3 Mayıs 2012

Plitvice Gölleri Milli Parkı - Plitvička Jezera





 Bu yazımda gitmek istediğimi söylediğim Plitvice Gölleri Milli Parkına gittiğimi mutulukla paylaşıyorum :)



Gezimizin ikinci günü sabah erkenden kaldığımız evin önündeki duraktan tramvaya binip otobüs terminaline gittik. Tramvay bileti bana biraz pahalı geldi, 12 Kuna, yaklaşık 1,5 Eur; yani yaklaşık 3,5 TL. Bir bilet için bu fiyat çok. Plitvice otobüsleri ise bir gidiş 95 Kuna, yaklaşık 30 TL. Bagaj başına ise yaklaşık 2,5 TL veriyorsunuz. Biz bebek pusetini bagaj olarak verdik.





Hava kapalı idi ancak gezinin sonuna kadar yağmur yağmadı. Milli Park'tan ayrılıp otobüs beklemeye anayola çıktığımızda atıştırdı biraz, o da çok değildi. Fotoğraf makinemi boynuma astım, çapraz çantamın içinde cüzdan, cep telefonu ve önemli birkaç eşyam vardı. Bir sırt çantası aldık yanımıza. İçine Bambino için yedek kıyafet, bebek bezi, beslenme çantası, su, kendimiz için atıştırmalıklar, şemsiye, birkaç fular (emzirmek için ve rüzgardan korunmak için kullanmak üzere) koydum. Anneannemizin de yine çapraz asılan çantası ve fotoğraf makinesi elindeydi.





Otobüsle Plitvice yaklaşık 2,5 saat sürdü. Yol boyu yemyeşildi her yer. Ağaçlar, tarlalar, dağlar nereye baksanız yeşilin bir tonu. Bambino bir saat kadar kucağımda uyudu. Otobüsten indiğimizde enerjik ve geziye hazırdı :)





1949 yılında kurulan Plitvice Gölleri Milli Parkı Hırvatistan'ın Lika Blögesinde yer alıyor. Bu milli park 1979'da UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine alınmış. Bölge Alp Dağlarının bir bölümü ile çevrili. 16 adet mavi-yeşil gölden oluşan Plitvice Gölleri doğal bir şekilde birbirlerinden ayrılmışlar. Şelaleler gölleri birbirine bağlıyor. En yüksek şelale 70 metre yüksekliğindeki Veliki Slap. Parkın en yüksek yeri 1280 metre, en alçak yeri 380 metre yükseklikte. Yüzmek yasak. Parkta yaşayan bitki ve hayvanlar ve diğer bilgiler için şu adresi tıklayınız:
http://www.np-plitvicka-jezera.hr/en/






Parkı gezmek her mevsimde ayrı bir güzelmiş. Bizim gittiğimiz Nisan ve Mayıs aylarında su seviyesi çok artıyormuş. Ancak Temmuz ve Ağustos aylarında ise çok kalabalık oluyormuş, istenildiği gibi rahatça gezmek ya da fotoğraf çekmek zormuş. Kışın ise şelaleler donuyor ve manzara bambaşka güzelleşiyormuş. Karar sizin :)





Parkın iki girişi var. Kışın bir kapalı oluyor. Biz ikinci girişten başladık. Milli Parkın girişindeki tabelada (foto çekmemişim) birkaç tane parkur tanımlanıyor. Göller bölgesi çok geniş ve vakit kısıtlı olduğu için herkes kendine göre bir parkur seçip o rotayı takip ediyor. Bazı rotalar 2-3 saatlik, bazıları 4-5, bazıları da 6-7 saatlik. Hemen hepsinde bot gezisi, otobüs gezisi ve bol bol yürüyüş var. Biz 3-4 saatlik bir rotayı seçtik. Bu rotada önce botla geziliyor. Sonra bot sizi bir yere bırakıyor ve bu noktadan sonra 1-2 saat yürüyorsunuz. Sonrasında otobüse binip başlangıç noktasına geliyorsunuz.





Grubun Bambino, annesi ve anneannesinden oluşan kısmı otobüs bölümüne gelmeden botla geri döndü varış noktasına. Kalanlar turu tamamladılar. Neden mi döndük? İki nedeni var:

Birincisi, yürüyüş yolu göl ve şelalelerin dibinde incecik bir patikadan oluşuyor. Bazı yerlerde göllerin üzerindeki ince yollardan karşıya geçiyorsunuz. Yani gölün üstünde, sağınız solunuz göl ve şelale olmak üzere incecik tahta bir yoldan yürüyüp geçiyorsunuz. Gerçekten muhteşem bir deneyim. Ancak Bambino gibi hareketli, pusete oturmayı istemeyen, üstüne üstlük suyla oynamayı çok sevdiği için göl ve şelaleleri görür görmez içine doğru koşan bir bebekle bu patikalardan geçmek oldukça heyecan verici! Suya girmek istemediği anlarda kenardaki taşları alıp suya atmak istiyordu bizimki. Tabi kendine müdahale edilmesine asla izin vermiyordu. Kendi yürümek istiyordu ve patikaların kenarlarında korkuluk sadece bir yerde mevcuttu. O da birkaç metre sonra bitiyordu. Hal böyle olunca devam etmek oldukça riskliydi bizim için.

İkinci neden ise, gittiğimiz en son noktadan devam etseydik bizi büyük bir tepe bekliyordu. Eğimli ve dar bir patikadan tırmanmamız gereken bu tepeyi biz tırmanırdık belki ama yanımıza aldığımız puseti taşımakta oldukça zorlanmaya başlamıştık. Patikalar engebeli ve bir puseti sürmek için bile bazen dardı. Bir ara anneme "İki çocuk gezidiriyoruz, biri Bambino, diğeri puset" dediğimi hatırlıyorum :) Ve ikincisi birincisinden daha zordu :P





Bu nedenlerden dolayı gölün üzerinden karşıya geçip sonra tekrar karşıya geçerek geldiğimiz yolu geri döndük. İyi ki de öyle yapmışız. Grubun diğer elemanları tepeye çıkana kadar kan ter içinde kaldıklarını, bizim geri dönmekle akıllıca davrandığımız söylediler. Bu noktada itiraf ediyorum: Eskiden olsa (çocuğum olmasa) hırs yapıp o tepeye kesin çıkardım. Çıkamaz isem günlerce kafaya takardım. Ama çocuktan sonraki ben, diğer konularda olduğu gibi bu konuda da evrim geçirdi. İçimde en ufak bir merak, pişmanlık ya da hırs yok. Zerresi bile! Dönüş yolunda Bambinoyu slinge koyup uyuttum, o uyurken yavaş yavaş, sindire sindire yürüdük. Molalar verdik, derin nefesler alıp tertemiz havayı içimize çektik. Bir yarışta değildik ki parkuru bitirmeye uğraşalım. Anın, var olmanın, tabiatın tadını çıkarmaktı önemli olan. Bunu da hakkıyla yaptık. Bambino uyanınca botu beklediğimiz yerdeki büyük çayırların üzerinde oyun oynadık, hediyelik eşya dükkanına girdik, bir şeyler atıştırdık, diğer insanlarla sosyalleştik.


Göllere bizim gibi günübirlik gelen olduğu gibi buradaki otellerde ve kamp yerlerinde konaklayanlar da çok. Tabiat öyle güzel ki.

Gidin, gezin, görün, yaşayın! :)
DEVAMINI OKU

30 Nisan 2012

Hırvatistan'ın Başkenti Zagreb




Hırvatistan yeşil, yeşil, yemyeşil bir ülke. Dağlar, tepeler, yollar hep yeşil. O nedenle bu ülkeyi gezmek için en güzel yol araba kiralamak.



Başkent Zagreb'in nüfusu 1.2 milyon. Sokaklar sakin, insanlar sakin, doğa sakin. Trafikte korna sesi duymak oldukça zor. İnsanlar rahat ve anlayışlı. Mutlular gördüğüm kadarıyla.


Zagreb, Gornji grad (Upper Town-Yukarı Şehir) ve Donji grad (Lower town-Aşağı Şehir) olmak üzere iki bölüme ayrılmış. Turistik bölüm Gornji Grad. Merkezi ise Jelacic Meydanı. Meydanda at üzerinde asker Josip Jelačić'in heykeli bulunuyor. Meydanda biz kaldığımız sürece Slovenya tanıtım günleri vardı. Slovenya yemekleri tadıp Slovenya müziği dinledik doya doya. Bana Slovenya t-shirt'ü verdiler :) Bambino'ya da uçan balon. Bambino koluna bağlatmak istemediği için dakikası içinde havaya gitti ne yazık ki. 







Şehrin katedrali ve pazarı ise meydanın hemen üstündeki sokakta. Bu bölümdeki sokaklar genelde trafiğe kapalı. Sağlı sollu kafeler ve restoranlarla dolu. Sokaklarda kaybolup genelde Bambinonun arkasından gittik. O nereye dönerse biz de oraya :) Trafiğe kapalı olduğu için özgürce dolaşmasına izin verdiğimiz Bambino bu haline öyle bir alıştı ki! Sokak çocuğu oldu resmen. Eve sokmakta oldukça zorlandık her defasında. 









Çatısı mozaik armalarla kaplı bu kilise St Mark Kilisesi. Gerçekten çok etkileyiciydi.














Katedralin önünde Meryem Ana ve Aziz heykelleri var.








Son gün tekrar Zagreb'e döndük ve bu defa Orta ve Doğu Avrupa'nın en eski parkı olan Maksimir Park'a gittik. Parkın içindeki Hayvanat Bahçesi Bambino'nun ilk hayvanat bahçesi deneyimi oldu. Ben ve kojo bu yerleri pek sevmiyoruz, ne olursa olsun buraların hayvanlara zulüm olduğunu düşünüyoruz. Kafesin ardındaki çitalar, aslanlar, filler doğal yaşamlarından uzaklaşmış durumdalar ve onları o halde görmek bizi üzüyor. Ancak Zagreb'deki hayvanat bahçesinin koşullarının pek çok ülkeye göre daha iyi olduğunu okuduğumuz için "İlla gidecekse burada gitsin bari" diye düşünerek Bambino ile hayvanat bahçesine girdik. Bambino en çok ayı, köstebek ve suda yüzen iki kunduzu seyretti. Geri kalan zamanda ise anneleriyle gezen iki ablanın peşinden koştu durdu.

Not: Bambino ile gezince fotoğraflar ancak anı olsun diye çekilebildi. Sanatsal çalışmalar, doğru ışık ve açıyı yakalamak gibi bir kaygımız olmadı. Kendimizin olduğu fotoların neredeyse hepsi doğal halimizde çekildi :)
DEVAMINI OKU

27 Nisan 2012

Gittim Gördüm Geldim


8 günlük seyahatimiz dün akşam itibariyle sona erdi.
Güzel bir gezi oldu.
Bambino ile gezmek çok keyifliydi.


Bebekli anneler ve babalar, bebeğinizi sakın geride bırakmayın. "O anlamaz" demeyin. Öyle güzel deneyimler kazanıyorlar ki! Bilinçaltlarına işliyor bir kere. Hem en önemlisi onlar size nerede olursanız olun sizinle birlikte olmak istiyorlar, hatta tek istedikleri bu! Onu kendinizden mahrum etmeyin 3 gün kafa dinleyeceğim diye.
Evet, sosyal içerikli mesajımı verdikten sonra gezi programımızı yazmakla başlıyorum yazı dizime :)

1. gün: Ankara-İstanbul-Hırvatistan'ın başkenti Zagreb. Geceleme Zagreb'de.
2. gün: Şurada "Buraya gitmek istiyorum" diye yanıp tutuştuğum yer olan Plitvice Gölleri. Geceleme Zagreb'de.
3. gün: Trogir-Split. Geceleme Split'te.
4. gün: Brac Adası-Split-Dubrovnik. Geceleme Dubrovnik'te.
5. gün: Dubrovnik. Geceleme Dubrovnik'te.
6. gün: Mostar-Saraybosna. Geceleme Saraybosna'da.
7. gün: Zagreb'e dönüş. Geceleme Zagreb'de.
8. gün: İstanbul üzerinden Ankara'ya dönüş.


İlk fotoğraflar Zagreb'de kaldığımız Zigzag Apartments'dan. Merkezin ortasında, yüksek tavanlı, zevkli döşenmiş bir apartman dairesi burası. Öyle rahat ettik ki, gidenlere tavsiye ediyorum. Tom adlı oldukça yardımsever bir ev sahibimiz vardı. Son gün asansör bozulduğu için bütün valizlerimizi 3. kata taşımakla kalmadı, bu nedenle fiyatta indirim bile yaptı.


Bambino ile uçak yolculukları genelde uyuyarak geçti. Uyumadığı zamanlarda herşeyi keşfetti, en ufak düğmeden uçaktaki yolculara kadar herşeye meraklandı.


Puset götürmekle hata etmişim. Belki pusetinde uyur rahat ederiz demiştik ama puset bize resmen yük oldu. Özellikle Plitvice Göllerinde bize çok zorluk oldu pusetle gezmek. 8 gün içinde toplasan 2 saat binmemiştir. Bir dahakine sadece sling götüreceğim.


Sırada Zagreb şehri var.
DEVAMINI OKU

SOSYAL AĞLAR


İZLEYENLER

Blog Arşivi

HER GÜN MUTLAKA

NE ARADINIZ, YARDIMCI OLALIM?

Kişisel Blog

Copyright © Benden ve Bizden | Powered by Blogger
Design by Lizard Themes | Blogger Theme by Lasantha - PremiumBloggerTemplates.com