hava etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hava etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2013

Sonbaharın Resmi Olarak Gelişi

 
Dün (17 Eylül 2013) Sonbaharın ilk yağmuru yağdı buralara.
Üşüdüm.
Sonbaharı hissettim.
Kasvetli ve kapalı havalara hiç alışamadım.
Güneş görmeyi her zaman tercih ettim, hala da ederim.
Çok yakmasın ama varlığını göstersin isterim.
Güneşe uyarlı benim ruh halim.
Varlığında sorun olmaz ama yokluğunda hemen modum düşer, boğulur gibi olurum.
İçim sıkılır.
Yağmuru severim ama. Çok severim.
Rahmettir.
Yıkar herşeyi.
Berekettir.
Arınmadır.
Ama hava hep kapalı olmasın mükünse :)


Fotolar buradan, buradan, buradan ve buradan.
DEVAMINI OKU

10 Nisan 2012

Dolu Dolu Haftasonu


Dolu dolu bir haftasonundan sonra dolu dolu bir iş yaşamına başladım bu hafta.

Cuma akşamı kojonun bir arkadaşı ve 2,5 yaşındaki oğulları geldi bize. Bambino oyuncaklarını paylaşmak konusunda pek cömert davranmadı. Galiba "Herşey benim" dönemine girdi bizimki. Arkadaşının elinde ne varsa almak istedi. Hepsi onun olsun istedi. Abisi birşeyi eline alınca ağlamaya başladı, "Dokunmasın benim eşyalarıma" diye ağladı. Neyseki bir süre sonra biraz daha alıştı ortama. Daha da güzeli gelen teyze ve amcayı sevdi, onların elinden tutup birşeyler yaptırmak istedi. Onlarla sohbet etti. Getirdikleri hediyeyi hemen oracıkta giydi ve sevdiğini belirtti. Ortam gayet keyifliydi. Uyku saati gecikti haliyle ama 21:30 gibi uyutmaya götürdüm (daha önce götürsem daha iyiymiş, ben uyumaz diye hiç oralı olmamıştım. Halbuki kuzum tıpış tıpış gitti yatağına ve uyudu).

Cumartesi sabahı Nurturia'nın 23 Nisan çekilişinde Bambinoya çıkan kardeşe hediyesini göndermek üzere kargoya gittik önce. Tam Bambinoluk orası! Mavi mavi kamyonlar, onlarca değişik renk ve boyutta kutu, tekerlekli taşıma arabaları, bir sürü abi ve abla. Tam bir cennet :) Ben işimi hallederken Bambino da etrafı incledi bol bol.

Oradan Kuğulu Park'a geçtik. Bambino kuğulara, ördeklere ve kuşlara ekmek attı. Simitini paylaştı onlarla. Bazı parçaları ise attığı yerden alıp ağzına atıverdi kaşla göz arasında. Biz de kojoyla evden götürdüğümüz termos çayımızı içip simidimizi yedik. Sabahın nispeten tenha ve serin saatlerinde keyif yaptık parkta.

Sonra bir arkadaşın alerji tanısı konan oğluna bizdeki kremden vermek üzere yola çıktık. Kremi verdik, benim rutin endokrin kontrolüme gittik. Bambino arabada uyurken ben rahatça doktora girdim çıktım.


Sonra ailemizin en sevdiği yerlerden biri olan Sanayi'deki Üst.ün.el Köftecisi'ne uğradık. Masanın üzerine atıyorlar yeşillikleri, bol limon, közde pişmiş sarımsak, domates ve soğan eşliğinde ekmek arası köfte yiyorsunuz. Yazarken bile ağzım sulandı :) Nam nam nam; Bambinonun deyişiyle :)

Biz yerken Bambino kısa bir süre çocuk koltuğunda oturdu, sonra sıkılıp dışardaki arabalara bakmak istedi. Sanayide araba modeli çooook! Dakikalarca araba izledik oğlanla. İçeri girmek istemedi, haliyle ben de giremedim. Yine de güzel oldu, doyduk ailecek.

Oradan ayrılıp başka bir arkadaşa bebek ve ev görmeye gittik. 2 yaşındaki abla ile 4 aylık bebek kardeşe Bambinonun ilgisi büyüktü. Ablayı öyle çok sevdi ki, gidip gidip omzuna başını yasladı, mutluluk sesleri çıkardı :) Sandığımızdan daha uzun süre oturduk. Bambino oyuncaklarla oynadı, ablasının yanından ayrılmadı, evdeki babannenin kucağına oturup kitap okuttu. Yine her zamanki gibi bütün oyuncaklar Bambinonundu, ablasına hiçbir şey vermek istemedi. Ev sahiplerinin Bambinoya verdiği Caillou bebeği hediyesi ise çok hoşuna gitti. Eve getirip devamlı cebinde taşıdı bebeğini :) Ne zamandır ifadesiz bebek almak istiyordum oğlana, Waldorf bebekleri çok pahalıydı. Bu Caillou bebeği ise küçük, taşıması kolay ve ifadesiz bakıyor (gülmüyor ama ağlamıyor da). Tam istediğim gibi.

Oradan ayrıldıktan sonra eve gitmek istemedik ve anneanne ve dedeye gidelim dedik. Ancak Bambinonun banyo yapması gerektiği için çok oturmadık. Annem ve kardeşim çatı katını temizlemişler, benim üniversite ve dersane defter ve kitaplarımı çıkarmışlar. Ben de atılacakları ayırdım, kitapları da bir üniversite öğrencisine vermek üzere torbaladım. Haftasonu teslim edeceğim inşallah.

Eve gidip Bambinoyu yıkadık ve biraz oyun oynadıktan sonra yatağın yolunu tuttuk.

Pazar sabahı her zamanki gibi 7'de kalktık. Kahvaltıdan sonra bir meyve fidanlığına gittik. Bambino için yine bir cennetti orası. Bol bol ağaçlara baktı, toprakla oynadı. Yolun kenarındaki iş makinesine çıktı ve uzun süre yukarıdan yolu izledi. Gelen kamyonlara ve otobüslere baktı.

Oradan ayrılıp pazara gittik. Çayyolu organik pazarı her pazar günü kuruluyor. Bambino uyurken ben de alışveriş yaptım. Eşyaları eve bıraktık ve yola devam ettik.

8 Nisan 2012 Pazar günü (not düşeyim dedim) Bambino ilk tiyatrosuna gitti sevgili okur :) Pembe Kurbağa Sahnesi'nde "Şık Şık Şıkırdak" adlı oyuna bilet almıştım haftaiçi. Sezonun son oyunu olduğu için alayım dedim, yoksa biraz daha beklemeyi düşünüyordum. Müzikli kukla oyunu 0-3 yaşa hitap ediyormuş. İçerisi kalabalıktı. Bambino herkesi inceledi. Önde oturan bir kardeşin elindeki arabaları görünce ağlamaya başladı! İlla onun olacakmış arabalar, o kardeş oynamasınmış. Sonunda o kardeşin bir arabasını aldık, ona da bizim arabamızı verdik. Elimizde araba ile en öndeki minderlere oturmak istedi Bambino. Beraber aşağı indik. Tepedeki renkli yanar döner ışıkları epey inceledi bizimki. O sırada ışıklar kapandı ve sahne açıldı. Işıklar gittiği için bizimkinin keyfi kaçtı. Biraz müzik dinledi, biraz sahnedeki amcaya baktı ve sonunda "Didli, didli" diyerek beni dışarı çıkardı. Ben de hiç ısrar etmedim. İsteğini öyle güzel anlatıyor ki, kalmak istese zaten oturur izlerdi. "Gidelim" dedikten sonra direkt çıktım dışarı. "Baba içeride kaldı, söyleyelim o da gelsin" diyerek içeri yöneldim tekrar ama Bambino gayet net bir şekilde dış kapıyı göstererek çıkmak istedi. Neyse babaya hemen haber verdik ve apar topar çıktık dışarı. Tiyatro maceramız böylece başladı ve bitti :) Bambino sakin bir çocuk, yüksek ses onu rahatsız ediyor. Sanırım bu nedenle kalmak istemedi içeride. Ben de bunu tahmin ettim ve hiç ısrar etmedim.

Tiyatrodan çıktıktan sonra eve döndük. Hepimiz erken saatte güne başlayıp bunca aktivite yaptıktan sonra yorulmuşuz. Yatıp 1 saat kadar uyuduk. Üstelik Bambinonun uyku saati olmamasına rağmen!


Uyanınca ODTÜ'de arkadaşlarımızla buluşmaya gittik. 2 yaşındaki abimiz ve onun 7 yaşındaki ikiz kuzenleri ile vakit geçirdik. Gerçi Bambino daha çok tenis oynayanlarla ilgilendi ve devamlı topları takip etti. Tel örgünün dibinden uzun bir süre ayrılmadı. O kadar kalabalık olmasına rağmen yanında ben olmadan rahatça takıldı. Takılmak istedi. "Ben burada oturuyorum teyzelerle" dedim ve yerime oturdum. O istediği zaman yanıma geldi. Bazen beni bir yerlere götürdü, bazen gelip su içti geri gitti. Orada anladım Bambinonun büyüdüğünü. Hiçbir şey yapmamıştım ama yine de gurur duydum ilginç bir şekilde. Kendime pay çıkarmak istemiyorum, sonuçta Bambino kendi kişilik özelliklerini sergiliyor. Ona öğrettiğim hiç bir şey yok. Sadece onu gözetiyorum. Büyümüş olduğunu görmek sevindiriyor beni. İlginç işte...

Havanın güzel olmasını fırsat bilenler ODTÜ'deydi torun torba :) köpekler, bebekler, arkadaşlar, büyükler, herkes güzel havadan payını almak için dışarıdaydı. Bambino arada bir masalara gidip birini elinden tutup bir yerlere götürmek istedi. Masanın birine de beni götürdü. Masadakilerden biri "İşte bakın, muzu kabuğuyla yiyen bebek bu işte!" dedi :)))


Yine "kirlenmek güzeldir" pozundaydı Bambino. Kendi seçtiği üzeri lekeli kıyafeti giymek istemesi ile başladı herşey. Sonra ilk defa yiyip çok sevdiği çilek lekeleri eklendi üzerine. Üstüne evden hazırlayıp götürdüğüm pekmezli su, yani çay lekeleri geldi. Üzerine toprak, çimen vs. de eklenince tam oldu. Kim bilir neler demişlerdir :)

Vallahi yazmaktan ben yoruldum ama haftasonu daha bitmedi :) ODTÜ'den ayrılıp anneannelere gittik. Bahçeye indik hemen. Toprağı çapaladık, birşeyler diktik, yağmurda ıslandık, dalları budadık, çalıştık da çalıştık. Sonra da bir güzel yemek yedik.

Eve gelince Bambino "Kapıyı ben açacağım" diye ısrar etti. Ben de kırmadım kendisini. Yaklaşık 10 dakika apartman kapısını açmak için uğraştı. Ben de bekledim yanında. Sonunda yorulup anahtarı yere attı ve yanıma geldi minnoş :) (Bu ara kilit açmaya çok meraklı)

Eve geldiğimizde yorgunluktan hemen uyuduk hep birlikte.

Pazartesi sabahını ise ne siz sorun ne ben anlatayım :((
DEVAMINI OKU

7 Mayıs 2011

Bahar Kareleri

Bambinoyla gunluk gezilerimizde telefonumla yakaladigim bahar kareleri:
DEVAMINI OKU

11 Aralık 2010

Yorgunluk

Bambinonun 9. haftasinin bitmesine 1 gun kala annesinde de yorgunluk kumulatif olarak artmaya devam etmekte sevgili okur!

Bu hafta verem, karma ve zaturre asilarini yaptirdik. Karma asi biraz agri yapti ki tum gun gece ve gunduz bagirarak acisini belli etti oglan :( Zaturre asisindan sonra ise (onu cuma, diger asilari carsamba gunu oldu) yine ayni seyler devam etti gaz sancilari ile birlikte. Uykulari kusa dondu, maksimum 20 dakika. Ustelik gece uykusuna da dun 11 gibi ancak yatabildi, o da 2 saat surdu sadece! Hani anneler diyorlar ya hep hasta olusuna degil de huyunun degistigine yanarim diye, bizimki de o hesap iste! Saat 9 da yatip 3-4 saat uyuyan oglan artik o uykusunu da kesintisiz uyumaz oldu. Hal boyle olunca o 3-4 saatte dinlenebilen anne bedeni yorgunluktan sinyaller vermeye basladi. Sag el bilegimi sarmaya basladim, oyle agriyor ki! Bir de uykusuzluk nedeniyle tatliya duskunlugum artti. Her turlu tatliyi sorgusuz sualsiz mideye indirmeye basladim. Uyurken salgilanan ve dinlenmeyi saglayan bir enzimi tatli yiyerek telaf etmeye calisirmis vucut.

Bugun yagan karla kisa resmi olarak giris yaptik. Bir ara disari cikmaya nyetlendiysek de arabanin temizlenmesi falan derken bambinoyu usutmeyelim diye geri eve girdik. Bunu da not etmis olalim.
DEVAMINI OKU

6 Temmuz 2010

Eveeet, Nerede Kalmistik?

Artık TR sınırları içerisindeyiz çok şükür :)
Bekledigimizden daha az sıkıntılı bir yolculuk gecirdik, buna da çok şükür :)
Istanbul'da bir gece konakladıktan sonra kiraladığımız araba ile Ankara'ya ulastık.
Ankara'da 4 gun kaldıktan sonra kojonun ailesini ziyaret etmek ve biraz dinlenmek üzere İzmir'e dogru yola cıktık.
Esyalarımızın büyük kısmı hala gelmedi, muhtemelen gumruge takıldı. Yerlesme olayına henuz baslamadık yani :))
 Izmir tahmin edilecegi gibi cok sıcak! Gunduzleri dısarı cıkmak imkansiz..
Iki gundur elektrik arızası nedeniyle servise bıraktıgımız arabamızı evde oturarak bekliyoruz... Ancak aksam 9 dan sonra disariya cikabiliyoruz yurumek icin.. Haftasonu Kusadasi'na gittik, orası da farkli degildi!
Geceleri klima devamli acik ve ben bu duruma hic alisik degilim!

Memleketi özlemisiz icten ice de haberimiz yokmus! Geldigimizden beri devamli disarida yemek yiyoruz, cogu zaman gordugumuz ilk yere girip hem de :)) Sanirim beklentilerimizi cok dusuk tuttugumuz icin daha iyi bulduk herseyi, tabi simdilik!

Hamileligim tum hiziyla devam ediyor :) 26 hafta+5 gun icindeyim bugun. Oglan devamli hareket halinde masallah, hic yalniz birakmiyor beni :)

Ankara'da 4 gun icinde hem tiroit doktoruma gittim, hem de gebelik takibi icin bir kadin dogumcuya. Tiroit konusunda hersey yolundaymis cok sukur. Gebelik konusunda da hersey normal bana gore ama doktor oyle demedi :) Magnezyum ve cinko takviyesine basladim, kansizlik ilaci var bir de (eee kirmizi et yemezsen boyle olur, normal yani). Bir de idrar yollarinda bir sorun varmis, antiseptik kullanmaya bsaladim. Isın ılgıncı bundan sonra once 3 hafta sonra, sonra da 2 haftada bir doktora gitmem gerekiyormus! Buranın rutini bu galiba, alismam zaman alacak gibi. Doktor normal dogumcu mu sezeryanci mi tam anlamadim, once uzun uzun 40. haftadan sonra bazı riskler olabilcegi ve bu nedenle mudahale etmenin gereginden bahsetti (hic sezeryan kelimesi kullanmadı ama baska turlu nasıl bir mudahale olur bilemiyorum), sonra da 'dogumun sadece son 10 dk.sı dogumhanede gecer, orada da ben, bir hemsire, sen ve esin olur' diyerek sanırım normal dogumcu oldugunu anlatmaya calıstı. Ama pek net degildi. Sanırım bir sonraki ziyaretimde tekrar sormam gerekecek bunu???

Bir de beslenme duzenim icin bazı onerilerde bulundu doktor: Hergun iki ogun et (ben UK'de haftada 2-3 kere yiyince tamamdır dıyordum!), gunde yarım litre süt+ bir kase yogurt (bunu az cok yapıyordum), hamur islerine son (cok nadir yiyordum zaten), kahve-kola yok (bu da tamam). Biraz hızlı kilo aldigimi her iki doktor da onayladı. Dikkat edecekmisim... Ne yalan soyleyeyim doktordan cıkınca kendimi biraz hasta gibi hissettim. Yapılması gereken ve yapılmaması gerekenle ilgili bircok seyi hap gibi vermislerdi elime. Halbuki UK'de ne rahattim; 'Canin istiyorsa ye, hicbir sey icin kendini zorlama, sen ne kadar rahat ve mutluysan bebek de oyle olacaktir' diyerek gecen 6 ay icin bir kez daha sukrettim! Simdi ise hergun 'Sunu yedim mi, bak bugun sunu unuttum, ay sundan az yedim, suyu cok icmedim bak goruyor musun' gibi kontrolleri yaparken yakalıyorum kendimi. Hayır, boyle olmamali hamilelik. Keyifle ve mutlulukla gecirilmeli her ani. Bu kadar cok kontrol listesine kafa takilmamali (Gerci memlekette herkesi kafaya birseyleri takmis yari-paranoyak olarak gordum, o ayrı!). Her ziyaret ettigimiz kisi (basta kojonun annesi) ya ilginc sorular soruyor ya da kendi basindan gecmis ya da baskalarindan duydugu kotu olayları ve senaryoları bir bir siraliyor! Felaket tellali herkes. Neden? Herkes mutsuz galiba icten ice ve bir sekilde bunu baskalarina da bulastirmak istiyor. Ve malesef mutluluktan daha cabuk yayılıyor karamsarlik mikrobu... Benim ilk gozlemlerim bu yonde... Simdilik kendimi koruyabiliyorum gibi (yani umarim!) ama boyle bir cevrede uzun sre kalinca neler olacak dusunmek bile istemiyorum...

Neyse efendim, simdilik hasret giderme turlarındayiz. Kojonun ailesinden sonra benim ailemle devam edecegiz sanirim. O arada da kargodan esyalar gelirse onlari yerlestirecegiz. Yerlesme ve alisma calismalarimiz hala devam ediyor anlayacagınız.

Bloglari internet bulukca takip etmeye calisacagim ama bir sure daha kesintili gidecek bu surec. Zaten laptop hala arizali. Cep telefonundan internet de acaip pahali memlekette, ayni sekilde eve internet almak da oyle! Ustelik de UK'de alistigimiz hiza gore oldukca yavas. Bir de turkce klavyeye alisamadim henuz, bkz. simdiye kadar yazdiklarim :)))
DEVAMINI OKU

15 Mart 2010

Turkiye Gezisi ve Mucizeye Taniklik


Gecen hafta kisa sureligine Turkiye'ye gittim. Aylar oncesinden ayarlanmis olan bu gezi, aslinda okul ve projeler anlaminda hayli yogun bir doneme denk geldi ama iptal etmek de istemedim. TR'deki endokrin doktoruma gitmek istiyordum herseyden once. Kafamin rahatlamasi gerekiyordu.

Bir gunum gidis, bir gunum de donus ile gecti abartisiz. Ankara'ya direkt ucaklarin kaldirilmis olmasi nedeniyle Istanbul'da epey bekledim giderken. Gelirken de Istanbul-Londra arasi cok daha uzun surdu (dunyanin donme yonunun tersine gitmis olmamiz etkili burda). Yine giderken Istanbul-Ankara arasi guya 45 dk olan yolculuk oyle sarsintili gecti ki ve kalkis ve inis o kadar kotuydu ki, sanki saatler gibi geldi bana!

Annemlerle kavusup hasret giderdik gittigim gun ve ertesi gun. Annem sagolusun beni besiye cekti :) Oyle ozlemisim ki yemek cesitliligini, guzelim dolmalari, sarmalari, anne eli degmis herseyi... Bebis de bayram etmistir herhalde :))

Pazartesi gunu erkenden doktor randevulari icin yola ciktik. Oncesinde gitmemis gereken bir yer vardi, oraya ugradik. Annem arabada beklerken ben isimi halledip geldim. Ama o da ne, araba bir gidim calismasin mi! Mars basmaz, kontak donmez, tik yok arabada! Tam da islek bir caddedeyiz, Allahtan hafif kaldirima cikmisiz. Ben tabi ne servis numarasi biliyorum ezbere, ne de telefonumda kayitli. Hemen torpido gozunu actik ve karistirmaya basladik, belki birseyler buluruz diye. Neyseki bir servis numarasina ulastik ve hemen aradik. Acil Servis hizmeti varmis, yarim saat icinde geldiler neyseki! Aku bitmis megersem, eee araba aylardir yatiyor tabi. Gelen kisi gecici olarak sarj etti akuyu ama sehrin oteki tarafindaki servislerine gitmemiz gerektigini soyledi. Peki deyip gittik caresiz. Allah'tan baska seylerde sorun gorunmuyormus, yalniz arabanin muayene tarihi gecmis, kaskosu bitmis, sonra yaptigim arastirmalarda da gecmis vergi borcu oldugu ortaya cikti! Annemler kullansinlar diye satmamistik arabayi, onlar da emanete oyle bir sahip cikmislar ki, yerinden oynatmamislar duldulu! Satsaydik keske diye soylendim bir muddet, simdi bir de bunlarla ugras dur! Gerci ugrasacak vakit yoktu, birkac gun oyle idare ettim ama donunnce ilk is bunlari halletmek olacak, o da soyle bir haftayi alir sanirim, sistem mi degismis nedir, oyle dediler bize...

Neyse efendim, ciktik servisten ve gittik doktora. Tabi kan tetkikleri istendi her zamanki gibi, ac karnina olunca sonraki gune kaldi, bir de lenf bezlerinin ultrasonu cektirilecekmis, ona da randevu alindi. Ertesi gun sabahin korunde kan vermek icin dustuk yola. Kani verdik, biraz yemek yedim sonrasinda ve birkac isimizi de o civarda hallettikten sonra ultrason randevusuna gitmek uzere otobus duragina geldik. Gidecegimiz yer Ankara'nin en islek caddelerinden biri, normalde 5 dk ya bir otobus gelir. Ama o da ne, otobus ve dolmus fiyatlarinda yapilan degisiklik nedeniyle (90 kurusa inmis mahkeme karariyla) otobus ve dolmuslar greve baslamislar ve sayilari bayagi azalmis! Bekle, bekle, bekle gelmez otobus! 45 dk kadar bekledikten sonra bir otobus geldi duraga. Bir sonraki durakta otobus hinca hinc dolmustu ve bir o kadar insan da disari da kalmisti! Nasil bir anlayistir anlamadim ben, ne olmussa olmus ama cezasini vatandas cekiyor her zamanki gibi! Duraklar insan kayniyor, otobus yok, dolmus yok, millet ne yapsin bekliyor caresiz...

Ultrasonu cektirdik, sonucunu doktora aksam gosterebilecegimizi ogrenip diger bir randevuya gittik: Kadin dogum :) Doktor benim henuz ultrasona girmemis oldugumu ogrenince cok sasirdi, "Ya dis gebelik olsa, ya bebegin kalbi dursa nerden bileceksiniz ultrason olmadan?" diyerek de ultrasonun gerekliligini ortaya koydu! Vee sonunda ilk defa bebisimizi gorduk :) Beynini ayan beyan gordum, cok etkileyiciydi! Yaklasik 3,5 cm olmus ve 42 gr a ulasmis. Bir de fildir fildir donuyor bizimki icerde :) Kalp atislarini duymak heyecan vericiydi, bu mucize degil de ne?! Kalp atislarini kaydedip kojoya yolladim, o da benimle gelmedigine cok pisman oldu :(

Doktorumuz deneyimli biri. Benim hikayemi ve geri donecegimi ogrenince her ay nelerle karsilasabilecegimi bir bir anlatti. Herhangi bir komplikasyon olmadigi surece normal dogumdan yana oldugunu soyledi. Ekip olarak calistigini ve genelde Mesa Hastanesi'ni tercih ettigini de belirtti. Bilmiyorum guvenilir mi sizce? Ancak cok rahat biri, bu hosuma gitti. Beni gereksiz seylerle korkutmadi, aksine keyfini cikarmam gerektigini anlatti. Mesela cok fazla et yiyemedigimi soyleyince "Aaa nasil olur yemen lazim" falan demedi, "Onun yerine baklagillerden tuketebilirsin" dedi. Bir de hergun 30-45 dk yuruyus dedi - ki bunu hergun yapamiyorum malesef :(

Bebisin saglikli ve normal bir asamada oldugunu ogrenip rahatlayinca test sonuclarini almak icin tekrar ultrason merkezine gittik. Ben sonuclari beklerken kan testi sonuclari daha cikmadigi icin sonuclar cikar cikmaz doktora fakslamalarini istedim. Ultrason sonuclarimizi alip doktora gittik. Tabi kan sonuclari olmadan doktora gorunemeyecegimden bayagi bir bekledik annemle! Bir ara sekreter gelip "Doktor Bey yarim saate cikar" dedi, inanamadim! Sanki biz keyfimizden bekliyoruz orada!! Sonuclar gelir gelmez girdim doktorun odasina. Benim titiz doktorum aldigim dozaji yeterli bulmadi ve pzt ve pers gunleri 150, diger gunler 125 birim almami istedi kullandigim ilactan. Bir de kilo kontrolunu elden birakmamami, eger 1,5 ay icinde 3 kilo ya da daha fazla alirsam hemen doktora gorunmemis tembihledi. 24-28. haftalar arasinda yapilmasi gereken 3 lu testleri onun kontrolunde yaptirmami da istedi israrla!

Iste boyle kosturmaca icinde gecen 2 gunun ardindan 3. ve son gunumu daha hafif bir sekilde, genelde dinlenerek ve yemek yiyerek :) gecirdim. Gercekten cok yorulmusum, bunca seyi 2 gune sigdirmak kolay olmadi gercekten. Veee ertesi gun donus icin yola ciktim. Once Ankara-Istanbul, oradan da Ist-Londra ucusu ile kojoma kavustum :) Londra cooook soguk geldi, hava yine kapaliydi genelde oldugu gibi. Bu sefer hic donmek istemedigimi anladim. Hic cekici gelmedi bana Londra. Halbuki burayi ne cok severim! Sanirim burada sorumluluklar, yapacak isler oldugundan. Oysa TR'deyken ne guzeldi yemekler ve hava.. Cok daha iyi anliyorum Ingilizlerin neden sicak ulkeleri ikinci yurt edindiklerini.. Darisi basimiza :)
DEVAMINI OKU

30 Aralık 2009

Oxford Street

Dun arkadaslarla Oxford Street'de bulustuk ve cok keyifli bir gun gecirdik.Gerci birbirimizi bulmak biraz vakit aldi ama olsun :) Eee, bir cadde uzerinde en az 5-6 tane ayni adi tasiyan magaza olursa boyle olur tabi! Turkiye gibi degil ki bir magazadan bir tane olsun...



Bulusmanin oncesinde biraz erken gidip dolasmak istedim. Butun gun saganak halince yagmur yagdi, semsiyesiz dolasmak mumkun degildi. Halbuki de kalabalik yerlerde semsiye kullanmak bana hep zor gelmistir. Cok dikkatli olmak lazim yoksa her an birinin gozune semsiyeniz girebilir. Bir de magazalara girerken kapatmaniz gerekir, cikarken tekrar acmaniz... Elleriniz hep islaktir, semsiyeyi magazada tasirken de dikkatli olmak gerekir. O yuzden boyle zamanlarda kapson kullanmayi tercih ederim. Ama dunku yagmura kapsonlar bile dayanmadi!
Buralarda Noel ve yilbasi tatili oldugu icin, bir de indirim donemi basladigindan, cok kalablaikti Oxford Street! Magazalarin cogu da talan edilmisti coktan. Birkac magazaya sadece birkac adim atip girdim, birkac saniye etrafa bakindim ve ayni hizla geri ciktim! Ancak caddenin yilbasi isiklandirmasi cok guzeldi. Her sene farkli bir konseptle susluyorlar caddeyi. Bu sene hediye paketleri, semsiyeler, yildizlar ve genis aglar kullanmislar. Soylemeye gerek yok tabi, aksam olup hava kararinca daha guzel anlasiliyor bu guzellikler.
Esra ve Sema ile saatler suren hos sohbet cok iyi geldi bana. Yalniz grip durumlarini tam atlatamamisim, umarim hicbirine gecmez. MK ile bol bol oynadik,  resimler yaptik, bozuk paralari saydik, o bana ucakla nasil uctugunu anlatti :)
Donuste onlardan ayrilinca yol uzerindeki birkac magazaya bakmadan gecemedim. Aksam uzeri dukkanlar biraz tenhalasmisti, daha rahat bakinabildim. Zara'dan birkac sey aldim. Kasada odeme yaparken ise yeni basladigini ogrendigim kasiyerle sohbet etmeye basladik. O sirada bir gomlegin etiket fiyati ile barkod fiyatinin farkli oldugunu ve indirimin sisteme yansitilmadigini fark ettim (Toplam biraz yuksek gorununce anladim). Kasiyer biraz panik oldu, once fisi iptal etti, sonra kafasi karisti ve birini anons ederek cagirdi yanina. Gelen kisi olayi cozecekken onu bir yere cagidrilar, gitti. Sonra kiz yandaki kasiyere isi bitince gelir misin diyerek yardim istedi. Biraz sonra gelen kisiye kiz olayi tekrar bastan anlatti, o da fiyati farkli olan urunun once iadesini yapti. O sirada baska biri geldi ve digeri gitti. gelen kisiye hikaye yeni bastan anlatildi, onun anlamasi ve oleyi cozmesi biraz zaman aldi tabi. Ben ornek musteri seklinde sakince, hic sesimi cikarmadan bekledim, gulumseyerek kasiyere moral vermeye calistim. "Insanlik hali, olur bunlar" seklinde :) Ama sonuncu kisi geldiginde bir ara dayanamayip "Tamam hepsi kalsin vazgectim" diyecektim! Sonucta yaklasik yarim saat kasada sorunun halledilmesini bekledim. Cikarken kiz "Sikayet etmediginiz icin cok tesekkurler" diye kac kere soyledi...  Zara'da bu kadar vakit kaybedince eve gelisim gecikti tabi ve kojo benim kadar sakin degildi  haha :P
Sonucta keyifli bir Aralik gunu gecirdim...
DEVAMINI OKU

3 Kasım 2009

Yagmur Botlari


Bugun acaip yagmur yagdi. Artik sezon acildi diyebilirim. Okula giderken de gelirken de sakir sakir yagan yagmur eslik etti bana. Sakir sakir yagdi ama hic rahatsiz etmedi. "Hay Allah, nerden cikti bu simdi, her yerim camur olacak tuh!" gibi cumleler kurdurtmuyor burada yagmurlar. Evet, siddetli yagiyorlar bazen ama gercekten rahatsiz etmiyorlar. Her yeri tertemiz yapiyorlar. Daha da ilginci, insanlar yagmurla yasamayi oyle bir ogrenmisler ki, ruh hallerini yagmurun ya da kapali havanin etkilemesine asla izin vermiyorlar. Yani yine mutlular, yine gulumsuyorlar! Bu ulkenin bana kattigi ya da katmasini diledigim ozelliklerden biri de bu galiba. 


Hava boyle olunca yine Burberry botlarimi giydim. Ustune de kirmizi sirinlik muskasi paltomu giyince iyice cocuk oldum ben :) Her su birikintisini atlamadan ustune basan, yagmuru tam yasamak icin binalarin dibinden degil de caddeye yakin yerden yuruyen, arabalarin islatmasina aldirmadan ilerleyen mutlu bir cocuk! Hele donus yolunda cok keyiflendim, sonbahar yapraklarinin olusturdugu yiginlara basa basa geldim eve :)


"Havalar nasil olursa olsun sizin havaniz guzel olsun!" Ne kadar guzel soylemis buyugumuz ;)
DEVAMINI OKU

2 Kasım 2009

Kasim Geldi Ya, Bu Sefer Kesin Kis Geldi!


Bu sefer kesin kis geldi! Gecen hafta yazdan kalma gunler yasadik, hava 20 derece civarindaydi. Ilikti hava, gunes vardi. Bu hafta ise tam tersi, nasil bir ayaz, soguk anlatamam! Kasim ayi basladi ya, tamam artik kis ulkesinin sinirlari icine hosgeldiniz! Bir de dun acaip yagmur yagdi, goz gozu gormuyordu yagmurdan, o derece!



Yagmur botlarimi giydim firsattan istifade! TR'de olsam ne kadar kullanirdim bilmiyorum ama bu ulkede plastik yagmur botlari acaip ise yariyor! Odedigim paranin hakkini veriyorlar tam anlamiyla :) E bahse konu olan botlar Burberry olunca bol bol giymek gerekiyor zaten, ki amorte etsin kendini ;)

Kisi ozledim mi bilmiyorum; belki yukaridaki gibi kar yagmis sokaklarin sakinligini, sessizligini ve gelin beyazi olan manzarayi doyasiya izlemeyi evet! Ama etek ve saclari ucusturan yaramaz ruzgari, yuzumu ve ellerimi kupkuru yapan ayazi ozledigimi hic sanmiyorum!

Yine de tadini cikarmali her gunun, her havanin... Sikayet etmektense iyi tarafindan bakmali dimi ;) 

Fotolar: bealing.wordpress.com
DEVAMINI OKU

2 Eylül 2009

Eylul Bir, Kis Geldi Londra'ya!


Nasil bir ruzgar vardi bugun, is cikisi ucacaktim neredeyse DLR ye ulasana kadar! Tamam sonbahari bekliyorduk ama bu kadar erken degil! Bari Ramazanin bitmesini bekleseydi.. Ya da projemi bitirip biraz keyfini cikarsaydim Londra'nin.. Yok, Eylul 1 geldi, tamam, yaz bitti.. Boyna atki ya da esarp dolamadan cikmamak lazim artik.. Gerci ben seviyorum, degisik bir hava katiyor insana, hos yani :)


Aksam eve geldim, gunlerdir girip de bulamadigim notlarimi posta kutumda bulunca cok sasirdim, hele icini acip notlari gorunce pek bir sevindim :) Hepsinden gecmisim, cok sukur! Hatta birkac dersten "Distinction" almisim :) Cok sukur dedim, derin bir oh cektim! Bu olayi kutlayalim diyerek aksam iftari Meze'de yaptik.. Bize cok yakin bir Turk restorani Meze, yemekler gercekten cok basarili, arkadaslarca da test edildi onaylandi!


Bir de yaklasik bir aydir Ekim ayinda yapacagim gezinin sadece tarihlerini belirlemeye ugrasiyorduk cok sevdigim bir arkadasimla, onu netlestirdik! Hatta eve gelir gelmez biletlerimi aldim, yanlislikla bagaj verecegim diye dusunerek bavul parasi bile verdim, halbuki bir canta ile giderim diyordum :) Neyse, gec olsun guc olmasin, ilk adimlari boylece attik bakalim.. Cok seviyorum gezmeyi, gezi organize etmeyi, her ayrinti ile ilgilenmeyi.. Kucuk butceyle buyuk isler basarmayi :) Bu da benim hobim :)


Hele en son Bath'e gittigimizde leylekleri havada gordum, pek bir keyiflendim :)


Guzel haberlerin alindigi ve guzelliklerin yasandigi bir gun oldu bugun.. Insallah en kotu gunumuz boyle olur!

DEVAMINI OKU

SOSYAL AĞLAR


İZLEYENLER

Blog Arşivi

HER GÜN MUTLAKA

NE ARADINIZ, YARDIMCI OLALIM?

Kişisel Blog

Copyright © Benden ve Bizden | Powered by Blogger
Design by Lizard Themes | Blogger Theme by Lasantha - PremiumBloggerTemplates.com