11 Mayıs 2012

Plitvice Gölleri - Devam



Plitvice Gölleri gezimizin ilk bölümü için tıklayınız.


Fazla söze girmeden sizi doğanın muhteşemliği ile başbaşa bırakıyorum :)
















Bizim ülkemizde de böyle yerler - hatta daha da güzelleri - vardır eminim ama  buralardan turizm alanında yararlanmak hakkında daha çok yolumuz var anlaşılan.
DEVAMINI OKU

4 Mayıs 2012

Bambino 19 Aylık


Gezi yazılarına önemli bir gelişme için ara veriyorum: Bambino bugün itibariyle 19 aylık oldu :)

Son ay içindeki gelişmeler bir paket halinde geldi sanki. Bambinonun dış görünüşü, gülüşü, bakışı, tavırları, boyu, posu, her bir şeyi güncellendi sanki. Özellikle tatilde ve sonrasında (ki tarih olarak tam buçuk aya denk geliyor- Bambino hep buçuk aylardan sonra atak yapıyor) müthiş bir büyüme gözlemledik oğlumuzda. Kojo da ben de ağzımız açık izliyoruz. Evet, sadece izliyoruz büyümesini. Zevkle, sevgiyle, merhametle, dolu gözlerle, gülümsemeyle izliyoruz.

Geçen sene Bambinoyu görmeye gelen annemin bir komşusu amca "Bak gör 1,5 yaşından sonra tadından yenmeyecek" demişti. Nasıl da haklıymış! Büyüdü küçük adam oldu çıktı resmen.

Söylediğimiz her şeyi anlayıp anladığını belli ediyor. Konuştuğumuz her konuda bir fikri var. Fikri olmadığında bile bizi dikkatle dinleyerek, biz gülüyorsak gülerek kendinin varlığını belli ediyor.

Yapmak istedikleri ve istemedikleri çok ama çok net. Ve isteği olmadığı zaman ikna etmek eskisi gibi kolay değil :)

Dün akşam ilk defa gece dışarı gezmesine gitti Bambino. Çok sevdiğim bir arkadaşım ve babası İstanbul'a dönerken son dakika sürprizi yapıp haber verdiler. Nasıl sevindim bilemezsiniz. Bambino gece uykusuna 10 gibi geçmeye başladı 10 gündür. O nedenle gideceğimiz yere rahatça gittik. Saat 10'a gelmeden ben kalktım. Plan Bambinoyu uyutup onları evde ağırlamaya devam etmekti. Bambinoyu arabaya bindirdim ve eve döndük. Park edip Bambinoyu almak üzere kapısını açınca müthiş bir ağlama ve bağırtı başladı. Bizimki arabadan inmek istemiyormuş, daha gidelimmiş. Eve gidip yatağa yatıp uyuyacağımızı söyleyerek kemerini çözüp kucağıma almaya çalıştım ama öyle bir karşı koydu ki camlara komşular çıktı. Birkaç dakika ikna etmeye çalışıp başaramayınca Bambinoyu bağlayıp ben de arabaya bindim. Ve Eskişehir Yolunda iki tur attık (Yoldakilerin yarısının sarhoş olduğunu düşünüyorum bu arada-zaten tam maç çıkışıydı). Bambino bu şekilde uykuya dalamayacağına iki turdan sonra ikna oldu. "Eve gidip yatağımıza yatalım mı?" diye sorduğumda "hııı" diyerek onay verdi ve biz eve sessiz sedasız giriverdik. Uyuduğunda saat 11'di.


Gece geç uyuyan Bambino sabahları 7 gibi uyanıveriyor. Tabi kesintisiz uyumuyor, gece en az 4-5 kere uyanıyor hala. Bu konuda 1,5 yaşından birşey görmedik henüz ama 2 yaşından umutluyum :P

İstemediği şeylere gözünü kapatıp kafasını sağa sola sallayarak bir "ı-ııh" demesi var ki, gören sırf o "ı-ıh" desin diye birşeyler yapmaya başlıyor. Öyle tarz öyle sevimli ki :)

Dışarı kuşu oldu iyice. Gün içinde devamlı dışarıda olmak istiyormuş. Tatilde zaten hep dışarıdaydık. Dışarıdayken aklına yemek gelmiyormuş, teyzesi öyle diyor :) Yanlarına atıştırmalık birşeyler alıp parka gidiyorlar ve en az iki saat geçiriyorlarmış. Dönünce evde uyuyormuş, en fazla 1 saat. İkinci uykuyu da bıraktı bizimki. Ama tek uykusunun uzaması gerekirdi değil mi? Hala bir saat.

Geç söyledi ama öyle güzel "Bab-ba" diyor ki, kojoyu bırak ben bile eriyip bitiyorum :)

Durup durup "Anne" ve ardından "Bab-ba" diyor :) Bizim varlığımızı kontrol ediyor. Biz de en son "Bambino" diyoruz, o zaman ellerini göğsüne koyup "işte burada" demek istiyor :)


Konuşma konusunda gayretler devam ediyor. Kendince çıkarttığı sesleri dinlemek çok zevkli :)
Anne,
baba,
dede,
de-de (teyze oluyor bu),
cik,
gıg-gık (gıt-gıt gıdak),
beeaaa (mee),
gak,
didili (gidelim),
ga-lk (kalk, Ankaralı versiyonu :P ),
aç,
gööö-dü (gördüm - eller gözlere götürülecek aynı anda),
şşşşş (su sesi, dalga sesi, yüzen geminin sesi),
av (hav)
av-lu (havlu)
ki-i (kivi)
ge-di (geldi)
da (dağ)
ınnnnnn (araba, otobüs, kamyon sesi)


Bambino ablaları ve abileri çok seviyor. Çocuk- büyük fark etmiyor, genç olsun, genç görünsün yeter. Onların peşinden gidiyor, hareketlerini ilgiyle izliyor, dokunmaya çalışıyor, bazılarının kucağına oturuyor :) Kucağa oturma hareketi ise süper: Kucağına oturacağı kişinin önüne gelip arkasını dönüyor, geri geri gelip oturuveriyor kucağa :)))

Sebze yemeklerini eskisi kadar sevmiyor ama fasülye, barbunya gibi bakliyatları seviyor. Balık, et, tavuk hala severek yiyor. Meyve yemeyi seviyor. Bir de ekmek. Fırat gibi bütün somunu alıp evde dolaşa dolaşa yiyor :) Alerjiler aynen devam. Tatlı şeyleri bazen yiyor, bazen yemiyor. Pekmezli sudan oluşan çayını zevkle içiyor.

Dün bir arkadaşımız kendi oğullarının bisikletini getirdi. Böylece bizimkinin ilk defa bir bisikleti oldu. Pusetten daha uzun süre oturmasını bekliyorum ama çok da beklentiye girmemem lazım. Malum, bizimki hareket adamı.

Canım oğlum, benden sana hatıra kalsın istediğim bu anılar, anlar yazmakla bitmez. Bil ki senin varlığınla her anımız daha güzel, hayatımız daha renkli. Seni çok ama çok seviyoruz. Sen çok değerlisin. Çok!
DEVAMINI OKU

3 Mayıs 2012

Plitvice Gölleri Milli Parkı - Plitvička Jezera





 Bu yazımda gitmek istediğimi söylediğim Plitvice Gölleri Milli Parkına gittiğimi mutulukla paylaşıyorum :)



Gezimizin ikinci günü sabah erkenden kaldığımız evin önündeki duraktan tramvaya binip otobüs terminaline gittik. Tramvay bileti bana biraz pahalı geldi, 12 Kuna, yaklaşık 1,5 Eur; yani yaklaşık 3,5 TL. Bir bilet için bu fiyat çok. Plitvice otobüsleri ise bir gidiş 95 Kuna, yaklaşık 30 TL. Bagaj başına ise yaklaşık 2,5 TL veriyorsunuz. Biz bebek pusetini bagaj olarak verdik.





Hava kapalı idi ancak gezinin sonuna kadar yağmur yağmadı. Milli Park'tan ayrılıp otobüs beklemeye anayola çıktığımızda atıştırdı biraz, o da çok değildi. Fotoğraf makinemi boynuma astım, çapraz çantamın içinde cüzdan, cep telefonu ve önemli birkaç eşyam vardı. Bir sırt çantası aldık yanımıza. İçine Bambino için yedek kıyafet, bebek bezi, beslenme çantası, su, kendimiz için atıştırmalıklar, şemsiye, birkaç fular (emzirmek için ve rüzgardan korunmak için kullanmak üzere) koydum. Anneannemizin de yine çapraz asılan çantası ve fotoğraf makinesi elindeydi.





Otobüsle Plitvice yaklaşık 2,5 saat sürdü. Yol boyu yemyeşildi her yer. Ağaçlar, tarlalar, dağlar nereye baksanız yeşilin bir tonu. Bambino bir saat kadar kucağımda uyudu. Otobüsten indiğimizde enerjik ve geziye hazırdı :)





1949 yılında kurulan Plitvice Gölleri Milli Parkı Hırvatistan'ın Lika Blögesinde yer alıyor. Bu milli park 1979'da UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine alınmış. Bölge Alp Dağlarının bir bölümü ile çevrili. 16 adet mavi-yeşil gölden oluşan Plitvice Gölleri doğal bir şekilde birbirlerinden ayrılmışlar. Şelaleler gölleri birbirine bağlıyor. En yüksek şelale 70 metre yüksekliğindeki Veliki Slap. Parkın en yüksek yeri 1280 metre, en alçak yeri 380 metre yükseklikte. Yüzmek yasak. Parkta yaşayan bitki ve hayvanlar ve diğer bilgiler için şu adresi tıklayınız:
http://www.np-plitvicka-jezera.hr/en/






Parkı gezmek her mevsimde ayrı bir güzelmiş. Bizim gittiğimiz Nisan ve Mayıs aylarında su seviyesi çok artıyormuş. Ancak Temmuz ve Ağustos aylarında ise çok kalabalık oluyormuş, istenildiği gibi rahatça gezmek ya da fotoğraf çekmek zormuş. Kışın ise şelaleler donuyor ve manzara bambaşka güzelleşiyormuş. Karar sizin :)





Parkın iki girişi var. Kışın bir kapalı oluyor. Biz ikinci girişten başladık. Milli Parkın girişindeki tabelada (foto çekmemişim) birkaç tane parkur tanımlanıyor. Göller bölgesi çok geniş ve vakit kısıtlı olduğu için herkes kendine göre bir parkur seçip o rotayı takip ediyor. Bazı rotalar 2-3 saatlik, bazıları 4-5, bazıları da 6-7 saatlik. Hemen hepsinde bot gezisi, otobüs gezisi ve bol bol yürüyüş var. Biz 3-4 saatlik bir rotayı seçtik. Bu rotada önce botla geziliyor. Sonra bot sizi bir yere bırakıyor ve bu noktadan sonra 1-2 saat yürüyorsunuz. Sonrasında otobüse binip başlangıç noktasına geliyorsunuz.





Grubun Bambino, annesi ve anneannesinden oluşan kısmı otobüs bölümüne gelmeden botla geri döndü varış noktasına. Kalanlar turu tamamladılar. Neden mi döndük? İki nedeni var:

Birincisi, yürüyüş yolu göl ve şelalelerin dibinde incecik bir patikadan oluşuyor. Bazı yerlerde göllerin üzerindeki ince yollardan karşıya geçiyorsunuz. Yani gölün üstünde, sağınız solunuz göl ve şelale olmak üzere incecik tahta bir yoldan yürüyüp geçiyorsunuz. Gerçekten muhteşem bir deneyim. Ancak Bambino gibi hareketli, pusete oturmayı istemeyen, üstüne üstlük suyla oynamayı çok sevdiği için göl ve şelaleleri görür görmez içine doğru koşan bir bebekle bu patikalardan geçmek oldukça heyecan verici! Suya girmek istemediği anlarda kenardaki taşları alıp suya atmak istiyordu bizimki. Tabi kendine müdahale edilmesine asla izin vermiyordu. Kendi yürümek istiyordu ve patikaların kenarlarında korkuluk sadece bir yerde mevcuttu. O da birkaç metre sonra bitiyordu. Hal böyle olunca devam etmek oldukça riskliydi bizim için.

İkinci neden ise, gittiğimiz en son noktadan devam etseydik bizi büyük bir tepe bekliyordu. Eğimli ve dar bir patikadan tırmanmamız gereken bu tepeyi biz tırmanırdık belki ama yanımıza aldığımız puseti taşımakta oldukça zorlanmaya başlamıştık. Patikalar engebeli ve bir puseti sürmek için bile bazen dardı. Bir ara anneme "İki çocuk gezidiriyoruz, biri Bambino, diğeri puset" dediğimi hatırlıyorum :) Ve ikincisi birincisinden daha zordu :P





Bu nedenlerden dolayı gölün üzerinden karşıya geçip sonra tekrar karşıya geçerek geldiğimiz yolu geri döndük. İyi ki de öyle yapmışız. Grubun diğer elemanları tepeye çıkana kadar kan ter içinde kaldıklarını, bizim geri dönmekle akıllıca davrandığımız söylediler. Bu noktada itiraf ediyorum: Eskiden olsa (çocuğum olmasa) hırs yapıp o tepeye kesin çıkardım. Çıkamaz isem günlerce kafaya takardım. Ama çocuktan sonraki ben, diğer konularda olduğu gibi bu konuda da evrim geçirdi. İçimde en ufak bir merak, pişmanlık ya da hırs yok. Zerresi bile! Dönüş yolunda Bambinoyu slinge koyup uyuttum, o uyurken yavaş yavaş, sindire sindire yürüdük. Molalar verdik, derin nefesler alıp tertemiz havayı içimize çektik. Bir yarışta değildik ki parkuru bitirmeye uğraşalım. Anın, var olmanın, tabiatın tadını çıkarmaktı önemli olan. Bunu da hakkıyla yaptık. Bambino uyanınca botu beklediğimiz yerdeki büyük çayırların üzerinde oyun oynadık, hediyelik eşya dükkanına girdik, bir şeyler atıştırdık, diğer insanlarla sosyalleştik.


Göllere bizim gibi günübirlik gelen olduğu gibi buradaki otellerde ve kamp yerlerinde konaklayanlar da çok. Tabiat öyle güzel ki.

Gidin, gezin, görün, yaşayın! :)
DEVAMINI OKU

SOSYAL AĞLAR


İZLEYENLER

Blog Arşivi

HER GÜN MUTLAKA

NE ARADINIZ, YARDIMCI OLALIM?

Kişisel Blog

Copyright © Benden ve Bizden | Powered by Blogger
Design by Lizard Themes | Blogger Theme by Lasantha - PremiumBloggerTemplates.com