah hersey yolunda gidiyordur! Pozitif dusunmeli degil mi?

Takip ettigim iki site var. Biri babycentre.co.uk, digeri de Dr. Kagan Kocatepe'nin gebelik.org sitesi. Fazlasi kafa karistiracakmis gibi geliyor. Iki siteden de memnunum, aklima gelen tum sorularin yanitini kolayca bulabiliyorum.

Simdilik hersey normal gidiyor gibi, yukarida bahsettigim tiroid durumlari disinda. Bulanti, tiksinme, bas donmesi vs. simdilik yok. Tukuruk bezlerim biraz fazla calisiyor ama okudugum bazi vakalardaki gibi elimde tas, tabak ya da yatagimin basucunda bir kova falan tasimiyorum. Bir de sik tuvalete gidiyorum, ki bu da oldukca normal. Ancak canim cok fazla yemek istemiyor, yiyorum ama zorla yiyorum biraz. Gecen haftlarda organik diye aldigim yogurt tuzlu cikinca yogurt gormek istemedim bir sure. Gunde 1 bardak sut iciyorum, bir porsiyon da peynir ya da yogurt yiyorum. Az mi acep? Hergun et yiyemiyorum ama gun asiri yiyorum. Ceviz ve kuru incir, kayisi yiyorum. 2-3 porsiyon meyve ve o gun evde ne varsa sebze yemegi olarak ondan yiyorum. Sabahlari bir bardak taze sikilmis portakal suyu iciyorum. Kendi kendimize bakmaya calisiyoruz iste. TR'deki aile-akraba yakinliginin getirdigi nazlanma, is yapmama ya da anneler yapsin ben yiyeyim olaylari burada yok. Bir de LSE gibi bir okul var hayatimda. Bu ara hergun "Ders calismam lazim" diyerek gune baslayip "Ya bugun de heba oldu bak goruyor musun" ile gunu bitiriyorum :)) Biraz konsantrasyon eksikligi ve hicbir isi bitirememenin stresi var uzerimde.

Guzel bir haberle bitireyim ama :) Sali gunu Meral'in kina gecesi vardi, bugun de dugune gidiyoruz insallah :) Kina gecesi cok guzeldi, cok eglendik. Gelinimiz de masallah harikaydi, ne de yakismisti kaftan :) Esra yakinda fotolari koyar, oradan bakabilirsiniz sanirim. Kina yakilirken annesi aglayinca ben de dayanamdim. Kendi kinamda hic aglamamistim ama baskasinin kinasinda genelde agliyorum nedense! Anneleri aglarken gormek dokunuyor bana. Bir de gurbette olunca soylenen turkuler cok anlamli oluyor!

                       Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar,
                             Aşrı Aşrı Memlekete Kız Vermesinler...


Foto: Flckr

DEVAMINI OKU

27 Ocak 2010

Les Miserables - Sefiller



Hafta basinda Victor Hugo'nun romaninin muzikale uyarlanmis performansi vardi ajandamizda. Les Miserables (Sefiller), 1985'ten beri Londra'da gosterimde olan bir muzikal. Performans biraz uzun suruyor, arayi 1,5 saat sonra veriyorlar! Kostumler ve muzikler cok basarili. Sanirim en populer sarkisi "I dream a dream". Youtube'da izlenme rekorlari  kiran ve "Ingiltere Yildizini Ariyor" tarzi bir yarismada unlu olan Susan Boyle tarafindan seslendirilen bu sarki aslinda bu muzikalin bir parcasi. (Susan Boyle'i izlemediyseniz mutlaka gorun derim. Ilk sahneye ciktiginda juri tarafindan kucumsenerek karsilanan 47 yasindaki Boyle, sarkiyi soylemeye basladiktan sonra tum salonu hayretler icinde birakti ve ondan sonra sohret oldu!)
DEVAMINI OKU

25 Ocak 2010

Cromwell




Bu hafta izledigimiz diger bir film, Ingiltere tarihinden bir kesiti konu aliyordu. 1970 yapimi film, Oliver Cromwell (1599-1658) adli bir Ingiliz ciftcisinin ulkeyi yoneten Kral I. Charles’in politikalarindan yilmasi ve ailesiyle ulkeyi terk etme planlari yaparken kendini parlementoda bulmasi ile basliyor. Bu politikalar arasinda ortak kullanimdaki araziyi varlikli kisilere tahsis etmek ve Ingiltere kilisesine Papalik tarzi yaklasimlar getirmek yer aliyor. Aslinda Charles  koyu bir Anglikan, ancak Fransiz karisinin Katolik inanclarini yasamasina izin veriyor; ancak oglu Wales Prensinin bu sekilde yetistirilmesini istemiyor.
Kral Charles, o sirada ulkede yasanan Iskoc ve Irlanda ic savasini bastirmak icin paraya ihtiyac duyuyor ve bu nedenle Parlamentoyu toplatiyor. Ancak parlamento, anayasal monarsiye gecmedikce Kral’in isteklerini Kabul etmeyecegini bildiriyor. Yetkilerini devretmek istemeyen Kral da, kralicenin de etkisiyle, bunu kabul etmeyecegini soyleyerek Parlamento’ya bu konuda teklifte bulunan 5 uyeyi tutuklatma girisiminde bulunuyor. Boylece ulkede ic savas basliyor. Parlamento demokrasi icin halkin temsil edilmesi gerektigini ve kralin halkin iradesine karisamayacagini soyleyerek kral karsiti bir tutum takiniyor. Savas icin Oliver Cromwell, ordunun generali unvanini aliyor. Bu arada Kral Charles, savas icin Iskoc ve Irlandalilardan yardim istiyor (denize dusen yilana sarilir). Ic savastan halk galip cikiyor ve sonunda Charles halkin gozu onunde idam ediliyor. Ve Cromwell, ailesine ve ciftcilige devam etmek uzere tekrar Cambridge’e donuyor.
Yalniz film burada bitmiyor. Ulkede monarsi olmaksizin parlamento yonetimi basliyor ama kisa sure icinde parlementerler kendi ozel meselelerine dalip halki unutuyor (tarih hep tekerrur mu etmis ne?) ve etkisiz bir hale geliyor. Bunun uzerine Cromwell darbe yaparak parlamentoyu dagitiyor ve halk icin halkin temsil edilecegi bir olusum yaratmak uzere harekete geciyor. Bu olaydan 5 yil sonra Cromwell oluyor, ancak 5 yil icinde demokrasiye gecis adina pek cok seye imza atiyor: ulkede egitim kurumlarinin yayginlasmasindan tutun yarginin bagimsizligina kadar pek cok alanda reform yapiyor. Cromwell oldukten sonra I. Charles’in oglu II. Charles Kral oluyor, ancak Cromwell’in attigi temeller oyle saglam ki, hic birsey eskisi gibi olmuyor artik Ingiltere’de.
I. Charles: Portresi ve filmde oynayan kisi, Alec Guinness

Film, gercege uygun bir sekilde cekilmis. Hatta karakterler bile asillarina cok benziyorlar, bkz. resimler. Ben eskilerin giyim tarzini oldum olasi sevmisimdir; hani kadinlarin kabarik elbiseler giydikleri, erkeklerin kabarik kollu ipek gomlek giydikleri donemler. Bu filmde de kostumler goz zevkime hitap ediyordu tam da! Hele Kralice’nin giydigi elbiseler ve taktigi mucevherler yok mu; filmi durdurup uzun uzun incelenesiydi :)
Oliver Cromwell: Portresi ve filmde oynayan kisi, Richard Harris



Simdi bir onceki yaziya bakarak “Bu da Turk filmi sevmiyor, yabanci filmleri ove ove bitiremiyor” diyebilirsiniz. Ben guzel kurgulanmis, guzel cekilmis, akillica dusunulerek cekilmis filmleri seviyorum. Oyle cerezlik filmler de izliyorum tabi ama genelde secici bir izleyiciyim. Bir de daha once dedigim gibi kufur ve acik sahneler dozaji fazla kactiginda rahatsiz ediyor beni. Turk filmlerinde de bunlari nedense cok fazla goruyorum. Bu da beni bunlarin olagan sayildigi varsayimina (ya da onyargisina) goturuyor.
Bu filmle ilgili olarak da, tarihi ogrenmek, hele boyle guzel filmleri izleyerek ogrenmek cok zevkli. Keske Turk tarihinin de belli kesitleri gercege uygun olarak (hangi gercek, kimin gercegi, bunlar da ayri konu tabi) film haline getirilse guzel olmaz mi? Hem eglensek, hem ogrensek...
DEVAMINI OKU

23 Ocak 2010

Kirpi







Haftasonu yaptigimiz etkinliklerden biri 2009 yilinda gosterime girmis olan “Kirpi” filmini izlemek oldu. Gerci kojo yarisinda birakti, ben sirf izlemis olmak icin sonuna kadar devam ettim. 


Bence konu ilgi cekici ve farkliydi; ancak komedi filmi olmasina ragmen cok fazla guldugumu soyleyemeyecegim. Belki de tek guldugum yer Guven Kirac’in her telefonu “Hadi suratina kapatiyorum simdi; 3, 2, 1” diyerek kapatmasiydi. Mazhar Alanson’un oyunculugunu da begendim. Resat Sapmaz karakterini canlandiran Alanson, ugradigi haksizliklara tabiri caizse esek sakalari ile cevap veren biri. Yine de bircok sahne tahmin edilebilir ve siradandi bence. Bir de erkeklerin kufurlu konusmasi, kadinlar yururken donup bakmalari (nerelerine baktiklari malum), evli erkeklerin metreslerinin olmasi gibi seyler olaganlastirilmis gibi geliyor bana Turk filmlerinde. Ozendirme degil ama sanki cok da anormal degil boyle seyler artik der gibi sanki filmler. Ve bunlar beni cok ama cok rahatsiz ediyor… Neyse, bu konu daha uzar gider, daha fazla yazmayayim en iyisi.


Filmle ilgili bir nokta daha var: O da filmin Sulhi Dolek’in romanindan uyarlanmis olmasi.  Eserin sahibi Sulhi Dölek, O’na 1996 Edebiyat Ödülü kazandıran kitabı Kirpi'nin film yapılmasını istemis ve vefatindan yıllar sonra kitabı sinemaya uyarlanmis.

DEVAMINI OKU

SOSYAL AĞLAR


İZLEYENLER

Blog Arşivi

HER GÜN MUTLAKA

NE ARADINIZ, YARDIMCI OLALIM?

Kişisel Blog

Copyright © Benden ve Bizden | Powered by Blogger
Design by Lizard Themes | Blogger Theme by Lasantha - PremiumBloggerTemplates.com