Bambino etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bambino etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2016

2016'dan 2017'ye


2016 yılı herhalde kime sorsanız zor bir yıl olarak tarihte yerini alacaktır.
Kişsel olarak, toplumsal olarak, hr türlü mikro ve makro bazda herkesin zorlandığı, zor zamanlar yaşadığı, zor süreçlerden geçtiği bir sene...
"Neyseki bitiyor"
"Bitsin gitsin artık" diyor etrafımdaki çoğu kişi.

Peki ben ne düşünüyorum, ne hissediyorum?
2016'nın zor bir yıl olduğuna katılıyorum, evet.
Ama şu anlamda farklı bakıyorum duruma: 2016 yılı bana çok şey öğretti.
Katı bir öğretmendi benim için.
Gerçekleri çat diye yüzüme vurdu, beni çırılçıplak bıraktı.
Saklanacak yer bulamayınca olan ile yüzleşmekten başka çarem kalmadığını gördüm.
Ve yüzleştim bazı şeylerle.
Karanlıklarımla, göz ardı ettiklerimle.

2016 yılında suçluluk ve değersizlik duygularım gün yüzüne çıktı.
Hem de pat diye, hiç beklemediğim zamanlarda.
Bu duyguların bende bu kadar derinde bir yer edindiğini hiç fark etmemişim.
Ya da fark etmişim ama üzerini örtmeyi, onlardan kaçmayı tercih etmişim.
2016 beni bu anlamda yakaladı.
Kendimle yüzleşmemi sağladı.
Bu duyguları ne kadar dönüştürebildim bilmiyorum, muhtemelen bu konuda gidecek daha çok yolum var ama artık onlardan kaçmıyorum. Farkındayım. Bu bile benim için büyük bir başarı, büyük bir adım.
Minnettarım.

2016 yılının başları biraz depresif başladı benim için.
Ücretsiz izinden dönüp işe başladım yıl başında.
İşyerindeki durumlar çok da iç açıcı değildi.
Evdeki durumlar da öyle.
Profesyonel destek almaya başladım.
Üzerinde çalışmak istediğim konu ile asıl çalışmam gereken konu birbirinden epey farklı çıktı, şaşırtıcı bir şekilde.
Beni asıl etkileyen şeylerin bambaşka olduğunu fark ettim.
Ve o destek ile birlikte yavaş yavaş bir dönüşüm sürecine girdim.
Minnettarım.

O süreç devam ederken yeni bir arkadaş grubunun içinde buldum kendimi.
Ve şimdiye kadar göz ardı ettiğim bir yönümü keşfettim o grup sayesinde: Dişilik.
Kadınlık deyince hep annelik gelmiş benim aklıma ve anne kimliği ile var olmuşum, özellikle çocuklardan sonra.
Kadın olduğumu ne hissetmişim, ne de hissetmeye izin vermişim.
Erkek gibi olmakla, erkek gibi düşünmek ve davranmakla bir yerlere gelebileceğimi kodlamışım hep. Ve bu kodlama hep işe yaradığı için başka türlüsünü denememişim bile.
Öyle doğal bir akış içerisinde bu yönümle yüzleştim ki.
Bilerek isteyerek değil, olaylar öyle geliştiği için.
Yapbozun parçaları öyle güzel biraraya geldi ki.
Çabasız, kendiliğinden.
Ve bahsettiğim bu grup yıl bitmeden dağıldı, yani kısmen. Ömrünü tamamladı.
Bana dişiliği öğrettiler ve gittiler. Değiştiler, dönüştüler.
Hep birlikte dönüştük.
Minnettarım. 

Profesyonel desteğe birkaç ay devam ettim, sonra o süreç de kendiliğinden bitti.
İhtiyaç hissetmedim birkaç ay sonra.
Şubat ayında içine girdiğim arkadaş grubu bana beni anlatan ayna oldu.
Kızkardeşler gibi paylaştık herşeyi.
Uzun uzun güldük, uzun uzun ağladık.

Sonra yaz geldi, Temmuz ayında 6 günlük yurtdışı görev seyahatim oldu.
Önce tüm aile gidelim derken son günlere doğru tek başıma gitme durumum ortaya çıktı.
İyi ki de öyle olmuş, dönüşüm 15 Temmuz günü oldu çünkü.
İyi ki ısrar etmemişim ya da tek gidiyor olmama olumsuz tepki vermemişim.
Frankfurt çok güzel ağırladı beni.
Katıldığım program çok şey kattı bana.
Anglo Sakson bir grupla yakınlaştım ve genel olarak çok keyifli vakit geçirdim.
Minnettarım.

 Döndüm, 15 Temmuz günü, memleketin durumu malum.
Temmuz ayındaki olaylardan sonra "Acaba yurtdışına mı gitsek?" diye bir soru oluştu kafamızda.
Çevremizdeki pek çok insan gibi.
Biraz çabaladık kojoyla.
Kapılar aralansaydı belki şimdi burada olmayacaktık.
Ama olmadı, kısmette yokmuş.
Henüz şartlar oluşmamış.
Oluşur ya da oluşmaz, bilemem ama şimdi değilmiş zamanı.
Kaldığımız yerden devam ettik hayata.
Minnettarım. 

Ağustos ayındaki tatil benim için başka bir deneyimdi.
Bambaşka...
Biraz anlatmaya çalışmıştım, burada.
Ruhumun havalandığını hissetttim.
Fiziksel dünyanın ötesinde varoluşlar olduğunu.
Farklı enerji boyutlarını.
Minnettarım. 

Bu deneyimden sonraki iki ay müthiş bir enerji patlaması ile yaşadım diyebilirim.
İçimdeki enerji öyle boyutlara geldi ki bazen, işimi yapamaz hale geldiğimi hatırlıyorum.
İşi gücü bırakıp enerjiyi takip ettim, etkisi hafifleyene kadar.
Araba kullanırken hissettim bazen, trafikte devamlı gülen biri gördüyseniz o ben olabilirim :)
Eylül sonunda katıldığım bir eğitim de enerji konusunda ilerlememe yardımcı oldu.

Ve 13 Ekim.
Arkadaşımın annesinin trafik kazasında vefat ettiği gün.
O gün iki ayda yaşadığım herşey sıfırlandı.
Hızla tavan yapan enerjim daha büyük bir hızla tabana vurdu.
Böyle olmasını bekliyordum, daha doğrusu evrenin kanunu bu.
Hiçbir şey sonsuza kadar devam edemez ve bir uçta olan bir şey diğer uca doğru gitmek zorunda ki kendini nötrlesin.
Sadece ne zaman ve nasıl oalcağını bilmiyordum.
Arkadaşıma verdim biriken tüm enerjimi.
Bir annesi vefat edene, bir de zor bir süreçten geçen başka bir yakın arkadaşıma.
Ama ne oldu?
Bana birşey kalmadı.
Kolumu kaldıramayacak kadar güçsüz düştüm.
İçime kapandım, depresifleştim.
Bu da bir süreçti.
Minnettarım.

Sonra bir arkadaşım kendime getirdi beni.
Bana içinde bulunduğum durumu tüm gerçekliği ile gösterdi ve çıkmam için elini uzattı.
Onun elini tuttum ve dipten yükselmeye başladım.
Bu da bir süreçti, zaman aldı.
Yine birşeyler öğrendim kendimle ilgili.

Kendini tanıma yolculuğunun sonu var mı ki?

Ve öyle böyle derken yılsonu geldi.
2016'yı şehirdışındaki programlar ile kapatıyorum.
Geçen hafta önce İstanbul, sonra da Çanakkale gezilerini yaptım.
İkisi de çok verimli ve çok öğretici oldu benim için.
Hele Çanakkale gezisinden sonra hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını biliyorum.
Harika bir grubun içinde buldum kendimi.
Yol arkadaşlarım var artık.
Ve bir yola girdim, giriyorum.
Girmeye niyet ediyorum.
Minnettarım.

Herşey için minnettarım.

Bu yıl yılbaşı coşkusu farklı bende.
Fiziksel olarak hiçbir şey için heyecan duymuyorum.
Ama 2017'nin benim için başlangıçlar yılı olacağını umuyorum.
Yeni bir başlangıç. Yepyeni bir bakış açısı.
Herşeyin yenilendiği bir dönem başlıyor sanki.
Beklentim yok.
Ama çabam var.
Artık düşünceden eyleme geçme zamanı benim için.
Daha çok eylem.

Çocuklardan hiç bahsetmedim farkındaysanız :)
Benimle ilgili olan şeyleri yazdım 2016 için.
Ama bir şeyi not düşmek isterim.
Aralık ayının ortasında Bambinayı sütten kestim.
Uykusuzluk, geceleri oluşan sırt ve bel ağrıları (Bambina ile birlikte yatmamız ve sabaha kadar açık büfe süt içiyor oluşu nedeniyle) artık istemedğim bir hale dönüşünce ve Bambinanın Bambino kadar aşırı ısrarlı bir doğası olmayınca epey konuşma, bol telkin ile bu süreci güzel bir şekilde tamamladık diye düşünüyorum.
Benim şehirdışına gitmemi bekleyip döndüğümde tamamen kesmeyi planlamıştım ama ben gitmeden bir hafta önce Bambina telkinleri uygulamaya dökmeye başladı kendiliğinden.
Artık benimle uyumuyor ve ben malesef onu uyutamıyorum, bu da normal bir sonuç.
Çünkü benimle başka türlü nasıl uyuyacağını bilmiyor. Bu konuda deneyimi yok.
Kojo ile birlikte salonda yaptığımız yatakta uyuyor iki haftadır.
Uyumak için babasını istiyor minnoş :)
Babasının da canına minnet tabi :)
Bambinoda yaşayamadığı birlikte uyuma hallerini Bambinada doya doya yaşıyor.
Çok şükür, bin şükür.

Herkese mutlu, huzurlu, sağlıklı, şefkat ve gelişim dolu bir 2017 diliyorum :)
DEVAMINI OKU

2 Aralık 2016

Balığa Gidelim


Haftabaşında bir akşam anneanneden almaya gittim çocukları.
Hava nasıl soğuk, zaten karanlık çökmüş.
Bir an önce eve ulaşmak tek amacım :)

Bambino elinde bir dal parçası ile göründü uzaktan. Dala bağlanmış upuzun bir misina ve ucunda da nerden akıl edildiyse hani böyle musluk başı gibi ağır, metal bir parça. Ağırlık yapsın diye düşünülmüş belli ki.

Bambino: Anne, beni şimdi Eymir'e götürür müsün, eve gitmeden önce?
Ben: Hı?
Bambino: Anne, bugün olta yapımı atölyesine katıldım, işte bu oltayı yaptım. Şimdi de balığa gitmek istiyorum.
Ben: Anladım ama şimdi akşam oldu yavrum, çok karanlık.
Bambino: Ama balık tutmak için görmeye gerek yok ki, balık gelince hissediyorsun zaten.
(Sanırsın 40 yıllık balıkçı!)
Ben: Hmmm (Dumur vaziyette) ... Peki, nerde tutacaksın, kayığımız falan yok?
Bambino: Kenarda durup tutabilirim, açılmaya gerek yok.
Ben: Hava çok soğuk?
Bambino: Arabanın içinde dururum gölün kenarında.
Ben: (Ne diyeceğini bilemez halde, aklına gelen ilk şeyi söyler) Anladım, bu konuyu babanla konuşsan daha iyi olur (Topu kojoya atmaca)

Pek tatmin olmayan Bambino, yolda kendi çözümünü kendi bulur:

- Anne, bari küveti dolduralım da orada balık tutayım ben!

:)))

Ben: Bak o olabilir işte :)

Sonuç?
Eve gidilir, küvet doldurulur. Bambina abisinin dibinden ayrılmadığı için ikisi birlikte balık tutmaca oynarlar. Oltanın ucundaki ağırlığın yarattığı tehlike potansiyeli nedeniyle ben de başlarında beklerim, oyunları bitene kadar :))
DEVAMINI OKU

4 Ağustos 2016

Bambino 70 Aylık


Bambinonun son ayının bir kısmı hastalık ile geçti, diğer bir kısmı da toparlanmakla.

Bayram tatilinde bile acillerde geçti günlerimiz, hatta doktor bulamadığımız için bir günde birkaç farklı hastaneye gitmek zorunda bile kaldık.

Yaklaşık 3 hafta sürdü, yüksek ateş ve halsizliği. Boğaz enfeksiyonu ile devam etti. Bayramdan sonraki haftasonu iyileşmeye başladı çok şükür.

Ancak o hafta da ben iş nedeniyle yurtdışına gitmek durumunda kaldım. İlk defa iki çocuktan da bir hafta ayrı kaldım.

Döndüğümde ise gündem değişti, bırak çocukları, kendime bile hayrım olmadı bir süre.

Bambinoyu eski gücüne döndürme çalışmalarımız devam ediyor sonuç olarak. Vitaminler, balık yağları, probiyotikler..

Yalnız et yediremiyoruz Bambinoya. "Ben diğer canlıların öldürümelerini hiç istemem, onların etlerini yemek istemiyorum" diyor önüne et konulunca. Ve kesinlikle isteksiz olarak birkaç lokma alıp bırakıyor. Çok erken oluşan bir farkındalık. Üstelik kojo da ben de et yiyoruz, böyle konulara hiç girmeden..

Et yemeyince de vücut kas yapamıyor. Kollar bacaklar çırpı gibi. Neyse, direnci yerinde olsun da..

En sevdiği oyuncağı legoları. Elindeki lego varlığına bakmadan yeni legolarla ilgili hayaller kuruyor devamlı, onda olmayan nitelikli parçaları düşünüp bize duyuruyor bir şekilde :)) İşini çok iyi biliyor.

"Anne, doğumgünüme ne kadar kaldı?"

"Bayram ne zaman?"

:)

En sevdiği renk mavi ve sonra yeşil.

En sevdiği yemekler yaprak sarması, makarna, kuru fasülye, barbunya, yeşil mercimek.

En sevdiği çizgi film Octonauts.

En sevdiği oyun lego oyunları.

En sevdiği kitap/yayın Süper Penguen ve lego kataloğu.

Resim yapmayı pek sevmiyor. Boyalarla pek arası yok.

Matematik yapmaya devam ediyor. Kendince hesaplar yapıyor. Hoşuna gidiyor.

Bir arkadaşımızın Bambino hakkındaki yorumu şu oldu geçtiğimiz ay içerisinde:

- Fiziksel olarak 6 yaşında ama zihin ve davranış olarak 17 diyebilirim.

Aynen öyle!

Karşımızda yetikin bir genç adam var gibi hissediyoruz kojo ile. Öz disiplini, kendi kendine karar verişi, olayları yorumlayışı, çözüm arayışı kesinlikle büyük bir yetişkin gibi. Hatta yetişkinlerde böyle öz disiplin olmuyor genelde :)

O nedenle Bambinonun akranlarıyla birarada olmasını önemsiyoruz. Çocukluğunu yaşayabilmesini, gülüp eğlenmesini, hata yapmasını, haylazlık yapmasını, zihnini devreden çıkarıp akışta kalabilmesini sağlamaya çalışıyoruz.

O nedenle bu hafta hariç her hafta yaşıtlarıyla birarada olabileceği ortamlara gönderdik Bambinoyu. Bu hafta dinlensiz istedik, kendi de öyle istedi daha doğrusu. Anneanne ve kardeşi ile evde bu hafta.

Umarım yaz bitmeden tatile de gidebilir, denizde de doyasıya vakit geçirebilir bu sene...
DEVAMINI OKU

4 Haziran 2016

Bambino 68 Aylık


Bambino son ay içerisinde boy attı, kıyafetleri küçük gelmeye başladı.

Yeni kıyafet alma vakti geldi, neyseki sezon değişti; şortlar, kolsuzlar giyme zamanı geldi :)

Kilo ise aynı diyebilirim, 18 kilo ile devam ediyor yoluna. Çiti çiti bacakları gördükçe üzülüyorum bazen ama önemli olan dirençli ve sağlıklı olması diyorum sonra :) Tipik Türk annesi refleksi işte :P

Legolar yine en iyi arkadaşı. Okulda, evde, serviste, her an her yerde legolar ile ilgilenirken görülebilir Bambino :) 

Her gün evde kojoya ya da bana "Bana bir Batm.an, Ro.bin ve Su.perm.an hikayesi analatır mısın?" diye soruyor kuzucuk :) Başlıyoruz anlatmaya. Biri bitince; "İkinci bölümde neler oluyor acaba?" diyerek ikinci hikayeyi anlattırıyor kurnaz tilki :) Bazen de üçüncüyü ve dördüncüyü. Benim hikayelerimde bu süper kahramanlar gayet dünyevi bir yaşam sürüyorlar; kahve içmeye gidiyorlar, evde maskelerini çıkartıp terlik giyiyorlar, birlikte yemek yapıyorlar, ormanda piknik yapıyorlar :))) Bu dünyevi hayatı fazla bulan Bambino aralarda müdahale edip lazer ışınlarını, uçma yeteneklerini ya da başka olağanüstü özelliklerini hatırlatıp hikayeye koyduruyor hemen :)) Kojonun anlattığı hikayeler daha orijinale yakın oluyor ama bu sefer de Bambino onları dünyevileştiriyor :))) Ortaya karışık bir şekilde geçiriyoruz bu vakitleri :) Öğreten anne moduna giriyorum ben bazen; "Superman dişlerini fırçalıyormuş yatmadan önce" filan diyorum, gülüyoruz birlikte :)) Bambino en çok Batman'i seviyor onların arasında. Batman'e kendisine ait olan bir özellik yükleyince yüzüne bir gülümseme yayılıveriyor, gevşiyor ve mutlu oluyor hemen :)) "Batman en çok mavi rengi seviyormuş" diyorum mesela :)

Kardeşi ile arasında aşk ve nefret ilişkisi var Bambinonun. Abilik yapmanın kardeşini korumak ve kollamak olduğunu düşünüyor ve kişiliğine de çok uyan bu nitelikleri her an kullanmak isteyebiliyor. Ama özgür kız Bambina, abisinin koruma ve kollama hareketlerini "özgürlüğünü kısıtlama" olarak algılayınca kıyamet kopuyor! Geçenlerde parka gittiğimizde Bambino bana gelip "Kardeşim beni sevmiyor" diye ağladı :( Bambina abisini yakınlarında istemiyordu çünkü abisi onu korumak için devamlı "Hayır, oraya çıkma; hayır, oradan kayılmaz" gibi yasaklar koyuyordu. Üstüne üstlük parktaki 8 ve 5 yaşlarındaki iki kız kardeş Bambinayı yakın markaja almış, onunla aşırı ilgileniyordu ve Bambina bundan hoşlanıp onlara karşılık veriyordu. Bu nedenle Bambina abisinin hareketlerine daha fazla dayanamadı ve abisi yanına yaklaştığı an bağırıp çığlık atmaya başladı (henüz konuşamıyor kendisi!). Bambino da yüksek ses konusunda oldum olası çok hassas olduğu için yüreği daha fazla dayanamadı ve bana gelip ağlamaya başladı. "Ben onun abisiyim, ona kural koyma hakkım yok mu, niye bir tek siz yapıyorsunuz bunu?" demesin mi bir de?! Ben de onun da parkta eğlenmesini istediğimi, ben varken kardeşine kendimin bakabileceğini, onun rahatça eğlenip oynayabileceğini, kardeşinin beni bile bazen hiç yakınlarında istemediğini, farklı insanlar görünce onları merak ettiğini ve dikkatini onlara yönelttiğini ama bunun bizi sevmediği anlamına gelmediğini anlatmaya çalıştım. Ama yavrucuğun kalbi fena kırıldı. 

Bazen de durum tam tersi olabiliyor. Bambino kardeşinin mesela legolarıyla oynamasını asla istemiyor; hem paylaşmak istemediği için hem de çok küçük parçaların Bambinaya zarar verebileceğini düşündüğü için. Bambina ise abisinin elindeki herşeyi istediği için legoları da istiyor ve başlıyorlar bağırış çağırışa. Bambino odasının kapısını kapatıp kardeşini içeri almıyor ve Bambina ağlayarak oradan ayrılıyor. Bu sahne genelde her gün yaşanıyor :))

Çok kibar ve bir beyefendi Bambino, genelde yani :)) Her gördüğüne "İyi günler, merhaba, günaydın, kolay gelsin, hayırlı işler" der mutlaka. Tanıdık olsun ya da olmasın, partmanda karşılaştığı herkese selam verir. Gülerlen ağzını eliyle kapatıyor, çok seviyorum o halini :)) Kibarcığım benim :))

Bambino doğuştan getirdiği değerlerini büyüdükçe sergilemeye devam ediyor. Adalet Bambino için çok önemli bir değer mesela. Adil olmak, adaletli davranmak çok ama çok önemli. Bu değer empati yeteneği, iyi olma isteği ve durumları doğru analiz edebilme yeteneği ile birleşince çoğu zaman karşımdaki çocuğun 5,5 yaşında bir çocuk olduğunu unutuyorum! Bazen benden bile olgun ve çözüm odaklı davranabiliyor, itiraf ediyorum :)) Umarım doğru kişilerle karşılaşır hayatı boyunca ve doğru bir işte çalışır büyüdüğünde. Bu değerleri koruyabileceği ev geliştirebileceği yerde olur her daim...

Önümüz yaz. Çalışan anne-baba olarak Bambino için bir yaz planı yapmamız gerekiyor, mecburen. Bu yaşta çocuğu oradan oraya sürüklemek istemiyorum ama 3 ayı da evde geçirmesi hem ona hem Bambinaya bakan anneannesine büyük haksızlık olur diye düşünüyorum. Sanırım yaz okulu denen çılgınlığa biz de bulaşacağız. Rekabetten uzak, eğlence amaçlı, uygun bir yer bulmayı umuyorum. Bu konuda her türlü tavsiyeye açığım :)

DEVAMINI OKU

4 Mayıs 2016

Bambino 67 Aylık


Bambinonun gelişimi kojo ile beni hayretler içinde bırakmaya devam ediyor :)

Ettiği sözler, kurduğu cümleler, mantıksal çıkarımları her gün ama her gün bizi şaşırtıyor, "Vay be!" dedirtiyor.

Geçen gün bana dönüp dedi ki:

- Anne, sen babama niye "baba" diyorsun?
- Ne demeliyim?
- Kocam ya da canım demelisin!

Bu noktada kojoyu baba olarak görmekten ziyade kojo olarak görmem gerektiği konusunda uyarı almış bulunuyorum :) Çocuk haklı, o benim babam değil, kocam! Aynı şekilde ben de kojonun annesi değilim, karısıyım :)

Paylaşma konusunda hala isteksiz bizim oğlan. Kardeşiyle birşeyler paylaşmayı çoğunlukla reddediyor. Çok üstüne gitmiyoruz ama paylaşımda bulunup örnek oluyoruz.

Dili pabuç gibi maşallah :)

"Kötü şeyler yapıyorsam hep sizden örnek aldığım içindir. Bana iyi örnek olsaydınız yapmazdım!"

Bu şekilde taşlar yağıyor ara sıra kafamıza :)))

Lego sevdası tam gaz devam ediyor. Kendi kendine lego beğeniyor ve biz alana kadar başımızın etini yiyor. Genelde de yufka yürekli babası kıyamıyor, gidip alıp geliyor. Son zamanlarda S.up.er H.ero.es modellerine sardı, B.at.m.an ve S.uper.m.an legolarıyla aşk yaşıyor.

Tenisi seviyor, piyanoyu bıraktı. Biraz maymun iştahlılık ve aslında daha çok "Bu nasıl yapılır?" merakı var. Öğrenince bırakıyor, başka birşeye geçiyor. Annesine benziyor bu konuda :) Uzmanlaşacağı bir şeyler olacak mı bilmiyorum...

Duygularını çok güzel ifade ediyor. Bir tek arkadaşlarıyla arasında kötü şeyler olursa paylaşmaya çekiniyor bazen. Karşıdakinin üzmemek için anlatmamayı tercih ediyor. Empati yeteneği güçlü. Dün bıçakla alimi kestiğimi söylediğimde "Çok üzüldüm anne, ağlayacağım galiba" dedi benim pamuk yürekli oğlum...

Vücuduna bakmayı pek sevmiyor Bambino. Sıkılıyormuş. Özellikle tuvalet temizliği konusunda feci sıkılgan. Her gün benimle pazarlık yapıyor, bugün de ben yardım etsem olur muymuş? :)
Geçen gün dedim ki: "Her gün diş fırçalamak çok sıkıcı, her gün el yüz yıkamak, tuvalet temizliği yapmak çok yorucu. Hele banyo yapmak ya da tırnak kesmek çok zor her hafta. Hayat ne kötü yahu!"
Gözlerini kocaman açarak döndü ve dedi ki: "Anne, gerçekten böyle mi düşünüyorsun?"
"Evet", dedim.
"Ben de öyle düşünüyorum anne!" dedi sevinçle.
"Ama", dedim, "Bunları bizim için kimse yapamaz, bizim kendimizin yapması gereken şeyler. Bunları aksatınca düzenimiz bozuluyor, belki de hasta oluyoruz."
"Evet anne", dedi, bıkkın bir sesle.
Konuyu orada kapattık. Bambino anlaşılıyor olmanın sevinciyle banyoya koştu burnunu temizlemeye :)

Çünkü öğrendim ki çözüm bulmak yerine duyguları aynalamak çoğu zaman yeterli oluyor. Ya da sözünü kesmeden dinleyebilmek.

Çocuğuyla birlikte büyüyen biri olmak ne güzel!
Yaşasın çocuk olmak :))
DEVAMINI OKU

13 Şubat 2015

Göbek Bağı Düştü

Bambinanın göbek kordonu bugün, 8. gününde, düştü.
Yarın banyo günü :)
Kızımız ilk banyosunu yapacak.

Bambina ile ilgili ilk izlenimlerim:

Bambino bacaklarını devamlı hareket ettirirdi, devamlı tekmeler atardı.
Bambina öyle değil, daha sakin.
Kolları devamlı yüzünde. Yüzünü kapatarak uyuyor.

Emzik almıyor, her fırsatta deniyoruz.

Yan yatarak uyumayı seviyor, sırt üstü yatmayı sevmiyor.

Çok ama çok minik, minyatür :))

Çok tatlı!

Kokusu muhteşem, insan kendinden geçiyor :)
Giydiği alt tulumunu hiç yıkamadan saklayacağım, öyle popo ve diz izleri çıkmış bir halde.. Ve olabildiğince kokusuyla..

Gün geçtikçe çevreyle daha çok bağlantı kuruyor. Bunun için hiç acele etmiyorum. Keyfini çıkartıyorum :)

En çok abisinin sesini tanıyor. Bambino bir yandan çok kıskanıyor, beni paylaşamıyor, beni emzirirken görünce hoşlanmıyor, diğer yandan da bebeğin en ufak sesinde bana haber veriyor, onu sevmek istiyor. Farkındayım ki duyguları karışık, neyseki bir şekilde kendini ifade ediyor, içine atmıyor.

Geçen gün bana ve babasına çok kızgın olduğunu söyleyerek odasındaki her şeyi ama herşeyi dağıttı. Toplamamız iki gün sürdü, öyle söyleyeyim. O dağıtırken yanında sakince oturdum; bir yandan dağıtıp bir yandan da bize yapacaklarını anlattı. Bizi eve almayacakmış, çöpe atacakmış, sözümüzü dinlemeyecekmiş, bir daha diş fırçalamayacakmış, okula da gitmeyecekmiş, daha neler neler... En sonunda baklayı ağzından çıkarttı: "Bebek karnımdan hiç çıkmasaymış keşke" Bunu söyledikten sonra sakinleşti, biraz konuştuk ve sonra oyun oynadık birlikte :)

Bambino okul sonrası parka bile uğramadan eve geliyor artık, zira anne ile bebeği bir saniye bile fazladan yalnız başlarına bırakmak istemiyor :) Eve gelince akşam kojo gelene kadar Bambino ile oyun oynuyorum, aralarda kızı emziriyorum, sonra oyuna devam. Feci yoruluyorum ama yapacak fazla birşey yok. Yarım gün okula gidince böyle oluyor işte :)

Bambinanın da gecesi ve gündüzü karışmış vaziyette. Gündüz güzelce uyuyor genelde, gece 9 ile 1 arası uyanık. Gaz sancıları hafiften var, o da akşam saatlerinde başlıyor. Sizin anlayacağınız, Bambino okuldan gelip de uyuyana kadar onunla, Bambino uyur uyumaz da Bambina ile mesaideyim. Günde 4 saat uyuyorum yaklaşık. Şimdilik idare ediyorum, arada bir beynimin uyuduğunu resmen hissediyorum, gözlerim açık olsa da.
DEVAMINI OKU

4 Şubat 2015

Bambino 52 Aylık

Bambino bir ay daha büyüdü, 52 aylık oldu :)
Gün geçtikçe birey oluşu daha da fazla hissediliyor evde.
Günlük kararlara dahil olması, fikrini söylemesi, bizim ona fikir sormamız, birlikte çözümler üretmemiz gerçekten çok çok keyifli!

Bambino kontrol etmeyi seviyor.
Olayları sıraya koyuyor, detaylarıyla birlikte açıklıyor bazen.
"Önce kitap okuyalım, sonra ilaç içelim, sonra pijama giyelim, sohbet edelim, masaj yapalım ve uyuyalım"
"Ama ben bugün uyumak istemiyorum" diye de ekliyor genelde :)
Uyku ile arası hep mesafeliydi.
Bana hep az uyuyor gibi geliyor.
Ama ona yetiyor olmalı ki sabah 7 dedi mi enerji bombası şeklinde uyanıyor :)
Daha önceden gelmediyse hemen yanıma geliyor:
"Anne uyan da sevinip coşalım" :)
Sevinip coşmak, güzel mırıldamalar eşliğinde birbirimize gülümsemek, öpüşmek ve koklaşmak anlamına geliyor.
Çoğu zaman uykulu olduğum için Bambino uyanmamı bekliyor yatakta. Tabi beni uyandırmaya çalışmayı da ihmal etmiyor. 5-10 dakika içinde ben de uyanıp sevinip coşma ritüeline katılıyorum :)
Sonrasında da kalkıp önce banyo sonra da mutfağa gidiyoruz, sabah rutini :)

Hafta ici öğlene kadar okulda, tabi iki haftadır sömestr tatili nedeniyle okul yok. 
Okul sonrası eve gelip yemek yiyor, uyuyacaksa biraz oyun sonrası uyuyor, uyumayacaksa ya oyun oynuyor ya da küçük çaplı gezmelere gidiliyor bakıcı teyzesi ile. Genelde komşu ziyaretleri yapılıyor. Tabi hava güzelse mutlaka parka çıkılıyor, hatta o kısım okul dönüşü bile olabiliyor. Eğer uygunlarsa, okula gitmeden önceki park arkadaşlarıyla buluşuluyor, birlikte eski günlerdeki gibi oyunlar oynuyorlar. Bu her zaman olmuyor çünkü çoğu tam gün kreşe başlamış durumda.

Haftasonu ise 11'e kadar evde vakit geçiriyoruz birlikte. Bazen de 10'da kitapçıya gidip 11-11:30'a kadar kitaplara bakıyoruz ve genelde en az bir kitap alıp çıkıyoruz mekandan. 11-11:30 arası Bambinoyu babası devralıyor. Önce jimnastiğe gidiliyor. Oradan çıkınca da rutin olarak birkaç yemek mekanından birine gidiyorlar. Genelde Gölbaşında cağ kebabı yapan Burhan Usta'ya ya da yine Gölbaşında Karadenizli bir aile tarafından işletilen bir Karadeniz lokantasına gidiyorlar. Cumartesi birine, Pazar günü birine :) Yemek sonrası hava durumuna göre takılıyorlar. Hava güzelse dışarıda park ya da bisiklet turu yapıyorlar. Hava kötü ise uçak izlemeye havaalanı yoluna (hiç üşenmiyorlar walla!) ya da tren izlemeye gara gidiyorlar. Evle ilgili alışveriş var ise bazen birlikte onu hallediyorlar. Hava güzelken pazar alışverişi yapmak çok keyifli oluyor mesela :) Bambino kostümlerden çok korktuğu için palyaço ya da maskot olan herhangi bir yere gitmeyi reddediyor. Biz de AVM'lere gitmeyi zaten sevmediğimiz için hiç sorun olmuyor bu durum. Bir tek arada bir tiyatroya götürebilsek keşke diyorum ama onu da eskisi gibi demiyorum. Büyüyünce bu korkusu geçince gideriz inşallah. 

Akşama doğru hem kojonun hem Bambinonun pili bitmiş oluyor :) O zaman ben devreye giriyorum. Bazen Bambino arabada yarım saat kadar kestiriyor, bazen de hiç uyumuyor. Eve gelince birlikte oyunlar oynuyoruz. Bazı akşamlar banyo yaptırıyoruz, banyo öncesi suyla ve oyuncaklarıyla oynamak istiyor, biraz da öyle vakit geçiriyor. Bazen birlikte yemek yapıyoruz ya da ev işi (çamaşır asmaca, bulaşık makinesi boşaltmaca, el süpürgesi çalıştırmaca gibi). Sonra da uyku düzenine geçiyoruz. Öğlenleri uyumadığı günler 8:30 gibi yatıyor, uyuduğu günler 9:30'u buluyor yatağa girmesi. Tabi yattıktan sonra tekrar kalktığı çok oluyor, özellikle son haftalarda. O zaman kendi kendine odasında oynuyor, biz de sessizce odasında ya da başka bir odada bekliyoruz; "Tamam, şimdi uykum geldi, hadi uyuyalım" diyerek yanımıza gelene kadar :))

Gece genelde belli bir saatten sonra yanıma geliyor, bizim yatakta uykuya devam ediyor. Bir ara bu konuda sınır koymaya çalıştık ama beceremedik. Kojo da "Daha kaç yıl bunu yapabiliriz ki, bırakalım gelsin" diyerek yelkenleri suya indirince benim de duyusal yanım hemen kabul etti :)

Bambinonun günlük düzeni şimdilik böyle.
Tabi bu yazdıklarım kimseyle buluşmadığımız zamanların düzeni.
Arkadaş ya da akraba ziyareti yapılacaksa düzen ona göre uyarlanıyor :)
Bambina geldikten sonra neler değişecek hep birlikte yaşayıp göreceğiz :)

Bu arada anasınıfından karnesi geldi, onu da buraya not düşeyim. Bambinonun gittiği anasınıfında normalde 5 ve 6 yaşında çocuklar var. Bizimki küçük kalıyor onların yanında, en azından fiziksel olarak. Ancak "gelişim raporu" denilen karnesinde yazdığına göre Bambinonun sosyal, zihinsel ve kendini ifade etme seviyesi yaşından epey ileriymiş. Öğretmeni bir üst seviyede yapılacak çalışmalarla Bambinonun desteklenmesini önermiş. Bununla tam olarak ne kast ediliyor bilmiyorum aslında. Öğretmenleri ona "Ayaklı Kütüphane" diyorlarmış :) Yaşının üzerinde olgunluk gösterdiğini de söylemişlerdi birkaç kere. Bambino bilgiyi seviyor. Öğrendikçe kendini daha güvende ve yeterli hissediyor. Sağolsun eve giren Me.ra.klı Min.ik ve yeni almaya başladığımız Bil.im Ço.cuk da öğrenme isteğini hep kamçılıyor. Deneyimlemek istiyor herşeyi, bu onun öğrenme yolu. Sadece dinleyerek öğrenmiyor yani. Biliyorum bizim klasik eğitim sistemine biraz ters :( Benim düşüncem ise bilginin her zaman tamamlanabileceği yönünde. Bilgiden ziyade beceri geliştirmek daha ön planda Bambinonun yaşı için. El becerisi, vücut hareketliliği, kendi kendine yetebilme gibi şeyleri öğrensin diyorum. Ben diyorum da sonuçta herşey çocukta bitiyor. Biz sadece ortam hazırlayıp teşvik etmeye çalışıyoruz nihayetinde. Zamanı gelmişse o zaten cevap veriyor duruma.

"Anne, rüyamda senin iş arkadaşlarını gördüm, beni işe götürüp onlarla tanıştırıyormuşsun. Ama gerçekte onlarla hiç tanışmadığım için rüyamda gördüklerim gerçekte de iş arkadaşların mı bilemiyorum."
Aynen bunu söyledi geçen gün :)

DEVAMINI OKU

27 Aralık 2014

Mougins - Fransa






Mougins, Picasso'nun yaşamının bir bölümünü geçirdiği Akdeniz köylerinden biri.
Cannes'a yarım saat mesafede.
İnanılmaz güzellikteki ormanların ortasında bir Ortaçağ dağ köyü.
İnsan her ağaca sarılmak, her ağaçla dertleşmek, sohbet etmek ister mi?
Mougins'te bunu istedim ben.
Daha doğrusu köylerin hepsinde bunu istedim ve olabildiğince yaptım.





Mougins'in havası başka, çok başka.
Sokakları, evleri, ferforjeleri, sanat atölyeleri, artizan mağazaları, lüks restorantları, doğası insanın zaman algısını kaybettirmeye yetiyor.
Beni bıraksalar orada bir ömür geçirebilirdim sanırım.





Mougins'te kötü fotoğraf çekmek mümkün değil bence :)
Aceleyle çekilmiş bu fotoğraflar bile bu güzellikteyse profesyonel bir gözün neler çekebileceğini hayal bile edemiyorum.
Film seti gibi her köşebaşı.
Ama en güzeli gönül gözüyle çekebilmek..





Mougins'in kilisesinde bir cenaze töreni vardı, içeri giremedik.
Dışarıda grand tuvalet giyinmiş görevliler vardı.
Cenaze aracı Hollywood filmlerindeki gibiydi.
İnsanlar sükunet içindeydi, hepsi tertemiz ve en güzel kıyafetlerle gideni uğurluyorlardı.
Bir ara kendimizi filmin içinde zannettik, kamera var mı diye etrafa bakındık.
Ve olmadığını anlayınca takdir ettik, hayret ettik.



Demiştim ya, buraların köyü bildiğimiz köylerden değil diye.
İşte Cote d'Azur'daki köylerin hemen hepsinde en az bir müze var.
Mougins'te birden fazla müze gördük.




Bu harika köyden ayrılırken hava kararmaya başlamıştı.
Gönlümüzün bir parçasını da burada bırakarak günün son durağına doğru yola çıktık: Biot.
DEVAMINI OKU

26 Aralık 2014

Valbonne - Fransa





Sırılsıklam bir halde ve midelerimiz zil çalarken ayrıldığımız Grasse'den sonraki durağımız Valbonne oldu.
Aslında Valbonne'a uzun zaman ayırmayı düşünmemiştim, "Şöyle bir uğrar geçeriz" demiştim ama hem yemek yemeye hem de dinlenmeye ihtiyacımız olduğundan burada geçirdiğimiz süreyi uzattık.
İyi ki de öyle yaptık.


Valbonne hakkında çok fazla bilgi bulunmuyor turistik kaynaklarda.
Aslında güzel tarafı da bu, oldukça yerel bir köy burası.
16. yüzyıldaki hali neyse neredeyse hiç değişmeden korunabilmiş.
Şimdi düşünün bakalım, bizim memlekette 16. yüzyıldaki haliyle aynen korunabilmiş bir yer var mı?
Neyse, bu tür kıyaslamalar mutluluk getirmiyor her zamanki gibi.
En iyisi karnımızı doyurabileceğimiz bir yerler bakınırken bu güzel köyün keyfini çıkartmak.
Üstelik de yağmur sanki hiç yağmamış gibi durmuş ve güneş güzel yüzünü göstermişken :)


Köyün sokakları kemerlerle dolu.
Köy meydanında ise kemerli geçitler var.
Birçok butik ve lüks restoran bulunuyor burada, köy dediğime bakmayın :)
Lüks villalar ve bakımlı bahçeleri de unutmamalı.
Yemek yediğimiz yer


İngilizce menüsü olan güzel bir restorant buluyoruz.
Eski bir hana benziyor ama öyle güzel dekore etmişler ki.
Ferah, aydınlık.
Ve içeride hiç ummadığımız kadar çok İngilizce konuşan müşteri var.
Demek ki iş yemekleri için tercih edilen bir mekan burası.
Adını almamışım ama köy meydanında.
Yolunuz düşerse uğrayın derim.


Karnımız doydu, üstümüz biraz kurudu.
Artık yola ve keşfetmeye devam edebiliriz :)
DEVAMINI OKU

9 Aralık 2014

30 Haftalık Gebe ile 50 Aylık Çocuğun İstanbul Macerası

İkinci Köprünün Dibindeki Bu Kırmızı Yalıyı Hep Çok Sevmişimdir

Bambino ile geçen hafta İstanbul'a gittik.
Asıl neden doktordu.
Yoksa kocaman göbeğim ve Bambino ile tek başına gitmek delilik olabilirdi.
Ama nedenim sağlamdı.
Bambinonun alerji durumunun gidişatını Bambina gelmeden öğrenmek ve yapılacak şeyleri halletmekti maksat.

Cuma sabahı düştük yollara.
Uçağa binmek kısmı Bambino için her zaman eğlenceli olmuştur.
Yalnız uçakta yemek yiyemeyeceğini öğrenince biraz bozuldu :)
Pis boğaz bizimkisi.
İronik bir şekilde dışarıdaki çoğu şeyi yiyemiyor işte.
Yiyebilseydi herhalde önünü alamazdık.
Aynı babası ve rahmetli dedesi gibi her gördüğü şeyi yemek, her yeni lokantada atıştırmak ve herşeyin tadına bakmak istiyor :)
Hijyenmiş, sağlıkmış falan pek umrunda değil.
Gözü doyacak öncelikle :)
Alerjisi frenliyor onu.
Var değil mi bunda da bir hayır?
Var bence, var..

Bu arada kimse hamile olduğumu anlamıyor hala.
Kuyruk beklerken hiç önceliğim yok.
Hem gebeyim, hem çocuklu kadınım.
Hem de eşyam var sırtımda.
Bir yerde son güvenlik kontrolünden geçtikten sonra bir kadın görevli son anda fark etti sadece:
"Aaa hamile miydiniz, geçmeseydiniz X-Ray'den keşke"
"Neyse, önemli değil, geçtim artık" dedim.
Onun dışında herkes gibi bekledim ayakta gerektiğinde.

İstanbul Cuma günü yağmurluydu.
Ulaşım güzergahımızda yürüme mesafemiz çok olmadığı için fazla zorlanmadık.
Havaalanından doktora gittik doğruca.
Bambinodan çok benimle ilgilenildi desem yalan olmaz.
Ben tedavi görürken hemşire ablalar Bambino ile ilgilendiler sağolsunlar.
"Yanımızda biri daha olsaydı iyiydi" dedim.
Neyseki bir şekilde kotardık.
Bambino kendi kendine de oyalanabildi, benim yanımda.
Rumeli Hisarı'nın Heybetli Görünüşü

Doktor sonrası Taksim'e geçtik.
Bambinonun arkadaşı ile buluştuk.
Tramvaya bindik.
Çok güzel bir zanaatkar ile tanıştık.
Ermeni bir takı ustası.
Çok sevdim kendisini, dükkanını, mütevaziliğini, el emeği ürünlerini.
Kayalara Konmuş Bir Kedi Yetiyor Gülümsetmeye :)

Deniz Görmemiş Angaralı :))

Cumartesi günü kojo geldi.
Bambinoyu evden çıkartamadığımız için neredeyse tüm gün evde geçti.
Akşama doğru sahile gitmeye ikna ettim ve 1 saat de olsa sahilde biraz hava aldık.
Bambino denize taşlar attı, parkta oynadı.
Gece çocuklar yatınca kojonun canı dondurma istedi, üşenmedi o yağmurda Y.aşa.r Usta'ya gidip dondurma aldı geldi. Gecenin bir vakti tahinli, kestaneli, çilekli, balkabaklı dondurma yedik.
Diyorum ya, pisboğaz benim kojo :P
Tekneye Binmeyi Bekleyen Melekler

Dinginlik

Başka Türlü Yaşamlar Var Orada :)

Pazar günü dönüş günü olmasına rağmen havanın 18 dereceye kadar çıkmasını fırsat bilerek yarım gün de olsa tekne ile boğaza açılmaya karar verdik.
Sabah erkenden kalkıp Emirgan'a gittik.
Güzel bir kahvaltı sonrası teknenin olduğu marinaya ulaştık.
Hepimiz için ilginç bir deneyim yaşadık: İlk defa bir tekne kullandık :)
Bambino miçoluk yaptı, kaptanın yanından ayrılmadı.
Tekne yaşamını ucundan tatmış olduk ve çok sevdik.
Boğazda yavaş yavaş süzülmek iyi geldi.
İnsan denize bakarken hiç bir şey düşünmüyor.
Müthiş bir terapi.
Sadece denize bakıyorsunuz, dalgaları izliyorsunuz, martıları dinliyorsunuz.
İsterseniz bin tane derdiniz olsun, o an hepsi yitip gidiyor, anlamını yitiriyor.
"Anda kalmak" dedikleri şey tam anlamıyla bu.
İyot kokusu, bol oksijen çakırkeyif olmanıza yetiyor.
Tekneden indiğimizde sanki bir haftadır tatil yapıyormuşuz gibi hissettik kendimizi.
Denizi olan bir yerde yaşamak ne güzel..



Dönüş yolu hiç olmadığı kadar kolay geçti, gezinin etkisiyle.
Damarlarımızda bol miktarda serotonin dolaştığı için Ankara'ya döndüğümüze üzülmek istesek de üzülemedik :P
Bambino yolun yarısını uyuyarak tamamladı, bu da çok iyi oldu.

Yine gideceğiz, doktora, sonuçları alıp tedaviyi konuşmaya.
İnşallah iyi gelecek bize İstanbul..
DEVAMINI OKU

SOSYAL AĞLAR


İZLEYENLER

Blog Arşivi

HER GÜN MUTLAKA

NE ARADINIZ, YARDIMCI OLALIM?

Kişisel Blog

Copyright © Benden ve Bizden | Powered by Blogger
Design by Lizard Themes | Blogger Theme by Lasantha - PremiumBloggerTemplates.com