Dolu dolu bir haftasonundan sonra dolu dolu bir iş yaşamına başladım bu hafta.
Cuma akşamı kojonun bir arkadaşı ve 2,5 yaşındaki oğulları geldi bize. Bambino oyuncaklarını paylaşmak konusunda pek cömert davranmadı. Galiba "Herşey benim" dönemine girdi bizimki. Arkadaşının elinde ne varsa almak istedi. Hepsi onun olsun istedi. Abisi birşeyi eline alınca ağlamaya başladı, "Dokunmasın benim eşyalarıma" diye ağladı. Neyseki bir süre sonra biraz daha alıştı ortama. Daha da güzeli gelen teyze ve amcayı sevdi, onların elinden tutup birşeyler yaptırmak istedi. Onlarla sohbet etti. Getirdikleri hediyeyi hemen oracıkta giydi ve sevdiğini belirtti. Ortam gayet keyifliydi. Uyku saati gecikti haliyle ama 21:30 gibi uyutmaya götürdüm (daha önce götürsem daha iyiymiş, ben uyumaz diye hiç oralı olmamıştım. Halbuki kuzum tıpış tıpış gitti yatağına ve uyudu).
Cumartesi sabahı Nurturia'nın 23 Nisan çekilişinde Bambinoya çıkan kardeşe hediyesini göndermek üzere kargoya gittik önce. Tam Bambinoluk orası! Mavi mavi kamyonlar, onlarca değişik renk ve boyutta kutu, tekerlekli taşıma arabaları, bir sürü abi ve abla. Tam bir cennet :) Ben işimi hallederken Bambino da etrafı incledi bol bol.
Oradan Kuğulu Park'a geçtik. Bambino kuğulara, ördeklere ve kuşlara ekmek attı. Simitini paylaştı onlarla. Bazı parçaları ise attığı yerden alıp ağzına atıverdi kaşla göz arasında. Biz de kojoyla evden götürdüğümüz termos çayımızı içip simidimizi yedik. Sabahın nispeten tenha ve serin saatlerinde keyif yaptık parkta.
Sonra bir arkadaşın alerji tanısı konan oğluna bizdeki kremden vermek üzere yola çıktık. Kremi verdik, benim rutin endokrin kontrolüme gittik. Bambino arabada uyurken ben rahatça doktora girdim çıktım.
Sonra ailemizin en sevdiği yerlerden biri olan Sanayi'deki Üst.ün.el Köftecisi'ne uğradık. Masanın üzerine atıyorlar yeşillikleri, bol limon, közde pişmiş sarımsak, domates ve soğan eşliğinde ekmek arası köfte yiyorsunuz. Yazarken bile ağzım sulandı :) Nam nam nam; Bambinonun deyişiyle :)
Biz yerken Bambino kısa bir süre çocuk koltuğunda oturdu, sonra sıkılıp dışardaki arabalara bakmak istedi. Sanayide araba modeli çooook! Dakikalarca araba izledik oğlanla. İçeri girmek istemedi, haliyle ben de giremedim. Yine de güzel oldu, doyduk ailecek.
Oradan ayrılıp başka bir arkadaşa bebek ve ev görmeye gittik. 2 yaşındaki abla ile 4 aylık bebek kardeşe Bambinonun ilgisi büyüktü. Ablayı öyle çok sevdi ki, gidip gidip omzuna başını yasladı, mutluluk sesleri çıkardı :) Sandığımızdan daha uzun süre oturduk. Bambino oyuncaklarla oynadı, ablasının yanından ayrılmadı, evdeki babannenin kucağına oturup kitap okuttu. Yine her zamanki gibi bütün oyuncaklar Bambinonundu, ablasına hiçbir şey vermek istemedi. Ev sahiplerinin Bambinoya verdiği Caillou bebeği hediyesi ise çok hoşuna gitti. Eve getirip devamlı cebinde taşıdı bebeğini :) Ne zamandır ifadesiz bebek almak istiyordum oğlana, Waldorf bebekleri çok pahalıydı. Bu Caillou bebeği ise küçük, taşıması kolay ve ifadesiz bakıyor (gülmüyor ama ağlamıyor da). Tam istediğim gibi.
Oradan ayrıldıktan sonra eve gitmek istemedik ve anneanne ve dedeye gidelim dedik. Ancak Bambinonun banyo yapması gerektiği için çok oturmadık. Annem ve kardeşim çatı katını temizlemişler, benim üniversite ve dersane defter ve kitaplarımı çıkarmışlar. Ben de atılacakları ayırdım, kitapları da bir üniversite öğrencisine vermek üzere torbaladım. Haftasonu teslim edeceğim inşallah.
Eve gidip Bambinoyu yıkadık ve biraz oyun oynadıktan sonra yatağın yolunu tuttuk.
Pazar sabahı her zamanki gibi 7'de kalktık. Kahvaltıdan sonra bir meyve fidanlığına gittik. Bambino için yine bir cennetti orası. Bol bol ağaçlara baktı, toprakla oynadı. Yolun kenarındaki iş makinesine çıktı ve uzun süre yukarıdan yolu izledi. Gelen kamyonlara ve otobüslere baktı.
Oradan ayrılıp pazara gittik. Çayyolu organik pazarı her pazar günü kuruluyor. Bambino uyurken ben de alışveriş yaptım. Eşyaları eve bıraktık ve yola devam ettik.
8 Nisan 2012 Pazar günü (not düşeyim dedim) Bambino ilk tiyatrosuna gitti sevgili okur :) Pembe Kurbağa Sahnesi'nde "Şık Şık Şıkırdak" adlı oyuna bilet almıştım haftaiçi. Sezonun son oyunu olduğu için alayım dedim, yoksa biraz daha beklemeyi düşünüyordum. Müzikli kukla oyunu 0-3 yaşa hitap ediyormuş. İçerisi kalabalıktı. Bambino herkesi inceledi. Önde oturan bir kardeşin elindeki arabaları görünce ağlamaya başladı! İlla onun olacakmış arabalar, o kardeş oynamasınmış. Sonunda o kardeşin bir arabasını aldık, ona da bizim arabamızı verdik. Elimizde araba ile en öndeki minderlere oturmak istedi Bambino. Beraber aşağı indik. Tepedeki renkli yanar döner ışıkları epey inceledi bizimki. O sırada ışıklar kapandı ve sahne açıldı. Işıklar gittiği için bizimkinin keyfi kaçtı. Biraz müzik dinledi, biraz sahnedeki amcaya baktı ve sonunda "Didli, didli" diyerek beni dışarı çıkardı. Ben de hiç ısrar etmedim. İsteğini öyle güzel anlatıyor ki, kalmak istese zaten oturur izlerdi. "Gidelim" dedikten sonra direkt çıktım dışarı. "Baba içeride kaldı, söyleyelim o da gelsin" diyerek içeri yöneldim tekrar ama Bambino gayet net bir şekilde dış kapıyı göstererek çıkmak istedi. Neyse babaya hemen haber verdik ve apar topar çıktık dışarı. Tiyatro maceramız böylece başladı ve bitti :) Bambino sakin bir çocuk, yüksek ses onu rahatsız ediyor. Sanırım bu nedenle kalmak istemedi içeride. Ben de bunu tahmin ettim ve hiç ısrar etmedim.
Tiyatrodan çıktıktan sonra eve döndük. Hepimiz erken saatte güne başlayıp bunca aktivite yaptıktan sonra yorulmuşuz. Yatıp 1 saat kadar uyuduk. Üstelik Bambinonun uyku saati olmamasına rağmen!
Uyanınca ODTÜ'de arkadaşlarımızla buluşmaya gittik. 2 yaşındaki abimiz ve onun 7 yaşındaki ikiz kuzenleri ile vakit geçirdik. Gerçi Bambino daha çok tenis oynayanlarla ilgilendi ve devamlı topları takip etti. Tel örgünün dibinden uzun bir süre ayrılmadı. O kadar kalabalık olmasına rağmen yanında ben olmadan rahatça takıldı. Takılmak istedi. "Ben burada oturuyorum teyzelerle" dedim ve yerime oturdum. O istediği zaman yanıma geldi. Bazen beni bir yerlere götürdü, bazen gelip su içti geri gitti. Orada anladım Bambinonun büyüdüğünü. Hiçbir şey yapmamıştım ama yine de gurur duydum ilginç bir şekilde. Kendime pay çıkarmak istemiyorum, sonuçta Bambino kendi kişilik özelliklerini sergiliyor. Ona öğrettiğim hiç bir şey yok. Sadece onu gözetiyorum. Büyümüş olduğunu görmek sevindiriyor beni. İlginç işte...
Havanın güzel olmasını fırsat bilenler ODTÜ'deydi torun torba :) köpekler, bebekler, arkadaşlar, büyükler, herkes güzel havadan payını almak için dışarıdaydı. Bambino arada bir masalara gidip birini elinden tutup bir yerlere götürmek istedi. Masanın birine de beni götürdü. Masadakilerden biri "İşte bakın, muzu kabuğuyla yiyen bebek bu işte!" dedi :)))
Yine "kirlenmek güzeldir" pozundaydı Bambino. Kendi seçtiği üzeri lekeli kıyafeti giymek istemesi ile başladı herşey. Sonra ilk defa yiyip çok sevdiği çilek lekeleri eklendi üzerine. Üstüne evden hazırlayıp götürdüğüm pekmezli su, yani çay lekeleri geldi. Üzerine toprak, çimen vs. de eklenince tam oldu. Kim bilir neler demişlerdir :)
Vallahi yazmaktan ben yoruldum ama haftasonu daha bitmedi :) ODTÜ'den ayrılıp anneannelere gittik. Bahçeye indik hemen. Toprağı çapaladık, birşeyler diktik, yağmurda ıslandık, dalları budadık, çalıştık da çalıştık. Sonra da bir güzel yemek yedik.
Eve gelince Bambino "Kapıyı ben açacağım" diye ısrar etti. Ben de kırmadım kendisini. Yaklaşık 10 dakika apartman kapısını açmak için uğraştı. Ben de bekledim yanında. Sonunda yorulup anahtarı yere attı ve yanıma geldi minnoş :) (Bu ara kilit açmaya çok meraklı)
Eve geldiğimizde yorgunluktan hemen uyuduk hep birlikte.
Pazartesi sabahını ise ne siz sorun ne ben anlatayım :((