27 Mart 2010

Guncelleme


Uzun bir aradan sonra Merhabalar! :)

Turkiye'ye gidip geldikten bir hafta sonra benim gezgin ruhum bu defa Fas'a dogru yola cikti! Bir haftada Fas'in altini ustune getirdikten sonra Ingiltere'ye geri dondum. Ancak hala sersem gibi hissediyorum kendimi. Geldikten bir gun sonra ultrason randevumuz vardi, oraya gittik kojoyla (Hersey yolundaymis masallah, cinsiyetini ogrenecegiz saniyorduk ama 2 ay sonraki randevuda bir ihtimal ogrenebilecekmisiz). Ev alisverisi, camasir yikamaca, biraz temizlik-toparlanma derken hala sarhos gibiyim. Ustelik beni bekleyen iki proje de cabasi. Yuzlerce fotograf var, secip bir ara Fas gezimi yazmayi planliyorum ama once su projeleri yapmam lazim. Biraz da dinlenmem...

Bir sureligine yokum anlayacaginiz...

Sevgiler
DEVAMINI OKU

15 Mart 2010

Turkiye Gezisi ve Mucizeye Taniklik


Gecen hafta kisa sureligine Turkiye'ye gittim. Aylar oncesinden ayarlanmis olan bu gezi, aslinda okul ve projeler anlaminda hayli yogun bir doneme denk geldi ama iptal etmek de istemedim. TR'deki endokrin doktoruma gitmek istiyordum herseyden once. Kafamin rahatlamasi gerekiyordu.

Bir gunum gidis, bir gunum de donus ile gecti abartisiz. Ankara'ya direkt ucaklarin kaldirilmis olmasi nedeniyle Istanbul'da epey bekledim giderken. Gelirken de Istanbul-Londra arasi cok daha uzun surdu (dunyanin donme yonunun tersine gitmis olmamiz etkili burda). Yine giderken Istanbul-Ankara arasi guya 45 dk olan yolculuk oyle sarsintili gecti ki ve kalkis ve inis o kadar kotuydu ki, sanki saatler gibi geldi bana!

Annemlerle kavusup hasret giderdik gittigim gun ve ertesi gun. Annem sagolusun beni besiye cekti :) Oyle ozlemisim ki yemek cesitliligini, guzelim dolmalari, sarmalari, anne eli degmis herseyi... Bebis de bayram etmistir herhalde :))

Pazartesi gunu erkenden doktor randevulari icin yola ciktik. Oncesinde gitmemis gereken bir yer vardi, oraya ugradik. Annem arabada beklerken ben isimi halledip geldim. Ama o da ne, araba bir gidim calismasin mi! Mars basmaz, kontak donmez, tik yok arabada! Tam da islek bir caddedeyiz, Allahtan hafif kaldirima cikmisiz. Ben tabi ne servis numarasi biliyorum ezbere, ne de telefonumda kayitli. Hemen torpido gozunu actik ve karistirmaya basladik, belki birseyler buluruz diye. Neyseki bir servis numarasina ulastik ve hemen aradik. Acil Servis hizmeti varmis, yarim saat icinde geldiler neyseki! Aku bitmis megersem, eee araba aylardir yatiyor tabi. Gelen kisi gecici olarak sarj etti akuyu ama sehrin oteki tarafindaki servislerine gitmemiz gerektigini soyledi. Peki deyip gittik caresiz. Allah'tan baska seylerde sorun gorunmuyormus, yalniz arabanin muayene tarihi gecmis, kaskosu bitmis, sonra yaptigim arastirmalarda da gecmis vergi borcu oldugu ortaya cikti! Annemler kullansinlar diye satmamistik arabayi, onlar da emanete oyle bir sahip cikmislar ki, yerinden oynatmamislar duldulu! Satsaydik keske diye soylendim bir muddet, simdi bir de bunlarla ugras dur! Gerci ugrasacak vakit yoktu, birkac gun oyle idare ettim ama donunnce ilk is bunlari halletmek olacak, o da soyle bir haftayi alir sanirim, sistem mi degismis nedir, oyle dediler bize...

Neyse efendim, ciktik servisten ve gittik doktora. Tabi kan tetkikleri istendi her zamanki gibi, ac karnina olunca sonraki gune kaldi, bir de lenf bezlerinin ultrasonu cektirilecekmis, ona da randevu alindi. Ertesi gun sabahin korunde kan vermek icin dustuk yola. Kani verdik, biraz yemek yedim sonrasinda ve birkac isimizi de o civarda hallettikten sonra ultrason randevusuna gitmek uzere otobus duragina geldik. Gidecegimiz yer Ankara'nin en islek caddelerinden biri, normalde 5 dk ya bir otobus gelir. Ama o da ne, otobus ve dolmus fiyatlarinda yapilan degisiklik nedeniyle (90 kurusa inmis mahkeme karariyla) otobus ve dolmuslar greve baslamislar ve sayilari bayagi azalmis! Bekle, bekle, bekle gelmez otobus! 45 dk kadar bekledikten sonra bir otobus geldi duraga. Bir sonraki durakta otobus hinca hinc dolmustu ve bir o kadar insan da disari da kalmisti! Nasil bir anlayistir anlamadim ben, ne olmussa olmus ama cezasini vatandas cekiyor her zamanki gibi! Duraklar insan kayniyor, otobus yok, dolmus yok, millet ne yapsin bekliyor caresiz...

Ultrasonu cektirdik, sonucunu doktora aksam gosterebilecegimizi ogrenip diger bir randevuya gittik: Kadin dogum :) Doktor benim henuz ultrasona girmemis oldugumu ogrenince cok sasirdi, "Ya dis gebelik olsa, ya bebegin kalbi dursa nerden bileceksiniz ultrason olmadan?" diyerek de ultrasonun gerekliligini ortaya koydu! Vee sonunda ilk defa bebisimizi gorduk :) Beynini ayan beyan gordum, cok etkileyiciydi! Yaklasik 3,5 cm olmus ve 42 gr a ulasmis. Bir de fildir fildir donuyor bizimki icerde :) Kalp atislarini duymak heyecan vericiydi, bu mucize degil de ne?! Kalp atislarini kaydedip kojoya yolladim, o da benimle gelmedigine cok pisman oldu :(

Doktorumuz deneyimli biri. Benim hikayemi ve geri donecegimi ogrenince her ay nelerle karsilasabilecegimi bir bir anlatti. Herhangi bir komplikasyon olmadigi surece normal dogumdan yana oldugunu soyledi. Ekip olarak calistigini ve genelde Mesa Hastanesi'ni tercih ettigini de belirtti. Bilmiyorum guvenilir mi sizce? Ancak cok rahat biri, bu hosuma gitti. Beni gereksiz seylerle korkutmadi, aksine keyfini cikarmam gerektigini anlatti. Mesela cok fazla et yiyemedigimi soyleyince "Aaa nasil olur yemen lazim" falan demedi, "Onun yerine baklagillerden tuketebilirsin" dedi. Bir de hergun 30-45 dk yuruyus dedi - ki bunu hergun yapamiyorum malesef :(

Bebisin saglikli ve normal bir asamada oldugunu ogrenip rahatlayinca test sonuclarini almak icin tekrar ultrason merkezine gittik. Ben sonuclari beklerken kan testi sonuclari daha cikmadigi icin sonuclar cikar cikmaz doktora fakslamalarini istedim. Ultrason sonuclarimizi alip doktora gittik. Tabi kan sonuclari olmadan doktora gorunemeyecegimden bayagi bir bekledik annemle! Bir ara sekreter gelip "Doktor Bey yarim saate cikar" dedi, inanamadim! Sanki biz keyfimizden bekliyoruz orada!! Sonuclar gelir gelmez girdim doktorun odasina. Benim titiz doktorum aldigim dozaji yeterli bulmadi ve pzt ve pers gunleri 150, diger gunler 125 birim almami istedi kullandigim ilactan. Bir de kilo kontrolunu elden birakmamami, eger 1,5 ay icinde 3 kilo ya da daha fazla alirsam hemen doktora gorunmemis tembihledi. 24-28. haftalar arasinda yapilmasi gereken 3 lu testleri onun kontrolunde yaptirmami da istedi israrla!

Iste boyle kosturmaca icinde gecen 2 gunun ardindan 3. ve son gunumu daha hafif bir sekilde, genelde dinlenerek ve yemek yiyerek :) gecirdim. Gercekten cok yorulmusum, bunca seyi 2 gune sigdirmak kolay olmadi gercekten. Veee ertesi gun donus icin yola ciktim. Once Ankara-Istanbul, oradan da Ist-Londra ucusu ile kojoma kavustum :) Londra cooook soguk geldi, hava yine kapaliydi genelde oldugu gibi. Bu sefer hic donmek istemedigimi anladim. Hic cekici gelmedi bana Londra. Halbuki burayi ne cok severim! Sanirim burada sorumluluklar, yapacak isler oldugundan. Oysa TR'deyken ne guzeldi yemekler ve hava.. Cok daha iyi anliyorum Ingilizlerin neden sicak ulkeleri ikinci yurt edindiklerini.. Darisi basimiza :)
DEVAMINI OKU

10 Mart 2010

Reykjavik


Bunca aktiviteden sonra son gun daha hafif bir program yaptim kendime: Reykjavik'te takildim, alisveris yaptim, kafeleri dolastim, sokaklarda gezindim, sonra da otele gelip TV izledim :)



Reykjavik kucuk, sirin, kendi halinde bir baskent. Evler rengarenk, arabalar rengarenk, doganin kis renklerine inat bahar ve yaz havasinda sokaklar! Sokaklarda dolasirken alelacele cektim cogu evin fotografini, sanki biri gorurse "cekmesene kardesim evimin fotografini" diyecekmis gibi geldi. O yuzden fotolarda artistik bir yan yok :)


Halkin cogu Lutheryan mezhebindenmis... Reykjavik'teki katedral'e bayildim, o kadar guzel bir mimarisi var ki! Hele aksam isiklandirinca cok guzel gorunuyor...


Dunyanin en kucuk saat ureticisi Reykjavik'teymis. Bircok unlu isim Reykjavik marka saat takiyormus, ben ilk defa duydum!


Bunlari tek basima yaptim, zira kojo Izlanda'da kayak yapma fantezisini gerceklestirmeye gitti! :) Hamilelik olmasa ben de takilacaktim ama insallah bir dahaki sefere :P


Pistin acilis dakikasindan kapanis dakikasina kadar kayan kojo otele dondugunde "Birkac gun daha mi kalsak?" diyerek gununun ne denli guzel gectigini ozetlemis oldu :))


Ertesi sabah erken saatlerde olan ucagimiza giderken gokyuzunun renkleri yine muhtesemdi: Sari, turuncu, yavruagzi, hafif kirmizi... Cok guzel bir ugurlamaydi :)


Izlanda gezisi nasil bir dunyada yasadigimizi bize bir kez daha hatirlatti! Nasil bir doga, nasil bir evren... Doga ile basbasa kaldigimiz, doganin ne kadar muhtesem oldugunu bir kez daha anladigimiz ve dogaya karsi yasamak yerine doga ile yasamanin keyfini cikardigimiz bir gezi...
DEVAMINI OKU

7 Mart 2010

Kuzey Isiklari (Northern Lights) / Aurora Borealis


Onceki yazi icin tiklayin. 

Tur donusu otelde dinleniyoruz, caktirmadan oyle cok yorulmusuz ki! Ayni aksam baska bir turumuz daha var: Kuzey Isiklari (Northern Lights). Aurora Borealis olarak bilinen bu isiklar genelde atmosferin Iyonosfer tabakasinda olusuyor, daha fazla bilgi icin bakiniz. Temel olarak gunesten gelen partikullerin atmosferin ust tabakalarinda carpismasi sonucu gokyuzunun degisik renklere burunmesi olarak aciklanabilen Aurora  Borealis'in gozlemlenebilmesi icin temel sart havanin bulutsuz olmasi! Bu da her zaman olan bir durum degil dogal olarak! Izlanda'daki turlar hava durumunu ve atmosferdeki hareketleri yakindan takip edip Kuzey Isiklari turunun yapilip yapilmayacagina son anda karar veriyorlar. Gerci tur yapilsa bile bu Aurora'nin izlenecegi anlamina gelmiyor! Yani acaip sans isi bu isiklari izleyebilmek! Turlarin cogu bir aksam bu isiklari izleyemeyen katilimcilara ertesi gunku turu yari fiyatina satiyorlar, tabi tur yapilirsa :))


Bizim bu turu aldigimiz aksam hava bulutsuzdu. Ancak baska bir sorun vardi: Ay dolunay durumundaydi ve inanilmaz isildiyordu :) Bu da isiklari gorsek bile cok daha az yogunlukta gorecegimiz anlamina geliyordu. NASA ve diger gozlemevlerinden o aksam icin alinan reyting 0-5 araligi icin 2 idi. Bu da kuzey isiklarinin cok muhtesem olmasa da gozlemlenebilecegi anlamina geliyordu. Gokyuzu disinda diger bir sorun havanin ruzgarli ve soguk olmasiydi :) Isik gorucez diye donduk resmen :P


Reykjavik'ten ayrildiktan bir muddet sonra sehrin isik kirliligini ardimizda biraktik ve ayin isigi ve farlar disinda karanlikta ilerlemeye basladik. Rehberimiz turun Pazarlama Muduru idi ve sagolsun cok bilgilendirdi bizi. Isiklari izlemek icin en uygun saatlerin gece 10 ile 11:30 oldugunu ogrendik ama belli de olmazmis, sabaha karsi 4'e kadar aktivite devam edebilirmis. Isiklari gozlemleyebilecegimiz en iyi noktalardan birine ulastiktan sonra arabadan indik ve bir anda carpildik havadan :) Soguk ama tertemiz bir hava! Sonra kafamizi kaldirdik ve kuzey isiklarini beklemeye basladik! Ama ben gokyuzundeki binlerce yildizdan o kadar etkilendim ki, isiklari goremezsek bile onemli degil diye dusundum! Hic bu kadar yildizi birarada gordugumu hatirlamiyorum... Diger yandan da dolunayin guzelligine carpildim... Millet kuzeye bakarken ben onlara arkami donup ayi izledim bir sure :))


Uzun bir bekleyisin ardindan (belki uzun degildi ama o sogukta birkac dakika bile yetiyor) bir anda gokyuzunun rengi degismeye basladi!! Kisa araliklarla ama sIk olarak yesile dondu gokyuzu... Bir bant seklinde degildi ama kesik kesik bir bicimde gorduk kuzey isiklarini! Muradimiza ermis ve soguktan ayak parmaklarimizi hissedemez hale gelmis bir sekilde Reykjavik'e donduk gece yarisi! Boylece hayallerimden biri daha gercek oldu, yasasin! 

Isvec ve Norvec'te de izlenebiliyor Kuzey Isiklari.. Ama o ulkelerde kuzeye dogru gitmek gerekiyor bunun icin.. Ne kadar kuzeye giderseniz o kadar yuksek olasilikta ve daha net gorursunuz cunku.. Fakat Isvec ve Norvec'te bu turlar ve ulkelerin kuzeyine erisim vs. cok pahaliya geliyor. Izlanda'da bu aktivite cidden cok cok ucuz, biz ertesi gun aksam hava bulutlu olmasa tekrar giderdik buyuk ihtimalle.


Bu arada Kuzey Isiklari ile ilgili inanislari da ogrendik. Mesela Isvec'te yeni evlenen ya da evlenecek ciftin Kuzey Isiklarini gormesi evliliklerinin cok uzun ve bereketli olacagina isaret sayilirmis.

Izlanda da ise hamile bir bayan Kuzey Isiklarini gorurse bebeginin sasi dogacagina inanilirmis!!! Bu beni biraz urkuttu aslinda, bakalim gorecegiz artik :P


Not: Kuzey isiklarini bizim makineler pek guzel cekemedi hlaiyle. Genelde yuksek kalitede lensler kullaniliyor bunlari goruntulemek icin. Siyah olan haric :) buradaki fotolar Fredrik Holm'den ve http://jafproject.net/images6/aurora.jpg ile http://space.y2u.co.uk/Photo/Picture_Northern_Lights_Aurora_01.jpg sitesinden.
DEVAMINI OKU

4 Mart 2010

Kutuplara Yolculuk


Evet, biraz delilik ettik! Ama iyi ki de ettik! Beklentilerimizin cok uzerinde seyler gorduk, yasadik! Cok begendik, cok etkilendik! Neden mi bahsediyorum? Izlanda gezimizden :)


Dunyanin en kuzeyindeki ulke olmasa da, en kuzeyindeki baskente gittik: Izlanda'nin baskenti Reykjavik'e! Ve oradan da bu guzel ulkeyi gezmeye basladik, kutup dairesine ulastik nerdeyse :)


Izlanda, Avrupa kitasina mensup olsa da icinde hem Avrupa hem de Amerika tektonik tabakasini barindiran bir ulke. Belki Avrupa Birligine de bu yuzden girmediler, bir yanlari Amerikalilara benziyor zira!

Ulke cok genc jeolojik yas olarak, sadece 16.000 yasinda, buna karsin Avrupa 200.000 yasinda! Bu genc yasi ile fikir fikir kaynayan bir ulke Izlanda: Her turlu volkanik, jeolojik, tektonik hareket var ulkede! Her 10 yilda bir buyuk bir deprem olurmus, en son 2000 yilinda olmus, bu seneki haberleri takip edin, mutlaka okuyacaksiniz bizi dediler! Ulkenin her yerinden sicak su fiskiriyor, gayzerler dort bir yanda! Iy yani ise bunca sicak suyun etinden sutunden, her seyinden yararlanmasini bilmisler: Evleri isitiyorlar, sicak su olarak kullaniyorlar, buharindan elektrik uretiyorlar... Her bir numara var bunlarda! Icindeki mineraller nedeniyle vucuda cok iyi geliyor bu su ile yikanmak. Biz de orada kaldigimiz gunler boyunca her gun uzun uzuuun banyo yaptik, kaplica gibi oldu, iyi geldi walla :)


Izlanda'nin diger bir ozelligi hidrojen ile calisan belediye otobuslerine sahip olmasi. Hidrojen dolum istasyonunu gorduk, agzimiz acik kaldi. Cevreye duyarlilik tavan yapmis adamlarda!

Eskiden avladiklari balinalari artik turistik amaclar icin kullanmaya baslamislar ve daha cok para kazaniyorlarmis! Balina izlemek icin cok iyi bir guzergah var Izlanda'da, ozellikle Husavik kasabasi bu konuda un yapmis...


Vikingler'in de atalari bunlarmis, bunu ogrenince cok sasirdim! Hatta Viking kasabasi var Reykjavik'in yakinlarinda. Turistik amacli ama yine de eskiden Vikinglerin yasadigi gibi yasayan ve onlar gibi giyinen yerliler var hala... Sanirim bu Vikingler konusu Iskandinavya ve Izlanda arasinda paylasilamayan bir konu...

Golden Circle turu adi verilen, normalde 2 gunde ancak gezilecek yerleri bir gune sikistiran bir tur aldik kojo ile. Once gayzerlerden elektrik uretilen bir tesise gittik. Teknolojiyi Japonlar (Toshiba)'dan alan Izlandalilar urettikleri elektrigi kendileri kullanmakla kalmiyor uretim fazlasini baska ulkelere de satiyorlarmis... Sifir cevre kirliligi ile enerjilerini urettikleri icin cok gururlular ve de...


Bir sonraki durak bir kratere golu.. O kadar guclu bir ruzgar esiyordu ki bir ara kraterin icine yuvarlanacagim sandim :)) Izlanda'da 200'den fazla volkan varmis ve hepsi de aktif! Genc bir ada olmanin bedellerinden biri de bu iste...


Sonrasinda yol uzerinde bir at ciftliginde durup atlari sevdik.. Kesinlikle bir Izlanda ati istiyorum. Bunlar bildigimiz, alisik oldugumuz Ingiliz/Arap atlarinin aksine daha kisa boylular ve cok daha uzun tuyluler! Oyle rahatlatici ki at sevmek :)


Turun devaminda yarisi buz tutmus bir selaleyi ziyaret ettik. Inanilmaz bir ses geliyor, muhtesem bir manzarasi var.. Izlanda da su da bol, her yerde bir nehir karsiniza cikiyor! Hic ummazsiniz dimi kutup ikliminde boyle seyler gormeyi.. Sanki her yer kurak ve sadece tundralar varmis gibi geliyor dusununce.. Ama degil iste!


Yalniz ulkede pek fazla orman yok... Var olan agaclar da kisa boylu! Hatta bir Izlanda espirisi bile var bu konuda:

- Izlanda'da ormanda kaybolusan ne yapmalisin?
- Hicbir sey. Ayaga kalkman yeterli!
(Ingilizcesi daha komik, simdi Turkce'ye cevirince ayni tadi vermedi)


Selalelerden sonra ulkenin unlu gayzerlerinin birarada oldugu bir ulusal parka gittik. Her gayzerin bir adi var burada. Herkes bir gayzer secip patlamasini bekliyor sabirla, elinde kameralar :) Bazen cok uzun sure beklemek gerekebiliyor, bazen de ardi ardina birkac kere patlayiveriyor gayzerler! Ama goruntu muhtesem: metrelerce havaya bir anda sicak su fiskiriyor! Artik yerin alti nasil kayniyorsa!!! Dusuncesi cok urkutucu!




Sonraki duragimiz Avrupa ve Amerika tektonik tabakalarinin arasinda kalan vadide yuruyus... Bir tarafimizda Amerika, bir tarafimizda Avrupa kita sahanligi, basliyoruz yurumeye.. Sonra Amerika tarafina yonelip yukari tirmaniyoruz ve tepeden muhtesem manzarayi izliyoruz. Resmen depremlerin olusturdugu tabakalar gorunuyor acik secik bir bicimde! Bu iki tabakadan birinin ucu teeee Endonezya'ya kadar gidiyormus! Inanilmaz! Iki tabaka arasinda bazi yerlerde goller olusmus; oyle dingin ki, insanin tum gun izleyesi geliyor..


Degil mi ama?

Devami gelecek...
DEVAMINI OKU

25 Şubat 2010

8. (8+0 - 8+6) Hafta


8. haftayi bitirdigim bugunlerde bebisimiz artik resmi olarak “fetus” unvanini kazanmis J Artik organlarin olusmaya basladigi bir doneme giriyormusuz. Bu hafta gozler ve dudaklar gelisimini surduruyormus ve agizda acma kapama hareketleri olusmaya baslamis! Hicbir sey hissetmesem de devamli hareket hlaindeymis ve yer degistiriyormus siklikla! Hafta sonunda bebisin boyu 4 cm e, agirligi ise 4 gr a ulasacakmis! Nasil bir mucizedir Allahim, inanilir gibi degil!!!

Bana gelince, cok sukur bulanti ve tiksinme gibi durumlarim hala yok. Yalniz cok zoraki yemek yiyorum, yani gunde iki ogun yesem yetecek gibi! Normalde de porsiyonlarim cok buyuk degildir, hamilelikle birlikte bu durum cok degismedi. Salata ve yesillik pek yiyemiyorum bir de, canim hic istemiyor. Halbuki belki canim ceker diye dun nar eksili, bol limonlu, zeytinyagli bir sos hazirladim salataya ama yine de bir-iki kasiktan fazla yiyemedim! Sut tuketimim de dustu bu ara, Allahtan peynir ve yogurt yiyorum severek.

Egzersiz olarak gunde yarim saat yuruyus yapmaya karar vermistim ama duzenli olarak ancak bir hafta yapabildim. Gunluk hayatin kosturmacasi isin icinde olunca, cok israrli olamadim bu iste! Ayni sekilde evde yaptigim yoga egzersizlerini basta her gun yapsam da, simdilerde haftada uc kereye cekmek durumunda kaldim.

Onumuzdeki haftalarda ajandam epey yuklu durumda. Insallah kolaylikla kalkarim her isin altindan. Gece uykumu tam aldiktan sonra gun icinde pek uyku hissetmiyorum simdilik. Ama geceleri de hakkini veriyorum uykunun, en derininden ve en ruyali olanindan J


Resim: firstscience.com
DEVAMINI OKU

18 Şubat 2010

7. Hafta (7+0 - 7+6) ve Diger Mevzular


Bugun itibariyle gebeligin 7. haftasina girmis bulunuyorum :)

Sabah doktorla gorusmem vardi. Hashimoto Tiroidit denilen oto-bagisiklik sistemi hastaligina sahibim ben. Yaklasik 3 senedir ilac kullaniyorum. Ilac derken, aslinda disaridan hormon takviyesi aliyorum cunku benim bagisiklik sistemim tiroid hormonlarimi dusman olarak algilayip ona savas acmis vaziyette. O nedenle de disaridan hormon takviyesini omur boyu devam ettirmem cok onemli. Gebelikte bu onem daha da fazla cunku hem kendimin hem bebegin gelisimi bu hormon takviyesine bagli. Normalde TR'deki doktorlarim hamile kalma durumumda aldigim hormon miktarinin %30 kadar artirilmasi gerktigini soylemislerdi. Beden-kitle endeksine gore benim normalde almam gereken miktar 90 mikron. Ama piyasada bu dozajda hap olmadigi icin haftanin 6 gunu 100 mikron, pazar gunleri ise 75 mikron kullaniyordum, boylece kabaca dengelemis oluyorduk. Hamile kaldigimi ogrendikten sonra kendi kendime 75 mikronluk dozu hic almamaya basladim, devamli 100 mikron kullanmaya basladim. Ama bunun da yeterli olmadigini biliyordum, ancak kendi kendime dozaji artirmak istemedim, doktorla gorusup testlerden sonra resmi olarak bu islemin yapilmasini daha dogru buldum. Kabaca hesaplayinca benim su anda 125-130 mikron kullanmam gerekiyor.

Neyse, bunun icin 2 hafta once doktora gittim, yani gebe oldugumu ogrendikten hemen sonraki hafta, pazartesi. Doktor kan testi istedi. Ancak kan testi icin gun almak ne mumkun! Hep dolu, hep dolu! Neyse, sonunda persembe sabah 7.55'e randevu alabildim! Testi o gun yaptirdim. Test sonucu icin normalde 2 hafta verildigini ancak genel olarak 1 hafta icinde sonucun ciktigini soylediler. Ben de ona gore 1 hafta sonrasi icin (bugun oluyor) randevu aldim. Sonuc olarak dozajim bugun tekrar ayarlandi ve 125 mikrona basladim. Ancak bana 2 hafta kaybetmisim gibi geliyor! Bu yuzden biraz kaygiliyim acikcasi. Umarim bebege herhangi bir zarar vermemistir bu zaman kaybi!!

Aksi gibi, test sonuclarini elime vermediler, doktor ekrandan bakti ve ona gore tedavi onerdi. Ben sonucu alabilir miyim diye sorunca da nazik bir sekilde reddetti. TR'deki doktoruma gostermek isterim deyince cocugu TR'de mi yoksa burada mi doguracagima karar vermemi, cok fazla doktora gidersem kafamin iyice karisacagini, burada devam edeceksem kendilerine guvenmemi soyledi.

Gelecek hafta klinikteki gebelik durumlariyla ilgilenen doktordan randevu almami ve buyuk ihtimalle benimle doguma kadar ilgilenecek olan ebenin atanmasinin haftaya yapilacagini soyledi. Dedigi doktordan gelecek hafta persembeye randevu aldim bakalim.

Doktordan ciktigimdan beri "Acaba doz artisi icin gec kaldik mi?" diye neden sormadigimi dusunup duruyorum. Eve geldigimde kahvalti ettik kojo ile ve sonrasinda ikimiz de sekerleme yaptik, zira cok agir bir kahvalti yapmisiz! :) Kalkinca bilgisayar basina gecip benim gibi durumda olanlar var mi diye internetten bakinmaya basladim. Ne hikayeler buldum, ne hikayeler! Ama benim gibisine pek rastlamadim. Bir de TSH (hormon seviyesini gosteren deger) seviyemi bilmemek rahatsiz etti beni. Cunku okudugum kadariyla TSH in 2.5 i gecmemesi gerekiyormus. Benim en son tahlillerim 3 ya da 4 un ustundeydi hatirladigim kadariyla! Yani 125 mikron bile yetmeyebilir buna gore... Yine senaryo yazmaya basladim...

Hatta Haziran ayinda sinavlarim bitince TR'ye mi donsek diye de dusunmeye basladik. Cunku bu tiroit yetmezligi gercekten ciddi bir durum, hele benimki zaten kronik bir vaka. TR'de olsak daha mi rahat ederiz diye dusunmeye basladik. Anlayacaginiz biraz panik havasi var bugunlerde...

Bu arada bedensel olarak ne gibi degisiklikler oluyor bende? Rahmim portakal buyuklugune ulasmis, bebis de 1 cm olmus, masallah :) Bir uzum tanesi kadar, ya da bir fasulye tanesi kadar. Goz kapaklari, kulak taslagi olusmaya baslamis. Kalp ve beyin gelismeye devam ediyor. Dil ve dudaklarin olusumu da bu haftanin sonunda tamamlanacakmis. Insallah hersey yolunda gidiyordur! Pozitif dusunmeli degil mi?

Takip ettigim iki site var. Biri babycentre.co.uk, digeri de Dr. Kagan Kocatepe'nin gebelik.org sitesi. Fazlasi kafa karistiracakmis gibi geliyor. Iki siteden de memnunum, aklima gelen tum sorularin yanitini kolayca bulabiliyorum.

Simdilik hersey normal gidiyor gibi, yukarida bahsettigim tiroid durumlari disinda. Bulanti, tiksinme, bas donmesi vs. simdilik yok. Tukuruk bezlerim biraz fazla calisiyor ama okudugum bazi vakalardaki gibi elimde tas, tabak ya da yatagimin basucunda bir kova falan tasimiyorum. Bir de sik tuvalete gidiyorum, ki bu da oldukca normal. Ancak canim cok fazla yemek istemiyor, yiyorum ama zorla yiyorum biraz. Gecen haftlarda organik diye aldigim yogurt tuzlu cikinca yogurt gormek istemedim bir sure. Gunde 1 bardak sut iciyorum, bir porsiyon da peynir ya da yogurt yiyorum. Az mi acep? Hergun et yiyemiyorum ama gun asiri yiyorum. Ceviz ve kuru incir, kayisi yiyorum. 2-3 porsiyon meyve ve o gun evde ne varsa sebze yemegi olarak ondan yiyorum. Sabahlari bir bardak taze sikilmis portakal suyu iciyorum. Kendi kendimize bakmaya calisiyoruz iste. TR'deki aile-akraba yakinliginin getirdigi nazlanma, is yapmama ya da anneler yapsin ben yiyeyim olaylari burada yok. Bir de LSE gibi bir okul var hayatimda. Bu ara hergun "Ders calismam lazim" diyerek gune baslayip "Ya bugun de heba oldu bak goruyor musun" ile gunu bitiriyorum :)) Biraz konsantrasyon eksikligi ve hicbir isi bitirememenin stresi var uzerimde.

Guzel bir haberle bitireyim ama :) Sali gunu Meral'in kina gecesi vardi, bugun de dugune gidiyoruz insallah :) Kina gecesi cok guzeldi, cok eglendik. Gelinimiz de masallah harikaydi, ne de yakismisti kaftan :) Esra yakinda fotolari koyar, oradan bakabilirsiniz sanirim. Kina yakilirken annesi aglayinca ben de dayanamdim. Kendi kinamda hic aglamamistim ama baskasinin kinasinda genelde agliyorum nedense! Anneleri aglarken gormek dokunuyor bana. Bir de gurbette olunca soylenen turkuler cok anlamli oluyor!

                       Yüksek Yüksek Tepelere Ev Kurmasınlar,
                             Aşrı Aşrı Memlekete Kız Vermesinler...


Foto: Flckr

DEVAMINI OKU

13 Şubat 2010

Bu Sefer Bildim!


Bu sefer gelen organik sebze ve meyve kutumdan cikanlardan biri yukaridaki sahsiyetti :) Bu sefer fazla dusunmedim, hemen soyleyiverdim ismini: Pancar! Bizim eve pancar pek girmez, pancarin tursusunun cok guzel oldugunu biliyorum ama. Tursu yapamayacagima gore, oturdum yine internetten bakindim pancarla neler yapabilirime. Organik urunleri aldigim sitenin icinde hangi malzeme ile neler yapilabilecegine dair bir bolum var. Hatta musterilerden gelen tarifleri de koyuyorlar oraya. Gecenlerde biri anneannesinden kalma bir kek tarifi paylasmisti mesela, cok hos! Neyse, girdim baktim o bolume, pancarla ilgili corbadan keke kadar pek ock tarif var. Mercimekli rezeneden sonra bu defa bir Ingiliz tarifi denemek istedim. Pratik gorunen yemeklerden birini seceyim dedim ve pancarli corbada karar kildim.

Corbanin tarifi cok basit: Pancar, patates ve havucu bir tencerede et suyu ile kaynatiyorsunuz. Icine istediginiz turden aci sos ekliyorsunuz. Tuz yok, cunku pancarin icinde yeterince sodyum varmis. Sebzeler yumusayana kadar pisiriyorsunuz ve sonra blendirden gecirip servis yapiyorsunuz. Gayet basit! Ben tarifteki olculere harfiyen uymadim cunku elimdeki tum pancarlari kullanmak istemedim, bir-iki tanesini salata icin ayirdim. Bir adet havuc ve iki adet patates kullandim. Aci sos koymadim.

Sonuc: Corba acaip tuzlu olmustu hic tuz koymamama ragmen. Rengi tamamen pancar rengiydi, ki goruntu olarak gayet guzel. Yalniz tat konusunda pek olumlu seyler soyleyemeyecegim, pancar ve havucun tadi cok baskin cikmisti. Sonucta corbayi icemedik ve pancar maceram boylece baslamadan bitti.

Salata icin ayirdigim pancarlari portakalli salatanin icine koydum, bayagi guzeldi tadi.

Bu maceradan sonra artik kutu almiyorum, tek tek secip sepete ekliyorum alacaklarimi :)) Bir sure boyle artik, napalim!
DEVAMINI OKU

10 Şubat 2010

+1 :)


Isvec gezisine yalniz gittigimi yazmistim ya; yalniz degildim aslinda :))
DEVAMINI OKU

6 Şubat 2010

Isvec-2



Isvec'te denize ilk indigim yerde bir suru kugu ve ordek gormek beni cok sasirtti. Sanki deniz degil de nehirdeymis gibi dolaniyordu hayvanciklar. Bir de yakinlarda bir sicak su kaynagi olmali ki hepsi bir yere toplanmis dedim ve yakinlarda denizden buharlar ciktigini fark ettim. Bu arada Eski Sehir taraflari ile ana karayi baglayan koprunun manzarasi bana Istanbul Eminonu taraflarini hatirlatti.


Otelim Stockholm'un unlu alisveris mekanlarina cok yakindi. Unlu Ahlens Alisveris merkezine birkac kere girdim, biri isinmak icin :)) Bir de Galleria alisveris merkezleri var, dukkanlarin ilginc bir sekilde yukari degil, asagi dogru genisletilmis. Yani ust kata cikilmiyor da alt kata iniyorsunuz devamli.


Stockholm'deki 2. gunumde gunluk Stockholm Kart aldim; bu kartla her turlu ulasim ve 80'den fazla muzeye giris bedava. Yalniz alirken ne kadar oldugunu sormadim, fiyatinin 395 Kron olabilecegini dusunmemistim (Yaklasik 34 pound, 80 TL)!! Aslinda almadan bir gunde ne kadar yer gezebilecegimi hesaplamam, sonra da bu yerlerin giris ucretlerine bakip ulasimi da ekleyip kabaca bir hesap yapmam gerekirdi. Bir kere almis bulununca ben de karttan olabildigince faydalanmaya karar verdim. Ancak bir sorun vardi, bugun pazardi ve muzelerin cogu gec acilip erken kapaniyordu. Bir de benim gezmek istedigim yerlerin bir kismi birbirine pek yakin degildi. Bunca denklemi biraraya getirip optimal bir plan yaptim ben de kendime. Muzelerin acilis saatlerini, birbirlerine olan uzakliklarini, hangi vasita ile nereye kadar ulasabilecegimi bir bir hesap ederek ve yanima yiyecek stoklayarak (yemek yemek icin ayrica zaman ve mekan aramak icin enerji harcamamak icin) yola ciktim. Plan sirasiyla Vasa Muzesi, Nordiska Muzesi, Skansen, Drottningholm Sarayi ve Ulusal Muze seklindeydi.


Ya Allah Bismillah diyerek once metro ile Vasa Muzesi yakinlarina gittim ve oradan yuruyerek Vasa Muzesi'ne ulastim. Vasa kelime olarak bugday/tahil'dan geliyormus. Vasa Gemisi 1628 yilinda donemin en pahali gemisi olarak yapilmis ancak denize acildiktan 20 dakika sonra devrilerek batmis ve 30'dan fazla insan olmus (cogu geminin acilisini kutlamak icin gemiye alinan ve bir sonraki adada indirilecek olan kadin ve cocuklar). 1956 yilinda baslayan bir calisma ile geminin deniz altindaki yeri  tespit edilmis ve tekrar yuzeye cikarilmis. 1990'dan beri de Vasa Muzesi'nde gemi sergileniyormus. Orijinal geminin her parcasi ince ince elden gecirilmis, tam 14.000 parca birlestirilmis denizden cikarildiktan sonra. Isvecliler "Dunyanin en buyuk yapbozu" diyorlar Vasa projesi icin. Muzede geminin cikarilis projesini anlatan kisa film gosterimi var, cok etkileyici gercekten. Boyle bir projede calismak isterdim dogrusu.




Muzenin acilis saatinden once gittigim icin disarida beklemek durumunda kaldim ve bu sirada benim gibi turist olan David ile tanistim. Dunya Saglik Orgutu'nun Filipinler merkezinde calisiyormus David. O da benim gibi kisitli zamanda cok yer gormek istiyordu, bir sure fikirlerimizi paylastik. Muzeyi tur esliginde gezerken de sohbetimiz devam etti. Ben tur bittikten kisa sure sonra vedalasarak ayrildim.




Bu arada Isvec'te ayni gun 2 yerli kisi beni durdurup yol sordu bana! Isvecliye benzetilecegimi hic dusunmezdim dogrusu :)) Aslinda cok ortalama bir Turk yuzum var diye dusunurdum ama simdiye kadar hangi ulkeye gittiysem, genelde yerli halk tarafindan durdurulup mutlaka birseyler sorulmusumdur! Italya ve Ispanya'da bunu yasamam normal geliyordu ama Iskandinavya'da boyle birseyi yasamak ilgincti gercekten! Kulaklari cinlasin, gelin makyajimi ve bir yil sonrasinda bir baska dugun icin makyajimi yapan bir bayan vardi; "Senin yuzun joker bir yuz, istedigin sekle girebilir" demisti :))


Neyse, Vasa'dan cikip Nordiska Muzesi'ne gittim. Geleneksel Isvec tasarimlari, esyalari, fotolari vari muzede. Bazi desenler Orta Asya desenleri gibiydi. Her zamanki gibi Iskandinav tasarimlarini cok sevdim. Sadelik, estetik ve fonksiyonellik birarada olunca tadindan yenmiyor :)


Oradan cikinca hemen yakinlardaki acik hava muzesi Skansen'e gittim. Icinde hayvanat bahcesi ve Isvec'in cesitli bolgelerinde bulunan evlerin kasaba gibi biraraya getirilmesiyle olusmus mini Isvec var burada. Acik hava muzesi olunca her yer karla kapli tabi. bir de pek fazla turist yok ya mevsim itibariyle, nasil guzel manzaralar vardi anlatamam. Firin, bahartci, mefrusatci, manifaturaci falan her meslek erbabi icin bir dukkan-ev var, tarih 1800'lerin ortasi bu arada. Iceri giriyorsunuz, sizi donemin kiyafetleri icinde bir dukkan sahibi/tezgahtar karsiliyor. Sorularinizi yanitliyorlar, isterseniz gercekten alisveris yapabiliyorsunuz :) Baharatci mesela, bana mallarinin nerelerden geldigini anlatti. Bir ciflik evindeki ciftci bana kisin nasil gecindiklerinden, nasil yemek yapip cocuk baktiklarindan bahsetti. Kasabanin kilisesi de vardi ve iceride ayin yapiliyordu!Bir andan kendimi 1800 lu yillarda hissettim. Ah benim de onlar gibi elbisem olsaydi ya bir de!





Hayvanat bahcesi tarafina gitmeden ayrildim Skansen'den, hic istemeyerek. Bu sogukta hayvanciklarin usudugunu falan gorursem uzulurum diye gitmedim o tarafa. Ama cikisi ararken bayagi dolandim ve bir ara kayboldum. Kar nedeniyle haritada gozuken yollar kapanmisti ve benden once kimse gecmedigi icin ayak izi falan yoktu cogu yerde. Ben de sonunda karin icine attim kendimi :) diz boyu kara bata cika haritada olduguna guvenerek gercekte de vardir diyerek devam ettim bir sure. Tam umudumu kesmistim ki karsidan iki Alman geldi ve onlara sorarak dogru yolda oldugumu tasdik ettim :)


Bir sonraki duragim su anda Kraliyet ailesinin yasadigi Drottingholm Sarayi idi. UNESCO kultur mirasindaki bu saray biraz sehir disinda kaliyordu ama gercekten gormek istiyordum; bu nedenle 2 ulasim araci degistirip biraz da yuruyerek Saraya ulastim. Gidene kadar en az 3 ada degistirdim, nasil bir cografyada yasiyorlar yahu! Aslinda koprular olmasa ada degistirdigimizi de anlamayacagim, her yer buz tutmus cunku :)) Hatta bir yerde insanlar deniz uzerinde yuruyorlardi. Saray sapsari gorkemli bir bina. Binanin kac kati kadar da arazisi var. Sansima rehber esliginde gezme saatine denk gelmisim, her ayrintiyi dinledim boylece. Isin ilginci Isvecliler bir ara Turklerden etkilenmisler. Sarayin bir odasinda boydan boya deri uzerine Turklerin Viyana kusatmasi resmedilmisti (Macar general ve tuccarlar Turklerin ayaklarina kapaniyordu resimde, kusatmayi kaybetmeden onceki durum). Tam karsisindaki duvarda da bir deve ve devenin sahibi bir Turk resmedilmis. Resimdeki Turk'u Isvec Krali Stockholm'e getirmis devesi ile birlikte. Deve iklim kosullarina dayanamayip olmus, Turk ise Hiristiyan olmup adini degistirmis ve olene kadar Kralin himayesinde yasamis. Bir diger genis odada ise donemin Avrupa Krallarinin resimleri vardi. Bunlardan biri de Sultan Abdulmecid'in resmiydi. Bir de sarayin bahcesinde Turk askeri cadirindan ornek alinarak olusturulmus bir cadir vardi.



Sarayda en cok resimlerdeki prenses ve kralicelerin giydigi kiyafetler ve taktiklari mucevherleri sevdim :) Bir de mavi-beyaz seramik kapli soba ve somineleri. Bol bol kullanilan damask desenleri ve duck-egg mavisi bana Laura Ashley'i animsatti :)


Saraydan cikip tekrar merkeze dondum ve gunun son duragi olan Ulusal Muze'ye gittim. Gittigim diger ulusal muzelerin aksine bu mezede tablodan cok tasarim objesi gormek sasirtti beni :) Gercekten de resim ve heykel konusunda pek rekabetci olmasalar da yaptiklari tasarimlarla cok ovunuyor Isvecliler. 100 yasindan fazla tasarimlar vardi muzede ve hala "vay be" dedirten cinstendi. Koltuk ve sandalye tasarimlarinda bilhassa asmislar Isvecliler.


Bu yogun gunun ardindan otele kendimi zor attim :) Ve deliksiz bir uyku cektim.


Ertesi gun Stockholm'deki son gunumdu. Daha once uzaktan gordugum Nobel odullerinin verildigi City Hall'a gittim. Gayet mutevazi bir yer. Sonrasinda ise Eski Sehir taraflarinda biraz dolastiktan sonra Drottningatan Caddesi (aliveris mekani) ve civarinda dukkan gezdim. Isvec'i cok pahali buldum. UK'den bile :)) Ogleden sonra havaalanina dogru yola cikip aksam eve ulasmayi basardim.


Gezmeyi sevdigimi soylemis miydim? :)

DEVAMINI OKU

SOSYAL AĞLAR


İZLEYENLER

Blog Arşivi

HER GÜN MUTLAKA

NE ARADINIZ, YARDIMCI OLALIM?

Kişisel Blog

Copyright © Benden ve Bizden | Powered by Blogger
Design by Lizard Themes | Blogger Theme by Lasantha - PremiumBloggerTemplates.com