18 Kasım 2016

Biraz da Benden

Öyle hızlandı ki zaman.
Gündemimde olan bir konunun birkaç saat sonra yerini başka bir konuya devrettiğini görüyorum.
Hepsi farklı, hepsi ayrı konular.
Birine odaklanıp duygularımı tam anlamıyla hissedemeden ve yaşayamadan bir başkası geliyor.

Ağustos'taki tatilden beri enerjim epey yüksekti.
Normalden daha fazla hem de.
Ben bile şaşıyordum hallerime, düşüncelerime, hislerime.
Elbette ki hayat döngülerden ibaret.
Her çıkışın bir inişi, her inişin de bir çıkışı var.
Benim çıkışım 2 ay sürdü...

13 Ekim'de bir arkadaşım bir trafik kazası sonucu annesini kaybetti.
O arkadaşım ile o tarihte İzmir'deydik, günübirlik.
Çok da güzel bir gün geçirmiştik.
Akşam arkadaşımı eve bıraktıktan sonra kendi evime gittim.
Yarım saat sonra beni aramış, telefon sessizde olduğu için duymamışım.
Gece gördüm, sabah soluğu yanında aldım.
Tüm enerjimi arkadaşıma verdim, yapılması gerekenlerle ilgilendim.
Sonrasında müthiş bir iniş yaşamaya başladım.

Yardıma ihtiyacı olan bir başka arkadaşıma da elimden geleni yaptım, birkaç gün sonrasında.
Ama hissettiğim şey şuydu: Beni emip bitiren bir vampir. Benim tüm gücümü kendine almış ve hala güç talep etmekte olan bir enerji vampiri.

İki hafta kadar tabiri caiz ise "süründüm".
"Düşük güç modu"nda yaşamaya başladım.
Bu arada çok ilginçtir ki hiç ummadığım insanlar arayıp sormaya başladılar, görüşmek istediler.
Vaktim olmadığı için görüşemedim, iyi ki de görüşmemişim. Onların da vampir olduğunu ertesi hafta görüşünce anladım.

Ne çok insan varmış başkalarının enerjisi üzerinden yaşayan.
Ve ben ne kadar az farkındaymışım bunun.
Kendimi koruyacak şeyleri ne kadar az uyguluyormuşum.
Bilerek ve isteyerek kendimden verip duruyormuşum.

Beni inişte iken durduran kişi çok yakın bir arkadaşım oldu.
Fiziksel olarak aramızda mesafler vardı ama sözleri ruhumu tam 12'den vurmuştu.
Mario Frangoulis ile tanıştım o gün.
Yunan tenör kendisi.
Dinleyin :)

İnişi durdurduk ama hala çıkışta olduğum söylenemez.
Öyle çok şey olup bitiyor ki çünkü.

6 Kasım'da evde çocuklarla oyun oynarken burnuma bir darbe aldım.
"Burnum acıdı" dedim ve oynamaya devam ettim.
1,5 saat sonra baktım hala acıyor, gecenin 9'unda acilde buldum kendimi.
Burnum kırılmış!
Bir de çatlak var.
Ertesi gün iki farklı KBB uzmanı ile görüştüm.
Ameliyata gerek olmadığını, kemiğin kendi kendine kaynayabileceğini söylediler.
Ne bir sargı, ne bir atel.
Öylece çıktım yanlarından.

Daha önce de trafik kazası geçirip burnumu kırmıştım, buyrun buradan hatırlayın.
Nisan 2014'te, İstanbul'dan gelirken otobüsün ani fren yapması nedeniyle kafamı ön koltuğa çarpıp burnumu kırmıştım.
Bu ikinci kırık oldu.
Ha, bir de 2006 Şubat'ında deviasyon ve burun eti ameliyatı olmuştum.
Onu da sayarsak bu 3. vaka.

Günler geçtikçe nefes problemi yaşamaya başladım.
Burnum hafif sağa kaykılmaya başladı.
Ve ağrıyor.
Soluğu estetik cerrahi uzmanında aldım, KBB'cilere güvenim kalmadı artık.
Detaylı muayene ve sonrasında çektirdiğim tomografiye bakınca 3. ameliyatın gerekli olduğu ortaya çıktı.
Ama 6 ay sonra.
Önce kemik kaynayacak ve güçlenecek.
Şimdilik Mayıs 2017 olarak not aldık ameliyat tarihini.

Benim başıma bunlar geldi ama ne doğru düzgün dinlenip kendime gelebildim, ne de kendime üzülecek an bulabildim.
Çevremde öyle travmatik olaylar olup bitti ki, kendi derdimi yaşayamadım.

Bir arkadaşımın beyninde 5 cm tümör tespit edildi ve 4 gün sonra ameliyata alındı.
Öyle "tesadüf" eseri tespit edildi ki bu durum..

Başka bir arkadaşımın babası felç geçirdi. Durum kritik.

Ne ara yaşlandık da evlilik, çocuk gibi güzel haberler yerine hastalık ve ölüm haberleri daha çok almaya başladık?

Günlük koşturmaca öyle bir hıza ulaştı ki yazmaya kalksam ben yazıyı bitirene kadar tedavül süresi dolmuş olur kesin.
İşyerindeki durumlar...
Evdekilerin halleri..
Kojonun durumları...
Annemlerin hali...

Geleni yaşıyorum.
Enerjimi yükseltmeye çalışıyorum.
Grip olmayaydım iyiydi!

Az kalsın unutup yazıyı bitiriyordum, 15 Kasım'da bir yaş daha aldım :))
Fotoğraf o güne ait :)
DEVAMINI OKU

5 Kasım 2016

Bambina 21 Aylık


Bambinonun 21 aylık yazısı burada.

En sevdiği renk: Mavi

En sevdiği oyuncak: Fi.sh.er P.r.ice'ın konuşan köpeği.

En sevdiği şarkı: "Wheels of the bus go round and round" Bu şarkıyı istediği zaman "şşşş şşşş" diyor. Meğer şarkıdaki "Mothers on the bus say sshh shh shh..." bölümünden öğrenmiş :)

Uyku: Çok parçalı. Gece bana göre çok kere kalkıyor ve emerek uykuya devam ediyor. Birlikte yatıyoruz. Saabh uyanınca benim de uyanıp kalkmamı istiyor hemen. Bir de üst katta yatan abisini merak ediyor ve soruyor. Biraz daha sabır.

Beslenme: Yumurtanın sarısını vermeye başladık, şimdilik bir sorun görünmüyor. Süt ve peynir hala yemiyor. Tuzludan ziyade tatlıya meyilli minnoş ama çok tatlı olmayacak :) Değişik bir damak tadı var. Hala babasının yediklerini yemek istiyor, aynısı benim tabağımda da olmasına rağmen illa babasınkinden yiyecek :)) Kendi yemeğini kendisi yiyor. Doyunca kalkıyor, kendi işini görüyor.

Oyun: Hareketli oyunları seviyor. Birşeylerin yere düşmesi, aniden fırlaması gibi oyunlar çok hoşuna gidiyor. Tam bir aksiyon insanı. Kendi kendine evi dolaşıp şarkı söylüyor ve dans ediyor. Neşeli olduğunda kendi kendini çok güzel eğlendirebiliyor.

Konuşma: Malesef bu konuda henüz fazla yol alamadık.
Anne
Baba
E-ay
Dede
Avva (Anneannesi)
Maga (Maka)
Ba (Bitti)
Mmmm-mmmm-mmmm-mmmm-mmmm (Su)
Gaga (kaka)
ci (çiş)

Tüm söyledikleri bu kadar. Onun dışında bolca mimik ve ünlem çıkıyor ağzından. "A-aaaa" yı nasıl dediğinden anlıyoruz şaşkınlık ya da başka bir duyguyu anlattığını :)

Kızdığında vuruyor, ısırıyor, kendini yere atıyor. Konuşmaya başladığında çözüleceğini umuyorum.

Minyatür bir insan oldu çıktı Bambina. Evin minik neşesi, abisinin legolarına göz diken lego canavarı, babasının gözlüklerine dadanan yaramaz, annesinin makyaj malzemelerine sulanan kokoş, anneannesine istediğini yaptıran gözüaçık, dedesinin telefonundan şarkı izleyen tablet jenerasyonu üyesi, sevmesi, mıncırması pek keyifli tonton :))
DEVAMINI OKU

5 Ekim 2016

Bambina 20 Aylık

Bambinonun 20 Aylık yazısı burada, okuyup o günleri hatırlamak isteyenler için :)

Bambina da 20 aylık oldu çıktı.

Kendisi çok canayakın, sosyal, girişken, oyuncu, cilveli, flörtöz, hareketli oyunlardan keyif alan, acı eşiği oldukça yüksek bir kız bebek :)

Babası ile aralarındaki etkileşimi uzaktan izledikçe mest oluyorum, bir flört ediyorlar gözümün önünde, anlatamam :)) Bakışmalar, manalı gülüşmeleri göz süzmeler.. Yahu nasıl da biliyor kız çocuğu bu tavırları, mimikleri? Fıtratta var işte.. Hayret ediyorum ve kendime ders ççıkartmaya çalışıyorum. Yetiştirilirken kendimi korumak ve kendimi toplumda kabul ettirebilmek için erkeksi tavırların daha çok istendiği şeklinde bir yargı ile büyüdüğüm için kadın olan aslımı reddetme noktasına kadar gitmiş bir insanım ben :)) Kızımdan öğreneceğim çok şey var o nedenle :))

Sinirli kadın Bambina :) İstediği olmadığı an kendini yere atıyor ya da çoğlık çığlığa bağırıyor.. Eskisi gibi bir yerleri ısırmıyor, onun iyi olmadığını anladı.. Bazen çok içerliyor, öyle zamanlarda kucağıma alıp ağlamasına izin veriyorum ve duygusuna ayna oluyorum. Eğer timsah gözyaşları ise hiç oralı olmuyorum, yerde tepinmeye ve ağlamaya devam ediyor bir süre daha. Çok şükür ikisini genelde doğru ayırt edebiliyorum :)

Abisi ile video izleme konusunda anlaşamıyorlar. Bir düzen tutturmuştuk ama yeni ihtiyaçlar yeni düzenlemeler gerektiriyor. Elbet yeni bir düzen kurarız bu konuda da, no problem!

Abisi küçükken masadaki tüm yemekleri birbirine karıştırır, tabaktakini bardağa, bardaktakini masaya filan dökerek kendince icatlar yapardı. Bambina da aynısını yapmaya başlayınca bir an dejavu yaşıyorum sandım :)) Çok seviyor yemekleri oyuncak etmeyi. Bazen görmezden geliyorum, bazen doğruca banyoya götürüyorum, bazen de izin vermiyorum (ki o zaman çığlığı basıyor). İdare edip gidiyoruz işte :)

Dışarıda olmayı çok seviyor Bambina. Tüm gün gezsin, ondan mutlusu yok :) Hele yanında ablalar abiler var ise, ortam kalabalık ise değmeyin keyfine :)

Mavi rengi seviyor Bambina. Eli hep maviye gidiyor. Benim de en sevdiğim renktir mavi, o nedenle çocuklarımla bu konuda ortak bir noktada olmamızdan memnunum :))

Pedalsız bisiklet Ne.o.m.oto'ya binmeye başladı Bambina. Kendi kendine sürüp ilerliyor evde.

Etle pek arası yok, arada bir köfte yiyor sadece. Patates seviyor. Meyvelerde bile seçici. Üzüm, kavun, karpuz, elma seviyor.

Hareketli oyun seviyor. Hiçbir şey bulamaz ise kendi kendine dönmeye başlıyor, illa bir eğlence buluyor.

Birşey istemediğinde kafasını iki yana sallıyor ve "ı-ıh" diye söyleniyor uzun uzun :)

Bir de "A-aaa" deyişi var ki efsane bir ünlem :)) Şaşırıyor, öyle içten, öyle samimi şaşırıyor ki alıp içime sokasım geliyor :)

Öyle böyle büyüyor Bambina, sevgiyle, neşeyle, sağlıkla.. Her halimize çok şükür..
DEVAMINI OKU

4 Ekim 2016

Bambino 72 Aylık- 6 Yaşında!

Bambino tam 6 yaşında bugün itibariyle!

Ne ara doğdun, ne ara büyüdün, ne ara okula başladın, ne ara tamamladın 6 yılı şu hayatta be yavrum?

"Doğan büyüyor." Net!

0-6 yaş ya da okul öncesi dönem belki de bir insanın hayatındaki en önemli dönem. Bilinçaltındaki çalışmaların büyük ölçüde tamamlandığı, en azından temel verilerin oturduğu bir dönem bitmiş oldu Bambino için. Bilinçaltında bu dönemde alınan telkinler doğruluğu ve geçerliliği değerlendirilmeden kabul ediliyor. Bu telkinlerin üzerine hep yenisi ekleniyor ve zaman geçtikçe iyice kalıplaşmış bir hal alıyor. Hatta ileriki yaşlarda ortaya çıkan tüm fiziksel ve psikolojik sorunlar bu kalıplaşmış telkinlerden meydana geliyor. Yani küçük yaşlarda işimize yarayan ve hayatta kalmamıza yarayan bu kalıplar büyüdükçe ayağımıza dolaşıyor ve bizi değişmekten alıkoymaya başlıyor. Bu sadece Bambino için değil, hepimiz için geçerli. Ego dediğimiz ve genelde kötü olarak nitelendirilen durum aslında yapısı ve mantığı anlaşılırsa mutlak kötü asla değil. Sadece artık egoya ihtiyacımız kalmadığını fark etmemiz gerekiyor belli bir seviyeye gelince :))

Oğlanın doğumgünü yazısını kişisel gelişim yazısına döndürmeyi başardığım için kendimi tebrik ediyorum :)))

Ama belli mi olur, ileride bu yazdıklarımı olur da okur ise kendini sorgular belki, ben yazıp denize atayım da, ihtiyacı olan gelir bulur nasılsa :))

Bambinonun aşırı çalışan ve durmayan zihin aktivitelerini dengelemek üzere kendisini beden farkındalığına yönlendirmeye bir anne olarak karar vermiş bulunmaktayım :)) Bu kapsamda kendisini yüzme ve jimnastik kursuna göndererek düşünmesine zaman bırakmamaya niyet ediyorum :)) Bedenini fark etsin, sınırlarını fark etsin, hangi organ ne işe yarar, nasıl nefes alıp verilir öğrensin. Öğrensin ki bedenine iyi bakmaya başlasın, bilsin ki o beden ona ömür boyu hizmet edecek. Sadece zihinden ibaret değiliz ki :))

Biraz fazla duygusal ve her an olur olmadık nedenler ile ağlamaya hazır kırılgan bir ruh haline de faydalı olur diye umuyorum bu aktiviteler. Zira beslenme yönünde delikler oluşmaya başladı. Eskisi kadar disiplinli ve katı davranmıyorum yiycekler konusunda. Bambino da canı ne çekerse ucundan kıyısından da olsa yiyor artık, çok temel şeyler haricinde (süt ve peynir gibi). O nedenle de duygusal hassasiyeti biraz fazlalaştı. Tabi bunun başka sebepleri de var: Kardeşinin varlığı ya da okulda hoşuna gitmeyen şeylerin oluşu gibi. Yine de biliyorum ki herşey zihinde olup bitiyor. Hatta bugün okuduğum bir yazıda şöyle diyordu: "Vücuduna iyi bakmak istiyorsan ruhuna yatırım yap." Hmm, belki Bambino için yoga ya da çigong tarzı bir kurs bulup programa eklemeliyim :)))

Kendine karşı farkındalığı minimum olan Bambino kişisi, başkalarına karşı süper bir farkındalığa sahip olup asla hiç kimseyi incitmek istemez. Dün yüzüne yanlışlıkla çarptığı için yüzünü Bambinoya doğru uzatıp "Sen de bana vur istersen" diyen arkadaşının yanağına ansızın bir öpücük konduran bir erkekten söz ediyorum burada :)))

Arkadaşları onun için çok değerli. Biliyorum ki hayattaki en temel dersleri onlardan alacak. Kazığı da onlardan yiyecek, en temel değerleri de onlardan öğrenecek. Ne diyeyim, Allah iyilerle karşılaştırsın!

Hayatının ilk 6 yılını geride bıraktı Bambino, acısıyla tatlısıyla. Mükemmel bir anne-baba asla olmadık, olamadık, olamazdık da. Geçmişte yaşadığımız bazı olaylar için çok üzüldüğüm, kendimi suçladığım oldu ama bir şekilde tüm yaşananları dönüştürmeyi ve kendimi affetmeyi başardım. Bambino bizim ailemizi seçtiğine göre elbette bizden de alacağı dersler ve halletmesi gereken durumlar olacak. Büyüyünce psikologlara birlikte gideriz belki :))))

Her ne olursa olsun, bizim ona verebileceğimiz tek ve en önemli şey koşulsuz sevgi. Her ne olursa olsun onu sevmek. Yine bugün okuduğum bir yazıda şöyle diyordu: "Sevginin bir adım ötesi sevdiğin kişiyi kendinden özgürleştirmektir." Bu yolda yürümeye devam..

Yolun açık olsun yüreği güzel, aklı güzel, kendi güzel oğlum. Buraya geliş amacını her daim hatırla ve hep iyi hisset, her ne olursa olsun. Seni Seviyorum.
DEVAMINI OKU

6 Eylül 2016

Sonsuzluğu Deneyimlemek


Bazı şeyleri yazmak, yazıya aktararak kayıt altına almak zor, öyle zor ki hem de.
Kelimeler yavan gelir, yetersiz gelir, soğuk gelir, sınırlı gelir.
En sıcak sözcükler bile yetmez hissiyatı betimlemeye.

Deneyimlediğim şeyi paylaşmak istiyorum, kayıt etmek, yazılı hafızamda bulundurmak.

Sonsuz bir özgürlüğe sahibiz aslında.
Yaşadığımız bu dünya bir illüzyon, bir yanılsama.
Maddi evrendeki herşey gelip geçici.
Biz kesinlikle Einstein'in dediği gibi fiziki deneyim yaşayan ruhlarız.
Ve ruh herşeyi ama herşeyi biliyor.
Ruhlar birbirini tanıyor, hangi bedene girmiş olursa olsun.
Fiziki olarak hangi yaşta, hangi ırkta, hangi cinsiyette görünür olursa olsun.

Ve insan kesinlikle iç sesini dinlemeli.
Zihninin şüpheciliğini ve analitik bakış açısını, eğer içinden bir ses yükseliyorsa, durdurabilmeli.
Çünkü iç ses her zaman doğruyu ve gerçeği söyler.
Fısıldayan ses, ruhumuzun sesidir.
Ve ruh herşeyi bilir.

Bir akşam sahilde güneşin batışını izlemek için oturmuştum.
Hafiften grip olmaya başlamışım, elimde mendil.
Dalgaları izliyorum.
Akşama doğru hırçınlaşan ve sesi artan dalgaları.
Ama hasta halime iyi gelmiyor bir türlü dalgaları izlemek.
Yoruyor beni, hem görsel hem işitsel olarak.
Dingin hissedemiyorum kendimi, bir huzursuzluk.
O anda zihnimde bir cümle oluşuveriyor:
"Ufuk çizgisine bak, orası sana dinginlik verir"
Denileni yapıyorum, gökyüzü ile denizin birleştiği o çizgiye kaydırıyorum bakışlarımı.
Ve müthiş bir dinginleşme hissediyorum.
Huzur, sükunet.
Gözlerimi hiç ayırmıyorum ufuk çizgisinden sonrasında.
Uzaklarda herşey öyle dingin ki.
Bu an bana ruhum tarafından gönderilen bir cevaptı.
Buna eminim.
Güneşin batışını izleyip ayrılırken teşekkürlerimi sundum ruhuma, yaradana, benliğime, büyük plana.
Hem de defalarca.

Yaşadığım anlardan sadece biriydi bu.
Doğa ile başbaşa kalıp içime kulak verdiğimde neler olabileceğini gördüm, deneyimledim.
Sınırsız özgürlük hissini tattım.
İçimde yükselen enerjiyi ve güneş patlamaları gibi devamlı patlayan enerji bombalarını hissettim.
Ruhumun dans edişini, çekime girişini, hatırlamasını, bilmesini, sınırsız olasılıkların varlığını deneyimledim.
Şükrettim, bol bol şükrettim.

Heyecanla ve beklentisiz bir şekilde beklemedeyim şimdi, akıştayım daha doğrusu.
Bir şeylerin dönüm noktasında olduğumu, son dönemeçten sonra birşeylerin değişeceğini biliyorum.
Neler olacak öngöremiyorum ama her ne olursa olsun "OL"makla ilgili olsun diliyorum.

Meryem Ana'ya gittik bu tatilde bir gün.
Tam da 15 Ağustos'a denk geldi gidişimiz, Meryem Bayramı varmış o gün.
Vatikan Büyükelçisinden tutun, tüm baş psikoposlar falan tam kadro orada.
Malesef ki katılım geçen yıllara göre çok düşük, malum memleket sebeplerinden.
Dilek tutup dua ettik.
İçimden hiç maddi dünyaya yönelik bir dilek geçmedi, hiç ama. İstesem de olmadı.
Hep maneviyat diledim. Manevi yolda ilerlemeyi diledim.
İyilik, güzellik, sağlık diledim.

Heyecan ve merak... Elbette arzular, istekler var.. Deneyimlediğim bu enerji ve bilinç daim olsun, ve oluyor...
DEVAMINI OKU

5 Eylül 2016

Bambina 19 Aylık

Bambinonun 19 Aylık yazısı burada.

Okuyunca, Bambinanın da benzer bir gelişim aşamasında olduğunu görebiliyorum. İyi ki blog yazıyorum, iyi ki bu anları kayıt altına alıyorum!

Bambina kendi kişiliğini ortaya koymaya devam ediyor dostlar. 

Oyuncu, eğlenmeyi bilen ve seven, neşeli, kendine yetebilen, abisine ve babasına aşık, süt nedeniyle ve başı sıkışınca anneci olan, erkeklerle birarada olmayı seven, kadınlara pas vermeyen (ablalar hariç) bir bebek-çocuk var karşımızda :)

Yeşil fasülye, bakliyat, tavuk, patates, makarna seviyor kendisi.

Tatile gittiğimzde ilk 5 gün suya ayağını sokmayarak ve bana da sokturmayarak "Bu yıl denize giremeyeceğiz anlaşıldı" dedirten Bambina, 6. gün abisinin havuzdaki eğlenceli hallerini görünce dayanamayıp havuza gayet korkusuzca atlayarak hepimizi şarşırtmış ve sevindirmiştir :))

Daha sonraki günlerde denize giriş seviyesi dizlerini geçmemiş olsa da beklentilerimizin üzerinde bir performans ile sahilde oyunlar oynama konusunda hepimizi sevindirmiştir Bambina :)

Abisinin erkek arkadaşlarına abisinden daha fazla ilgi göstermiş, hatta bir tanesi ile bütün akşam yemeği boyunca yan yana oturarak ve kendisine yemek yedirmesine izin vererek çocuğu onore etmiştir hanımefendi :)))

Yanına kendisini sevmeye gelen kadınları gözlerini kapatıp yüzünü başka tarafa çevirmek suretiyle reddetmiş, aynı nedenle gelen erkekleri ise kollarını açıp kendisini almaları konusunda heveslendirmiştir :)

İstemediği bir şey söylendiğinde ya da isteklerine red cevabı aldığında kendisini yerlere atmakta ya da ilk bulduğu şeyi sinirli bir şekilde ısırmaktadır. Bu anlarda can sağlığı açısından yanında bulunmamaya özen gösterilmektedir :PP

Cimcimemiz sevdiği kıyafetleri giymeyi daimi olarak talep etmekte, saçına toka taktırma konusunda ruh haline göre değişkenlik gösteren cevaplar vermekte ancak devamlı annesinin takılarıyla oynama konusunda istikrar sergilemektedir.

Abisinin yaptıklarını taklit ederek hayatı keşfetme yönünde ilkeli bir karar alan Bambina, bu doğrultuda legolar ve arabalar ile oynamakta, abisinin kareli gömleklerini giymekte, onun suluğundan su içmekte ve abisi gibi yüksekten atlama ya da tırmanış etkinliklerinde bulunmaktadır. Oldukça cesur ve korkusuz olduğu gözlenen Bambina abisine kaydıraktan baş aşağı kayma konusunda örnek olmuştur.

Uykusu gelince moduna göre yatağa ya da pusete yatmakta, uyurken dinleyeceği şarkıyı ipad'den kendisi seçmekte, uyumadan önce tüm ailenin nerede olduğunu sormakta ve her 1,5 saatte bir uyanarak varlığını hatırlatmaktadır. Sabaha karşı bu süre her yarım saatte bir olarak revize edilmektedir.

Söylediği kelimeler sınırlı olsa da söylenen herşey anlamaktadır:
An-ne
Ba-ba ya da bab-baaa
E-Ay (Abisi)
De-de
An-nie (anneanne)
Ga-ga (kaka)
ga (Kargayı taklit ediyor)
ha-ha-ha (Aynı şarkıdaki nakarat kısmını tekrarlıyor)
Ba (Bitti)

Bugün itibariyle okula başlayan abisinin ardından evde tek başına kalacak olan Bambinanın neler yapacağı merak konusudur :)))

DEVAMINI OKU

Bambino 71 Aylık ve İlkokul 1. Sınıf :)

Bambino artık ilkokul 1. sınıf öğrencisi :)
Zaman geçiyor işte, öyle ya da böyle.

Bambino geçen sene başladığı okulunda devam ediyor, aynı okul olduğu için ortama alışık.
Bu nedenle okulun ilk günü anne-baba olarak onu okula götürüp ritüel oluşturmak istemedik.
1. sınıfa anaokulundakinden daha fazla bir anlam yüklemek çocuğa ekstra stres oluşturmasın dedik.
Ve servis şoförüne teslim edip tek başına gönderdik kendisini okula :))

Bu sene yeni bir öğretmeni olacak, yeni arkadaşları olacak.
Umarım sınıfını, öğretmenini ve okulunu çok sever ve çok eğlenir :)
Okumayı, toplama, çıkarmayı, çarpmayı bildiği için 1. sınıfta sıkılacak mı bilmiyorum, olabilir, muhtemeldir ama eminim kendine göre çıkış yolları bulacaktır. Bir üst sınıfla takılması olasılığı yüksek :)

Geçtiğimiz ay içinde ise Bambino deniz ile hasret giderdi, tatil çocuğu oldu :)
Korkusuzca iskeleden atladı, kendi başına akşam eğlencesine katıldı ve çok çok eğlendi!
Anneye olan bağlılığı devam ediyor olsa da kendi başına da birşeyler başarabildiğini gördü, kendine güveni geldi.
Tüm gün açık havada olmak hoşuna gitti, dalgalar ve kum ile oynamayı çok eğlenceli buldu.
Boyu uzadı ama kilo almadı :)
Dış görünüşüne dikkat eder oldu, dışarı çıkarken yüzünü ve saçını kontrol etmeye başladı.

Arada bir bize zıt gitmesi erken ergenliğe işaret ediyor olabilir ama "O kadar da olur canım" diyerek geçiyoruz :)
Arkadaşlarından öğrendiği "ilginç" sözleri bizim üzerimizde deniyor, biz de sabrımızı ve sinirlerimizi deniyoruz sayesinde :P
Bazen duymazdan geliyoruz, bazen açıklama yapıyoruz, bazen de köpürüyoruz!

Kardeşinin üzerinde güç denemelerine başladı Bambino, oyun kıvamında başlayıp çığlık çığlığa biten sahneler yaşanıyor artık :)
Merak, kıskançlık, ilgi çekmek, deneme yapmak biraraya gelince Bambina açısından pek hayırlı olmuyor durumlar. Gerçi bazen de hiç ummadığımız bir şekilde çok eğleniyorlar bu şekilde. Alan razı, veren razı olunca fazla karışmıyoruz :)

Oğluşum, güzel ve eğlenceli bir okul hayatı geçirmeni diliyorum. Gitmen gereken yola her türlü şekilde gideceksin, buna eminim. Dilerim cesaret, şans ve iyi insanlar her daim seninle olur.
Seni Seviyorum Kuşum :)

DEVAMINI OKU

5 Ağustos 2016

Bambina 18 Aylık - 1,5 Yaşında


Bambinonun 18 aylık yazısı burada.

Bambina 1,5 yaşına ulaştı. Hey gidi hey!

Boy 80 cm.

Kilo 13 kg civarı.

Herşeyin minyatürü çok sevimli, bu insanlarda da geçerli :)

Minik eller, minicik parmaklar, minik dudak, küçük burun.. Sevmeye doyulmuyor azizim :)

Hayvanları çok seviyor Bambina. Sokaktaki kedileri elliyor, bıyıklarını, kuyruklarını çekiştiriyor (henüz ters hareket görmedi onlardan), sırtlarını okşuyor.

Dün akşam parkta kirpi gördü, iki de bir yanına gidip sevgi sesleri çıkarttı :)

Kitap sayfalarını büke büke çeviriyor (abi gıcık oluyor buna, kitapları kıvrılıyormuş!), her sayfayı çevirip son sayfaya gelince ısrarla devamını istiyor. Yüzüme bakıyor, ben de "O son sayfa, kitap bitti" diyorum. Kapatıp bırakıyor.

Büyük anneanneden gelen kalın Türkçe ders kitabını sayfa sayfa açıp postacının olduğu yeri buluyor. Onun postacı olduğunu söyleyip "Bak postacı geliyor selam veriyor" şarkısını söylüyoruz. Bu sahneyi bıkmadan usanmadan 5-10 kere tekrar ediyoruz :)

Kitapta hayvanlar var ise tüm hayvanların isimlerini teker teker söyleyip seslerini taklit ediyoruz, çok hoşuna gidiyor :)

Bambinoda da öyle miydi hatırlamıyorum ama Bambina durup durup gelip bacaklarımıza sarılıyor, otururken boynumuza sarılıp kendince öpüyor bizi. Nasıl hoşumuza gidiyor bilemezsiniz :) Kız çocuğunun doğasında var galiba bu sıcaklık :)

Konuşma konusunda çabası devam ediyor.

Ayyyyn-nea (Anne) (Bunu yatarken defalarca farklı ses tonlarında söylüyor, ben de her defasında onun adını söylüyorum karşılığında, oyun gibi)

Bab-ba (Baba) (Sokaktaki tüm erkekler)

E-ay (Abisini çağırıyor)

De-de (Dede)

Ayn-ne (Anneanne)

Ba (Bitti)

Birşey yere düştüğünde ya da ses çıkarttığında kahkaha atıyor Bambina.

Babasına çok güzel naz yapıyor, onun dokunmasını istemese bile aynı ortamda bulunmasını istiyor. Babası odadan çıkarsa arkasından mahalle sakini gibi avazı çıktığı kadar bağırıyor "Babbbbaaaa" (Nerdesin sen, gel buraya çabuk modunda!).

Çekmeceleri açıp kendi kıyafetini kendi seçiyor. Üzerinde kız çocuğu kafası olan yeşil tişörtü favorisi.

Son bir haftadır Bambinonun küçükken yaptığı gibi mutfak tezgahına çıkıp ya da sandalye ile yanaşıp su ile oynamak, bulaşık yıkamak, tezgahı silmek istiyor. Herşey bittiğinde doğruca üstünü değiştirmeye götürüyorum tabi ki :)))

Abisi ne yaparsa, ne yerse, ne ile oynarsa o da aynısını yapmak istiyor. Abisi "Kardeşim sarılalım mı?" diye kollarını açıp yanında gelince keyfi yerindeyse kocaman sarılıyorlar (Anne-babanın mest olduğu, eriyip bittiği, şükrettiği anlardan biri), keyfi yerinde değilse "ı-ıııııh" diyerek itiyor abisini (Abi bazen üzülüp hüzünleniyor, bazen de anlayışla karşılıyor)

Yemeğini kendisi yemeyi seviyor, biz yedirince farkına vardığı an sinirleniyor ve yemeyi reddediyor.

Nedensiz yere şarkılar mırıladanarak evde dolaşıyor.

Minik ayaklarıyla bir dans edişi var, görmeniz lazım. O dansı ben yapsam iki dakikada ter atarım kesin :) Çok yakışıyor dans etmek :)

Kollarını açarak kendi çevresinde dönüyor keyfi gelince, sonra da kendini yere bırakıyor :)

Horlayarak uyuma taklidi yapıyor minnoş :)

Karpuz, şeftali, biraz üzüm yiyor. Kiraz, kayısı, erik ile pek arası yok.

Azı düşleri gelmeye başladı, bayram haftası ateşinin sebeplerinden biri olduğunu tahmin ediyorum.

Bayramdan sonraki hafta ilk defa ayrı kaldık Bambina ile. İş nedeniyle yurt dışına gidince Bambinaya kojo ve anneannesi baktı. Süt bırakmadım ama gelince kaldığımız yerden devam ettik, çok şükür bir sorun olmadı.

Bambina, seni çok seviyoruz güzel tatlı oyuncu kız!

DEVAMINI OKU

4 Ağustos 2016

Bambino 70 Aylık


Bambinonun son ayının bir kısmı hastalık ile geçti, diğer bir kısmı da toparlanmakla.

Bayram tatilinde bile acillerde geçti günlerimiz, hatta doktor bulamadığımız için bir günde birkaç farklı hastaneye gitmek zorunda bile kaldık.

Yaklaşık 3 hafta sürdü, yüksek ateş ve halsizliği. Boğaz enfeksiyonu ile devam etti. Bayramdan sonraki haftasonu iyileşmeye başladı çok şükür.

Ancak o hafta da ben iş nedeniyle yurtdışına gitmek durumunda kaldım. İlk defa iki çocuktan da bir hafta ayrı kaldım.

Döndüğümde ise gündem değişti, bırak çocukları, kendime bile hayrım olmadı bir süre.

Bambinoyu eski gücüne döndürme çalışmalarımız devam ediyor sonuç olarak. Vitaminler, balık yağları, probiyotikler..

Yalnız et yediremiyoruz Bambinoya. "Ben diğer canlıların öldürümelerini hiç istemem, onların etlerini yemek istemiyorum" diyor önüne et konulunca. Ve kesinlikle isteksiz olarak birkaç lokma alıp bırakıyor. Çok erken oluşan bir farkındalık. Üstelik kojo da ben de et yiyoruz, böyle konulara hiç girmeden..

Et yemeyince de vücut kas yapamıyor. Kollar bacaklar çırpı gibi. Neyse, direnci yerinde olsun da..

En sevdiği oyuncağı legoları. Elindeki lego varlığına bakmadan yeni legolarla ilgili hayaller kuruyor devamlı, onda olmayan nitelikli parçaları düşünüp bize duyuruyor bir şekilde :)) İşini çok iyi biliyor.

"Anne, doğumgünüme ne kadar kaldı?"

"Bayram ne zaman?"

:)

En sevdiği renk mavi ve sonra yeşil.

En sevdiği yemekler yaprak sarması, makarna, kuru fasülye, barbunya, yeşil mercimek.

En sevdiği çizgi film Octonauts.

En sevdiği oyun lego oyunları.

En sevdiği kitap/yayın Süper Penguen ve lego kataloğu.

Resim yapmayı pek sevmiyor. Boyalarla pek arası yok.

Matematik yapmaya devam ediyor. Kendince hesaplar yapıyor. Hoşuna gidiyor.

Bir arkadaşımızın Bambino hakkındaki yorumu şu oldu geçtiğimiz ay içerisinde:

- Fiziksel olarak 6 yaşında ama zihin ve davranış olarak 17 diyebilirim.

Aynen öyle!

Karşımızda yetikin bir genç adam var gibi hissediyoruz kojo ile. Öz disiplini, kendi kendine karar verişi, olayları yorumlayışı, çözüm arayışı kesinlikle büyük bir yetişkin gibi. Hatta yetişkinlerde böyle öz disiplin olmuyor genelde :)

O nedenle Bambinonun akranlarıyla birarada olmasını önemsiyoruz. Çocukluğunu yaşayabilmesini, gülüp eğlenmesini, hata yapmasını, haylazlık yapmasını, zihnini devreden çıkarıp akışta kalabilmesini sağlamaya çalışıyoruz.

O nedenle bu hafta hariç her hafta yaşıtlarıyla birarada olabileceği ortamlara gönderdik Bambinoyu. Bu hafta dinlensiz istedik, kendi de öyle istedi daha doğrusu. Anneanne ve kardeşi ile evde bu hafta.

Umarım yaz bitmeden tatile de gidebilir, denizde de doyasıya vakit geçirebilir bu sene...
DEVAMINI OKU

29 Temmuz 2016

İstemek ve Ol'durmak

Oldurma, en basit tabiriyle bir şeyi oluşturma, yaratmadır. Buradaki yaratım yoktan var etme değil, olanı dönüştürmedir. Yani bir tür ruhsal enerji çevrimidir. Ruhumuzdaki potansiyel yaratım enerjisini evrene yansıtarak, evrende değişiklikler yaratmanın sanatıdır.

Hepimiz bunu The Secret’tan artık biliyoruz veya en azından duyuyoruz. Ama ben burada aslında arkadaki dinamikleri ve püf noktaları vermek istiyorum. Çünkü bahsettiğimiz kitap ve bununla beraber çıkan nice kitaplar, birçoğunu incelemesem de, yeterli püf noktaları vermiyor. Birçoğu rant kazanmaya odaklı olduğu için boş bilgilerle dolu. Halbuki yaratım sanatı, maji ismi altında en eski ezoterik ve okült konulardan biridir. Eğer bu bilgeliği ve sanatı öğreneceksek bunun için new age akımlarından çok, daha eski mistik kültürlerin öğretilerine bakmalıyız. Eğer yeterli bir incelememiz yoksa bu süreç bizim için tehlikeli bile olabilir.”İnan, olsun” kalıbı doğrudur ama eksiktir. İnanıp Ol’durmanın da bir prensipleri, bir mekaniği, ilmi boyutu hatta mühendislik işleyişi vardır. Ol’durmanın gücü, Yaratıcı’nın yarattığı düzenin bir işleyişini kapsar. 

Yasalar

Bir şeyleri yaratma yani ol’durmanın arkasında bazı yasalar vardır. Bu yasaları harekete geçiren kilit yasa irade yasasıdır. İrade yasasının tezahürü istemektir ve istemek ile konsantrasyon, bu yasaları aktif hale getiren anahtarlardır. Kısaca şu yasalar ol’durmada işler: 
İrade Yasası: Her şey irademiz dâhilinde gerçekleşir ve bizi insan kılan iradedir. İrade, isteği yaratır istek de oldurmanın ana maddesidir. Bu yüzden evreni harekete geçiren irademizdir. İrademiz ne kadar güçlüyse, evrensel değişimleri yaratmak o kadar kolaydır. Bir şeyleri yaratırken başkalarının iradelerine karışmamak oldukça önemlidir, yoksa irade yasasına ters davranmış oluruz ki, bu evrensel düzeyde hoş bir etki yaratmaz. 

Çalışma ve teksir yasası: İsteklerimizin olması için yeterli bir enerji eşik değerini geçmeliyiz, bunun için de istekleri oluşturma konusunda ısrarcı olmalıyız ve enerjiyi yoğunlaştırmalıyız. 

Külli çekim yasası: İki şeyin birbirini çekmesi veya itmesi olayıdır, yaydığımız düşünceler benzer enerjileri çeker. Benzeşimle birlikte çalışır.

Benzeşim (Sempati) yasası: Ruhsal Dünya da benzerler benzerleri yaratır.

Tedriç yasası: Her şeyin bir aşamalı gelişimi vardır. Haliyle isteklerimiz de evrende belli aşamalarda gerçekleşir, bu yüzden isteklerin gerçekleşmesi için belli bir zaman diliminden bahsedebiliriz. 

Tüme- varım (Bumerang) yasası: Her enerji çıktığı kaynağa geri döner. Bu dönüş katlı (üç katı, yedi katı vs.) olarak olabilir. 

Parça Bütüne aittir yasası: Parçaya yapılan etki bütünü, bütüne yapılan etki parçayı etkiler. 

Buradaki yasaların işleyişi, alttaki aşamaları da tetikler. Bu yüzden önce bu dinamikleri bilmek, püf noktaların işleyişini çözmemize yardımcı olur. 


İstek- Israrcı olma 
Bir dileğimizi ne kadar çok ister ve ne kadar çok ona odaklanırsak, evrene yaydığımız enerji de bir o kadar güçlü olacaktır. Bunu telefon sinyaline benzetebiliriz. Eğer telefondaki sinyal düşükse, bir başka kişiyle kesik kesik konuşuruz ve kendimizi zar zor ifade ederiz, buna nazaran sinyal yüksekse sesimiz daha net çıkar. İşte bir şeyi çok istemek ve istekte ısrarcı olmak ilk koşuldur. İstemenin şiddeti, evrene ulaşım sinyalini yükseltir. Bu yüzden en hızlı gerçekleşen şeyler, o sırada en çok ihtiyacımız olanlardır.  Bunu hepimiz deneyimleriz. Bir anlığına parasız kalırız, ihtiyacımız vardır, öyle bir gönülden geçiririz ki, mucizevî bir şekilde elimize para geçer. İhtiyacın fazla olması da, o şeyi derinden istememize neden olur. Bu da daha kolay evrene isteği taşır. 

Hazırlanış – Düzen 
Tedriç ve çalışma-teksir yasasından bahsettik.  Anlık düşünceler ve yayılan anlık enerjiler, evrensel dengeden dolayı hemen dağılır. (Buna mühendislikte entropi yasası denir, her şey düzensizliğe doğru gider.) Bu yüzden bir şeyi sadece istemek, o şeyin olması için yeterli değildir. Enerji belli bir süre sonra dağılmaya meyillidir. Lakin her gün düzenli olarak isteğimize konsantre olursak, enerji yoğunlaşacağı için dağılmadan aynı bir enerji topu gibi evrene yollayabiliriz. Bunun için aynı saatte ve periyodik olarak yapmak oldukça önemlidir. Kendimize bir gün veya süreç belirleyelim -mesela 7 gün gibi- ve aynı saatte düzenli olarak çalışmayı yapalım. 

İkinci olarak bir dileğin gerçekleşmesi için ne kadar uzun bir ön hazırlık aşaması yaparsak, bir şeyleri gerçekleştirmek o kadar kolaylaşır. Çünkü ön hazırlığa başladığımız anda enerji zaten odaklanmaya başlar, odaklanmış enerjiye isteği yükleyerek göndermek çok daha kolaydır. Ön hazırlıklara örnek vermek gerekirse, bir mum veya tütsü yakabilir, bunun yanı sıra ortamı fiziksel olarak arındırıp temizleyerek, toplayarak, ortamdaki ruhsal enerjiyi de düzenleyebilir, çalışma öncesi banyo yapabiliriz. (abdest almak, enerjiyle arınmak vs.) Bu ön hazırlıklar aynı zamanda çalışmanın ne kadar önemli olduğu mesajını bilinçaltına gönderir ve bizi buna inandırır. Özellikle dileğimizi gerçekleştirmek istediğimiz alanı temizlemek, enerjiyi daha net aktarmamıza yardımcı olur. Çünkü dağınık odalardaki enerjiler de dağınıktır, bu da enerjiyi yoğunlaştırmayı zorlaştırır. Feng shui, bu noktada devreye girer. 

İmajinasyon (imgeleme)
Kızılderili bilgeler, “Bir kişiyi ne kadar net imajine ederseniz, o kişiye o kadar kolay şifalandırırsınız.” derler. Aynı şekilde bir şeyi ne kadar net imajine edersek, o şeyi gerçeğe dönüştürmemiz o kadar kolay ve güçlü olur. Bu çok kilit bir noktadır. Haliyle, mesela gerçekleştirmek istediğimiz şeyi bir kâğıda yazdıysak, kâğıdı avucumuzda tutarken, duygularını dahi hissederek dileğin gerçekleştiğini güçlü bir şekilde imajine etmeliyiz. Sonra bu imajinasyonun enerjisini kâğıda aktarmalıyız. Bundan sonra o dilek kâğıdını yakmak, yüklediğimiz enerjiyi serbest bırakmamızı sağlar. 

Enerjiyi yükseltmek 
İsteğimizi oldurmak için konsantre olurken bir taraftan da enerjimizi yükseltmemiz gerekir. Bunun kullanılan en eski metodu mantra veya zikir kullanmaktır. Önce yavaşça başlanılan mantrayı, git gide daha hızlı söylemeye başlarız. Hızlandıkça enerji yükselir ve enerji tavan yapana yani en yüksek hıza çıkana kadar mantrayı tekrar etmeye devam ederiz. Burada kullanılan mantranın illa Sanskritçe veya Arapça olması gerekmemektedir. Mesela ev istiyorsak “Evim Var”, para istiyorsak “Para bana geliyor” gibi kalıplar da yeterlidir. Eski şamanlar bu enerji yükseltmeyi, dans ile yaparlardı. Dans ederler ve dansı hızlandırırlar, sonra bağırarak, yükselttikleri enerjiyi evrene serbest bırakırlardı. 

Bir diğer enerji yükseltme yöntemi mantra kullanmadan imajinasyonla ışığı auramıza çekmektir. İlahi ışığı taç çakradan alarak tüm auramıza yayar ve ilahi Olanla bağlantıda olduğumuzu hissederiz. Böylece enerjimiz çalışma için yükselmiş olur.

Başka bir yöntem de çember oluşturmaktır. Bunun için çevremizde hayali çember yaratırız (mavi-beyaz renkte). Daha sonra ellerimizi havaya kaldırır ve “Bu alemle ruhsal alem arasındaki sınırı kaldırıyorum, çemberdeki tüm isteklerim evrende gerçekleşir” diyerek yavaşça elleri indirirken bir sis perdesini araladığımızı imgeleriz. Böylece yarattığımız sınırlı enerji alanında evrenle bağlantı sağlayacak güçlü bir ilahi mabet yaratmış oluruz. Bu yöntemi yapacaksak, çemberi hep aynı yerde açmanın faydası vardır. 

Kelam 
Yaratıcı “Ol” demiş ve Evren yaratılma sürecine girmiştir. Özellikle “OL” dendiğinin vurgulanması yani bu emrin ses enerjisi olarak verildiği ifadesi tesadüf değildir. Burada pek tabi ki gizli bir bilgi vardır. Fizik öğretmenim Nuray Hoca, her zaman “Sözler, evrene vurulan mühürlerdir” derdi bana. Gerçekten de bir şeyi sesli olarak kelimelere dökmek yani süptil düşünceleri, daha fiziksel enerji olan ses enerjisine dönüştürmek, bir şeyleri ol’durmayı kolaylaştırmaktadır. O yüzden bir şeyleri dilerken bunları sesli dilemek, enerjinin gerçekleşmesini kolaylaştıracaktır. Aynı şekilde olumsuz şeylerin de sesli söylendiğinde daha çabuk başımıza geldiğini fark etmişizdir. Bu yüzden ne söylediğimize çok dikkat etmeliyiz.

Enerjiyi Serbest bırakmak 
En kritik nokta burasıdır. Birçok insanın isteklerinin gerçekleşmemesinin tek sebebi enerjiyi serbest bırakmayı atlamalarıdır. Israrcı olduktan, dileği dileyip, enerjiyi yükselttikten sonra, bir anlığa isteğimize dair hiçbir şeyi umursamamak, bir hiçlik duygu durumuna geçmek durumundayızdır. Böylece yaydığımız ve odakladığımız enerjiyi serbest bırakırız. Eğer gerçekleşmesini istediğimiz dileğe çok fazla odaklanırsak, enerji akışını tıkarız ve dileğimiz evrene ulaşmaz. İsteğimize odaklanmalı ama buna bağlı ve bağımlı olmamalıyız, böylece enerjinin ve dileğin akmasına izin verebiliriz. Bu aynı su hortumunun üzerine basmak gibidir ve bu da suyun akışını engeller. İstedikten, odakladıktan sonra tam bir güvenle gerisini evrene bırakmalıyız ve daha fazla (ta ki ertesi gün çalışmayı tekrarlayana kadar) o isteğe odaklanmamalıyız. 

Eğer mantra kullanıyorsak, bunu bir bitiriş cümlesiyle yaparız. “Öyle Olsun!” “Dileğim Gerçekleşti” gibi bir niyetle bağırarak son noktayı koyar ve enerjiyi bırakırız. Bu üzerimizde ki yoğun enerjiyi atmak gibidir. Eğer kâğıda enerji yüklediysek, enerjiyi serbest bırakmak için dilek kâğıdını yakmalıyız.

Saf niyet-şüphesizlik- Sessizlik 
Dileği dilerken ve diledikten sonra olabildiğince saf bir niyete sahip olmalı ve şüphe gibi kötü titreşimli enerjilerden uzak durmalıyız. Onun gerçekleşeceğine dair tam bir güvene sahip olmalıyız. “Gerçekleşecek mi acaba?”, “Ne zaman gerçekleşir?”, “Olursa hayırlı olmaz mı?” Gibi soru işaretleri ve gerçekleşeceğine dair şüpheler, yaydığımız enerjiyi kesintiye uğratır ve evrene zıt bir enerji gönderir. Bu şüpheler evren için,”Evet ben bunu istedim ama bir tarafım istemiyor” demektir. Bu da gerçekleşmesini engeller ve enerjilere set koyar. Bu yüzden hiçbir şüphe olmaksızın, saf niyetle istemeliyiz. 

Eski gelenekler, bir diğer önemli noktanın, dileğimiz gerçekleşene kadar sessiz kalmak olduğunu söylerler. Dilediğiniz bir şeyi ve çalışmayı insanlara söylemek, enerjinin akışını kirletir. Bu yüzden sessizlikle, dileğinizi kutsayın ve gerçekleşene kadar bu konuyla ilgili enerjiyi kirletecek yorumlar yapmaktan sakının. Başkalarına söylemeniz ve başkalarının konuyla ilgili yorumları da enerjileri kirletecektir. 

Bütünün Hayrı 
Her daim çalışmayı yaparken “bütünün hayrına” demeyi unutmayın. Bir şeyleri ol’dururken bir denge süreci vardır. Hayırlı olanı ol’dumak için “bütünün hayrına” diye niyetlenin ve sonra evrene tam olarak güvenin sahip olun. Bütünün hayrına derken içinizde şüphe veya korku olmasın, bunun yerine tam bir teslimiyet duygusu sizi sarsın. Zaten bütünün hayrına diyerek, hayırlı olmayacak enerjileri engellemiş oluruz. Öte taraftan dileğimiz gerçekleşmezse, bunda bir hayır olduğunu bilmeli ve önümüze bakmalıyız. 

Eğer bu püf noktaları, isteklerinizi gerçekleştirme konusunda takip ederseniz, dileklerinizin daha kolay gerçekleştiğine şahit olabilirsiniz. Bunları her tür dilek çalışmanızda (The Secret, Reiki, Dilek kâğıtları vs.) kullanabilirsiniz. İçinde olduğumuz dönem zaten Spiritüel anlamda dileklerimizin daha hızlı gerçekleştiği bir dönemdir.  Haliyle bunlar bizim süreci daha iyi kontrol etmemizi sağlar.

DEVAMINI OKU

SOSYAL AĞLAR


İZLEYENLER

Blog Arşivi

HER GÜN MUTLAKA

NE ARADINIZ, YARDIMCI OLALIM?

Kişisel Blog

Copyright © Benden ve Bizden | Powered by Blogger
Design by Lizard Themes | Blogger Theme by Lasantha - PremiumBloggerTemplates.com