7 Haziran 2016

Aklımdan Geçenler


"Geçen gün, ömürdendir. Ömrünüzü boşa harcamayın"

Yıllar önce bir radyoda dinlemiştim bu sözleri. Bir reklama aitti büyük olasılıkla.
Tam da büyütüldüğüm, eğitildiğim tarza uygun düşüyordu bu cümleler.

"Boş durma... "
"Devamlı çalış..."
"Çalıştığın şey kendine ve başkalarına fayda sağlasın, artı değer üretsin..."
"Faydalı olursan içsel tatmini bulursun ancak..."
"Yaptığın şey sana bir şeyler öğretmeli..."
"Eğlenmek bir nevi boşa harcanan zamandır... Yaptığın iş hem faydalı hem de eğlendirici ise başka..."
"Bir amaca hizmet etmeli eylemlerin... Yüce bir amaca..."
"Hayat ciddiye alınmalıdır..."
"Hayat çok kısa, boşa harcanmamalı hiç bir anı..."
"Eğlenme amaçlı bir hayatın içi boştur.. Yazık edilmiş hayattır o..."

Açıkça ve zımni olarak bunlar söylendi bana. Genelde zımni olarak :)
Bunlar bilinçaltıma yer eden sözler oldu. Açıkça söylenmese bile...

Hep çok ulvi bir amacım olacağına şartlanmıştım. Çok büyük bir amaç için çalışacaktım ben. Başkalarına faydalı olacaktım ama böyle büyük büyük işlerde. Büyük projelerde, vizyon yaratacaktım belki. Lide olup yol açacaktım insanların önünde. Başkalarının hayatlarını iyileştirecektim her ne yapıyorsam. 

Bana böyle söylenmese bile bir şekilde böyle kurmuştum hayat yolumu.

Oysa hayatın küçük küçük anlardan oluştuğunu, her an her nerdeysem ve her ne yapıyorsam aslında hayattaki en önemli şeyin o an yaptığım şey olduğunu, büyük kalabalıkları yönlendirmenin bile aslında tek bir kişiden başladığını, en büyük projede bile çalışssan sadece bir kişilik iş yapabileceğimi, yani sadece bütünün minik bir parçası olduğumu ama bunun da çok değerli olduğunu, bazen bir kalbe dokunmanın çok büyük farklar yarattığını, kelebek etkisi denen şeyin gerçek ve mümkün olduğunu, beklentilere dalarak yaşamanın acı verdiğini anlayacaktım deneyimlerim arttıkça. Hatta bunları hala anlamaya çalışıyorum da diyebilirim :) Psikeart'ın "Tembelliğe Övgü" sayısını okuyup bitirdiğimde bile tembelliğin gerçekten iyi bir şey olabileceğini sorguladığım hatırlıyorum. Sorgulamıştım ve tembelliğin de gerekli olduğuna, tembelliğin de ihtiyaç olduğuna kanaat getirmiştim ama bunu içselleştirmemiştim.

Bu noktada okumanın, anlamanın, bilmenin içselleştirmekten ve fark etmekten ne kadar farklı olabileceğine değinmeli... Artık eskisi gibi okumuyorum. Aslında kişisel gelişim, psikoloji, doğal yaşam, alternatif tıp gibi konularda çok fazla bilgi sahibi olduğumu söyleyebilirim. Bu konularda çok fazla şey okudum, çok fazla kişiyle tanıştım, onları takip ettim. Ama şunu fark ettim ki; bilmek önemli değil; önemli olan ne kadarını içselleştirdiğin yani hayatında bifiil uygulamaya koyduğun. Uygulamaya koymadığın, benimsemediğin bilgi aslında çöpten başka bir şey değil. Bir nevi yük aslında. Biliyorsun ama uygulamıyorsun. Glutenin bana yararı olmadığını bilerek koca bir bazlamayı mideye indirmem gibi bir şey bu :))

Hayatın tek bir doğrudan ibaret olmadığını idrak ettim artık. İnanç kalıplarımı masaya yatırdım, neye neden inandığımı sorguladım, hala da sorguluyorum. Bu noktada kimseyi yargılamamam gerektiğini, herkesin kendi doğruları olduğunu, herkesin bir eylemi yaparken kendince sebepleri olduğunu, herkesin kendi bilinç seviyesine uygun yaşadığını sindirdim. Yazması, söylemesi çok kolay olan şeyler ama inanın benimsemesi, uygulaması o kadar kolay değil bunların.

Artık biliyorum ki herkesin yaptığı iş değerli. Çoook büyük insanlar olmaya gerek yok. Olman gerekiyorsa olacaksın zaten :) Hayat seni olman gereken yere götürecek. Yeter ki almaya açık ol. Hayat sana o kapıyı açtığında kapıyı fark edip içeri girmeye istekli ve hazır ol. Her anlamda kendini olasılıklara aç. Hiç ummadığın yerden hiç ummadığın deneyimler çıkabilir. İhityacın olan her ne ise sana geliyor. Ve nerde, ne zaman, ne yapıyorsan yap, bil ki o anda onu yapman senin için en hayırlısıdır. O nedenle yaptığın şeyi iyi yap. 

Nerede olduğun, kimlerle çevrelendiğin bir noktadan sonra önemli değil. Önemli olan senin kendinle olan ilişkin. Zihninin ne kadar sağlıklı ve berrak olduğu. Çünkü nereye gidersen git o zihinle birliktesin. O nedenle fiziksel çevreni değiştirmekten ziyade zihnini değiştirmekle ilgilen. Zihnini eğitmek en büyük kazancın. Onu eğittiğinde tatil yapma isteğin hiç olmayacak çünkü nereye gidersen git, nerede olursan ol hep neşeli olacaksın :)

Eğlenmek de önemli. Tembellik yapmak da. Boş boş oturmak, hiç bir şey yapmamak da önemli ve değerli. "Faydalı işler yapanların kendi kendilerine oldukları her an, boş zamanları, hatta uykuları bile ibadetten sayılır" demişti bir üstad. Bunları da önemsemeli. Bunları da yaşamalı. İnsan önce kendine şefkat göstermeli ki başkalarına da gösterebilsin.

Arınma zamanı şimdi. Değerli Ramazan ayı.

Bambino bana "Ramazan'ın Türkçesi nedir?" diye sordu geçen gün. Cevap veremedim, bilmiyorum çünkü.
İşte cevabı :)

Ramazan “yanmak” demektir:

“Ramaz” kelimesi güneşin sıcaklığının şiddetinden gayet kızmasıdır ki böyle pek kızgın yere “ramda” denir. “Ramazan” “ramda” mastarından “yanmak” manasına gelir. Yani kızgın yerde yalın ayak yürümekle yanmak demektir.
Bu aya “Ramazan” denmesinin bir sebebi; bu ayın günahları yaktığıdır.
Bu ayda açlık, susuzluk hararetinden ıstırap çekilir. Veyahut oruç hararetinden günahlar yakılır. (Elmalılı Hamdi Yazır)

Ramazan “yağmur” demektir:

Yaz sonunda güz mevsiminin başlangıcında yağıp yeryüzünü tozdan temizleyen yağmur manasına gelen “Ramadiyu” mastarından gelir. Bu yağmur yeryüzünü yıkadığı gibi şehr-i Ramazan da ehl-i imanı günahlardan yıkayıp kalplerini temizlediği için bu isim ile isimlendirilmiştir. (Elmalılı Hamdi Yazır)

Hayırlı Ramazan'lar...

Kaynak buradan
DEVAMINI OKU

5 Haziran 2016

Bambina 16 Aylık


Bambina hızla büyümeye devam ediyor.

Bambinonun 16 aylık yazısı burada. Şimdi tekrar okuyunca fark ettim ki Bambina da benzer şeyler yapıyor, benzer bir gelişim sergiliyor. Ben ve kojodan çıkan çocuklar böyle oluyor demek ki :PP

Geçtiğimiz ay içierisinde boyu uzadı minnoşun. Kilo da fena değil, kucakta fazla tutamadığımı düşünürsek kilo da aldı diyebilirim :))

Sabahları çok mutlu uyanıyor, birlikte uyuduğumuz için onun uyanışını izlemek, gerinmesini seyretmek pek keyifli.

Anne sütü alıyor, süt ve yumurta alerjisine mısır ve buğday da eklendi. Dikkat etmeye çalışıyoruz ama bazen eline ekmek verdiğimi itiraf ediyorum. 

Değişik bir damak tadı var Bambinanın. "Bütün çocuklar bunu sever" denilen birşeyi yemeyebiliyor. Meyve seviyor. Deniz börülcesi ve yoğurt favori yiyecekleri. Patatesi yeni yeni yemeye başladı. Haşlanmış sebze seviyor. Etle pek arası yok.

Özgür kız Bambina. "Yanımda dur ama bana müdahale etme" onun mottosu :)) Biz başka odaya gidersek ilgilendiği şeyi de alıp arkamızdan geliyor, olduğumuz yerde oynamaya devam ediyor. Aldığı oyuncağı oynadıktan sonra kendi kendine yerine koyuyor, ileride de bu özelliğin devam etmesini diliyorum :)))

Abisini çok seviyor, bazen durduk yerde gidip sarılıyor abisine :) Bazen de gidip kafasını okşuyor :) 

Henüz konuşamıyor, "baba" hariç :) Kojo için bu yeterli tabi :P Bana yüksek tondan "ııııııı" diye sesleniyor :)) Ama halini anlatamadığı zaman bazen çok sinirleniyor ve elinde ne varsa ısırıyor hınçla. Konuşmaya başlayınca düzeleceğini umuyorum. Elimden geldiğince duygularını ona anlatmaya çalışıyorum, ayna oluyorum. Tabi bazen ben de anlamıyorum, o zaman çok fena oluyor, kendini yere bile atıyor!

Gezmeyi, keşfetmeyi seviyor, normal bir gelişim sergiliyor yani, çok şükür :)

Babasıyla olmayı çok seviyor, aşk yaşıyorlar :)

Günde iki kez uyuyor genelde. Gece uykusu gününe göre değişiyor ama en geç 21'de uyumuş oluyor.

Neşeli, mutlu, enerjik, özgür ruhlu, keşifçi, meraklı, cilve yapan, çok tatlı bir bebek Bambina :)
DEVAMINI OKU

4 Haziran 2016

Bambino 68 Aylık


Bambino son ay içerisinde boy attı, kıyafetleri küçük gelmeye başladı.

Yeni kıyafet alma vakti geldi, neyseki sezon değişti; şortlar, kolsuzlar giyme zamanı geldi :)

Kilo ise aynı diyebilirim, 18 kilo ile devam ediyor yoluna. Çiti çiti bacakları gördükçe üzülüyorum bazen ama önemli olan dirençli ve sağlıklı olması diyorum sonra :) Tipik Türk annesi refleksi işte :P

Legolar yine en iyi arkadaşı. Okulda, evde, serviste, her an her yerde legolar ile ilgilenirken görülebilir Bambino :) 

Her gün evde kojoya ya da bana "Bana bir Batm.an, Ro.bin ve Su.perm.an hikayesi analatır mısın?" diye soruyor kuzucuk :) Başlıyoruz anlatmaya. Biri bitince; "İkinci bölümde neler oluyor acaba?" diyerek ikinci hikayeyi anlattırıyor kurnaz tilki :) Bazen de üçüncüyü ve dördüncüyü. Benim hikayelerimde bu süper kahramanlar gayet dünyevi bir yaşam sürüyorlar; kahve içmeye gidiyorlar, evde maskelerini çıkartıp terlik giyiyorlar, birlikte yemek yapıyorlar, ormanda piknik yapıyorlar :))) Bu dünyevi hayatı fazla bulan Bambino aralarda müdahale edip lazer ışınlarını, uçma yeteneklerini ya da başka olağanüstü özelliklerini hatırlatıp hikayeye koyduruyor hemen :)) Kojonun anlattığı hikayeler daha orijinale yakın oluyor ama bu sefer de Bambino onları dünyevileştiriyor :))) Ortaya karışık bir şekilde geçiriyoruz bu vakitleri :) Öğreten anne moduna giriyorum ben bazen; "Superman dişlerini fırçalıyormuş yatmadan önce" filan diyorum, gülüyoruz birlikte :)) Bambino en çok Batman'i seviyor onların arasında. Batman'e kendisine ait olan bir özellik yükleyince yüzüne bir gülümseme yayılıveriyor, gevşiyor ve mutlu oluyor hemen :)) "Batman en çok mavi rengi seviyormuş" diyorum mesela :)

Kardeşi ile arasında aşk ve nefret ilişkisi var Bambinonun. Abilik yapmanın kardeşini korumak ve kollamak olduğunu düşünüyor ve kişiliğine de çok uyan bu nitelikleri her an kullanmak isteyebiliyor. Ama özgür kız Bambina, abisinin koruma ve kollama hareketlerini "özgürlüğünü kısıtlama" olarak algılayınca kıyamet kopuyor! Geçenlerde parka gittiğimizde Bambino bana gelip "Kardeşim beni sevmiyor" diye ağladı :( Bambina abisini yakınlarında istemiyordu çünkü abisi onu korumak için devamlı "Hayır, oraya çıkma; hayır, oradan kayılmaz" gibi yasaklar koyuyordu. Üstüne üstlük parktaki 8 ve 5 yaşlarındaki iki kız kardeş Bambinayı yakın markaja almış, onunla aşırı ilgileniyordu ve Bambina bundan hoşlanıp onlara karşılık veriyordu. Bu nedenle Bambina abisinin hareketlerine daha fazla dayanamadı ve abisi yanına yaklaştığı an bağırıp çığlık atmaya başladı (henüz konuşamıyor kendisi!). Bambino da yüksek ses konusunda oldum olası çok hassas olduğu için yüreği daha fazla dayanamadı ve bana gelip ağlamaya başladı. "Ben onun abisiyim, ona kural koyma hakkım yok mu, niye bir tek siz yapıyorsunuz bunu?" demesin mi bir de?! Ben de onun da parkta eğlenmesini istediğimi, ben varken kardeşine kendimin bakabileceğini, onun rahatça eğlenip oynayabileceğini, kardeşinin beni bile bazen hiç yakınlarında istemediğini, farklı insanlar görünce onları merak ettiğini ve dikkatini onlara yönelttiğini ama bunun bizi sevmediği anlamına gelmediğini anlatmaya çalıştım. Ama yavrucuğun kalbi fena kırıldı. 

Bazen de durum tam tersi olabiliyor. Bambino kardeşinin mesela legolarıyla oynamasını asla istemiyor; hem paylaşmak istemediği için hem de çok küçük parçaların Bambinaya zarar verebileceğini düşündüğü için. Bambina ise abisinin elindeki herşeyi istediği için legoları da istiyor ve başlıyorlar bağırış çağırışa. Bambino odasının kapısını kapatıp kardeşini içeri almıyor ve Bambina ağlayarak oradan ayrılıyor. Bu sahne genelde her gün yaşanıyor :))

Çok kibar ve bir beyefendi Bambino, genelde yani :)) Her gördüğüne "İyi günler, merhaba, günaydın, kolay gelsin, hayırlı işler" der mutlaka. Tanıdık olsun ya da olmasın, partmanda karşılaştığı herkese selam verir. Gülerlen ağzını eliyle kapatıyor, çok seviyorum o halini :)) Kibarcığım benim :))

Bambino doğuştan getirdiği değerlerini büyüdükçe sergilemeye devam ediyor. Adalet Bambino için çok önemli bir değer mesela. Adil olmak, adaletli davranmak çok ama çok önemli. Bu değer empati yeteneği, iyi olma isteği ve durumları doğru analiz edebilme yeteneği ile birleşince çoğu zaman karşımdaki çocuğun 5,5 yaşında bir çocuk olduğunu unutuyorum! Bazen benden bile olgun ve çözüm odaklı davranabiliyor, itiraf ediyorum :)) Umarım doğru kişilerle karşılaşır hayatı boyunca ve doğru bir işte çalışır büyüdüğünde. Bu değerleri koruyabileceği ev geliştirebileceği yerde olur her daim...

Önümüz yaz. Çalışan anne-baba olarak Bambino için bir yaz planı yapmamız gerekiyor, mecburen. Bu yaşta çocuğu oradan oraya sürüklemek istemiyorum ama 3 ayı da evde geçirmesi hem ona hem Bambinaya bakan anneannesine büyük haksızlık olur diye düşünüyorum. Sanırım yaz okulu denen çılgınlığa biz de bulaşacağız. Rekabetten uzak, eğlence amaçlı, uygun bir yer bulmayı umuyorum. Bu konuda her türlü tavsiyeye açığım :)

DEVAMINI OKU

23 Mayıs 2016

Hop Hop Hop Değiş Tonton


Çok uzun zamandır yazmıyorum bloguma.
İçimden gelmiyor yazmak, elim gitmiyor bir türlü.
Bazen "Bu sefer yazacağım bu konuyu" diyorum, sonra hevesim geçmişken buluyorum kendimi.
Kendi içime döndüğüm için belki de, bilmem...
Bu yılın başından beri gündemimdeki anahtar kelime "değişim" ve "dönüşüm".
Değişmek, değişen koşullara uyum sağlayacak bir formata bürünebilmek; bunu yaparken yenilenmek, artık hizmet etmeyen ne varsa bırakabilmek..
Kendimde ve çevremdeki tüm yaşantılarda bunu gözlemliyorum.
İlişkiler değişiyor, değişmeli.
Yaklaşımlar değişiyor, değişmeli.
İnsanlar dönüşüyor, dönüşmeli.
Koşullar değişince biz de değişebilmeliyiz.
Düşünceler, tavırlar, inançlar, tutumlar, davranışlar, alışkanlıklar... Hepsi sorgulanmalı.. Artık hizmet etmiyorsa bırakmalı.. Bırakmaya cesaret edebilmeli..
İlişkiler gözden geçirilmeli. Bu kadar hızlı yaşadığımız yıllarda ilişkilerin aynı kalmasını beklemek saflık olur. 
Hayat rutine bağlamış olabilir; ev ve iş arasında geçen düzenli, planlanmış ve hepsi birbirinin aynısı olan günler yaşıyor gibi görünebiliriz; ama aslında öyle değil.
Çünkü asıl değişim fiziksel dünyada olmuyor.
Asıl değişim zihinde.
Her gün aynı şekilde benzer şeyler yapıyor olabiliriz ama yaptığımız şeylere yaklaşımımız aynı mı, onu gözden geçirmek lazım.
Geçekte her gün birbirinden farklı. Her gün konuştuğumuz konular, kişiler, mutlaka bir önceki günden farklı. Bunun farkında olmak gerekiyor.

Dedim ya, yıl başından beri çevremdeki ilişkiler değişim sürecinde. Belki öncesi de vardı ama ben bu kadarını algılayabiliyorum.
Benim için de bu geçerli.
Kojoyla olan ilişkim, annem-babamla olan ilişkim, kardeşimle olan ilişkim, çocuklarımla olan ilişkim, arkadaşlarımla olan ilişkilerim. Hepsi değişiyor, dönüşüyor. Onlar dönüşüyor, ben dönüşüyorum. Ortak bir noktada buluşabiliyorsak devam edebiliyoruz. Ortak nokta kalmamışsa iyi dileklerle kendi yollarımıza gidiyoruz.
Benzer şekilde kendimle olan ilişkim de değişiyor. Hatta en çok bu değişiyor, ki buradaki değişim diğer ilişkilerime yansıyor.
Beni tutan, bana artık yardımcı olmayan noktalarımı tanıyorum. İnançlarımı, fikirlerimi sorguluyorum. Neyi neden yaptığımı daha çok düşünüyorum. Çok zor insanın kendiyle yüzleşebilmesi. Çok cesaret gerektiriyor. Çünkü altından neyin çıkacağını bilmiyorsunuz. Daha doğrusu biliyorsunuz ve bundan çok korkuyorsunuz.
Ama kırmak lazım zincirleri.. Değişime izin vermek lazım.. Huzur istiyorsak, mutlu olmak, daha da önemli kendinden memnun ve neşeli olmak istiyorsak bunu yapmak lazım.
İnsan hep kendiyle yaşıyor sonuçta. En çok kendi zihniyle, kendi bedeniyle, kendi ruhuyla yaşıyor.

Çok kapalı yazmış olabilirim. Bence çok açık aslında :)
Örnek vermem gerekirse kendimle ilgili olarak şunu fark ettim: Kendimi "anne" olarak tanımlamaya öyle şartlanmışım ki ve bu öyle kolayıma ve rahatıma gelmiş ki, "kadın" olduğumu unutmuşum. "Kadın" olduğum gerçeğini ve bu rolün ihtiyaçlarını göz ardı etmişim. Ve bunun için kendimce bahaneler yaratmışım. Kendime ve çevreme haksızlık etmişim, yaşamı çok dar bir hale indirgemişim. Şimdi ben bendeki "kadın"ı keşfediyorum tekrar. "Dişi" yanımı anlamaya çalışıyorum, ona hak ettiği yeri vermek için onu tanımaya çalışıyorum. Fiziksel, zihinsel ve ruhsal olarak bunu yapmaya çalışıyorum, daha çok başındayım. Ve ben bu yanımı artık göz ardı etmek istemiyorum. "Dişi" liğin başta yaratıcılık kanalı olmak üzere tüm özelliklerini açığa çıkarmaya niyet ediyorum. Dişiliği cinsellik olarak algılamadığınızı umuyorum bu arada, çok daha büyük bir kavramdan bahsediyorum...

Çocuklarımla ilgili olarak; Bambinaya, Bambinoya yaptıklarımın aynısını yapmam gerekiyormuş gibi bir koşullanmaya girdiğimi, aksi takdirde suçluluk duygusu yaşayacağımı düşündüğümü fark ettim mesela. Halbuki yok öyle bir şey. Bambina ayrı bir birey ve ihtiyaçları ve istekleri Bambinodan çok farklı genel olarak. Onun kadar m.e.meye düşkün değil mesela. Ya da onun kadar korunma ve güvende olduğunu hissetmeye ihtiyacı yok. Keşfetmek, oyun oynamak, dünyayı tanımak onun için çok daha önemli. Açık havada arkasına bile bakmadan çooook uzaklara gitme yetisine sahip oyuncu bir tip kendisi :) Ona yaptıklarım elbette abisine yaptıklarımdan farklı olacak, çünkü onun ihtiyaçları farklı. Bunu fark edip kabul ettikten sonra çocuklarımla olan ilişkim daha da rahatladı, daha da gevşedi. 

Çok uzun süredir şunu biliyorum mesela: "Allah korusun bana birşey olsa bu çocuklar bir şekilde dünyaya gelme amaçlarını yine geçekleştirecekler. Heder olup gitmeyecekler :P Bunu yaşamaları gerekiyorsa yaşayacaklar". İşte bu kadar güveniyorum Yaradana, hayata, akışa.

Daha da bir içselleştirdim şunu: "Yaşanan her şeyde öğrenmemiz gereken bir şeyler var." Ve "Öğrenebilirsek devam edeceğiz, öğrenemezsek biz öğrenene kadar benzer deneyimler yaşayacağız."

"Her şey olması gerektiği gibi oluyor."

Emeklilik günlerini düşünüp korkuya kapılıyordum bir ara. Emeklilik maaşıyla nasıl geçineceğimizi yani nasıl geçinemeyeceğimizi düşünüp panik oluyordum. Şimdi geçti artık, en azından eskisi kadar değil :)) Hayır, başıma talih kuşu konmadı. Miras falan da kalmadı :)) Aslında değişen fazla bir şey olmadı ama benim bakış açım değişti. "Bugünün derdi bugüne yeter, bırak yarınınki yarına kalsın" :)

Özün özü: Değişim iyidir, değişime direnmeyin, değişimi kabul edin :)


DEVAMINI OKU

5 Mayıs 2016

Bambina 15 Aylık


Bambina büyümeye tam gaz devam ediyor :)

Son günlerde azı dişinin biri çıkmaya başladı, epey sıkıntılı. Canı yemek yemek istemiyor, salya akıtıyor, eline geçeni hırsla dişine götürüp kaşımaya çalışıyor, ısırıyor, uykular sıkıntılı.. Geçecek diyoruz, bu da böyle bir dönem.

Konuşma konusunda pek ilerleme kaydettiğini söyleyemem, hala en çok "baba" diyor.
Arada bir "annnnn-nnnnni" diyerek bana seslenmeye çalışıyor ama bu kelime ona zor geliyor. Onun yerine genelde "ıh-ıh" kullanıyor :))
"ıh, ı-ııh" diyerek herşeyi anlatabiliyor bize. Bazen anlamakta zorlansak da çoğu zaman ne istediğini anlayabiliyoruz, belki de o nedenle konuşmaya hevesi yok :)
Elini dudaklarına götürüp "brrrrp" diye sesler çıkartıyor, çok eğleniyor böyle :)

Eliyle "gel" işareti yapıyor. Kime çağırmak istiyorsa onun yanına gidip eliyle "gel benimle, bir bakar mısın?" işareti yapıyor ve o kişiyle birlikte çıkıyor odadan :))

En çok güldüğüm hareketi biz yerde otururken karşıdan yürüyerek gelmesi, belli bir mesafeye gelince arkasını dönüp geri geri gelmeye başlaması ve birkaç adım sonra kendini kucağımıza bırakıvermesi :)) "Gel kitap okuyalım" deyince direkt bunu yapıyor mesela :) Çok çok hoşuma gidiyor, öyle yavaş yavaş yanaşıp şıp diye oturması :)

Uykusu gelince beni odaya götürüyor, yatağa yatıyor, benim de yatmamı istiyor. Ayakkabısını ve çorabını çıkartıyor ya da benim çıkartmamı istiyor ve emmeye başlıyor. Bazen bu şekilde uyuyabiliyor, bazen de uykuya dalamayıp tekrar kalkıp gidiyor. Yataktan kalkınca arkasına dönüp bana el sallamayı ihmal etmiyor :)))

Beni işe uğurlarken genelde güleryüzlü davranıyor, el sallıyor. Eve geldiğimde de çok çok mutlu oluyor, kendi kendine şarkılar mırıldanıyor.

Abisinin elindeki herşey çok değerli. Elindekini bırakıp ona gidiyor hemen. Abiden genel olarak çekiniyor, ondan kendisine zarar gelebileceğini biliyor çünkü. Bazen çok iyi anlaşıyorlar, bazen de çığlık çığlığa. Herşey yolunda yani bu konuda :))

Dışarıya çıkmayı çok seviyor. Arabada uzun süre geçirmeyi sevmiyor hala ama abisi idare ediyor bir müddet, sağolsun!

Değişik bir damak zevki var. Ekşimiş yoğurt, brüksel lahanası, çiğ patates, çiğ kabak seviyor. Pişmiş patatesle arası pek yok mesela. Ekmek yemiyor. Kuruyemişe bayılıyor.

Boyu da uzadı son günlerde. Ölçtürmedim ama bana iyi görünüyor. Zaten önemli olan keyifli olması.

Oyuncu kişiliğini her an her yerde gösterip hem kendini hem de çevredekileri mutlu edebiliyor.

Parka gidip sallanmayı, kaydıraktan kaymayı çok seviyor. Koşturup duruyor ortalıkta :)

Öyle böyle geçiyor günler..
DEVAMINI OKU

4 Mayıs 2016

Bambino 67 Aylık


Bambinonun gelişimi kojo ile beni hayretler içinde bırakmaya devam ediyor :)

Ettiği sözler, kurduğu cümleler, mantıksal çıkarımları her gün ama her gün bizi şaşırtıyor, "Vay be!" dedirtiyor.

Geçen gün bana dönüp dedi ki:

- Anne, sen babama niye "baba" diyorsun?
- Ne demeliyim?
- Kocam ya da canım demelisin!

Bu noktada kojoyu baba olarak görmekten ziyade kojo olarak görmem gerektiği konusunda uyarı almış bulunuyorum :) Çocuk haklı, o benim babam değil, kocam! Aynı şekilde ben de kojonun annesi değilim, karısıyım :)

Paylaşma konusunda hala isteksiz bizim oğlan. Kardeşiyle birşeyler paylaşmayı çoğunlukla reddediyor. Çok üstüne gitmiyoruz ama paylaşımda bulunup örnek oluyoruz.

Dili pabuç gibi maşallah :)

"Kötü şeyler yapıyorsam hep sizden örnek aldığım içindir. Bana iyi örnek olsaydınız yapmazdım!"

Bu şekilde taşlar yağıyor ara sıra kafamıza :)))

Lego sevdası tam gaz devam ediyor. Kendi kendine lego beğeniyor ve biz alana kadar başımızın etini yiyor. Genelde de yufka yürekli babası kıyamıyor, gidip alıp geliyor. Son zamanlarda S.up.er H.ero.es modellerine sardı, B.at.m.an ve S.uper.m.an legolarıyla aşk yaşıyor.

Tenisi seviyor, piyanoyu bıraktı. Biraz maymun iştahlılık ve aslında daha çok "Bu nasıl yapılır?" merakı var. Öğrenince bırakıyor, başka birşeye geçiyor. Annesine benziyor bu konuda :) Uzmanlaşacağı bir şeyler olacak mı bilmiyorum...

Duygularını çok güzel ifade ediyor. Bir tek arkadaşlarıyla arasında kötü şeyler olursa paylaşmaya çekiniyor bazen. Karşıdakinin üzmemek için anlatmamayı tercih ediyor. Empati yeteneği güçlü. Dün bıçakla alimi kestiğimi söylediğimde "Çok üzüldüm anne, ağlayacağım galiba" dedi benim pamuk yürekli oğlum...

Vücuduna bakmayı pek sevmiyor Bambino. Sıkılıyormuş. Özellikle tuvalet temizliği konusunda feci sıkılgan. Her gün benimle pazarlık yapıyor, bugün de ben yardım etsem olur muymuş? :)
Geçen gün dedim ki: "Her gün diş fırçalamak çok sıkıcı, her gün el yüz yıkamak, tuvalet temizliği yapmak çok yorucu. Hele banyo yapmak ya da tırnak kesmek çok zor her hafta. Hayat ne kötü yahu!"
Gözlerini kocaman açarak döndü ve dedi ki: "Anne, gerçekten böyle mi düşünüyorsun?"
"Evet", dedim.
"Ben de öyle düşünüyorum anne!" dedi sevinçle.
"Ama", dedim, "Bunları bizim için kimse yapamaz, bizim kendimizin yapması gereken şeyler. Bunları aksatınca düzenimiz bozuluyor, belki de hasta oluyoruz."
"Evet anne", dedi, bıkkın bir sesle.
Konuyu orada kapattık. Bambino anlaşılıyor olmanın sevinciyle banyoya koştu burnunu temizlemeye :)

Çünkü öğrendim ki çözüm bulmak yerine duyguları aynalamak çoğu zaman yeterli oluyor. Ya da sözünü kesmeden dinleyebilmek.

Çocuğuyla birlikte büyüyen biri olmak ne güzel!
Yaşasın çocuk olmak :))
DEVAMINI OKU

11 Nisan 2016

Affetmek = Duygusal Unutma


Affetmek üzerine yazı yazsaydım herhalde böyle birşey yazardım...

**

Başkalarını affettiğimizde biz özgürleşiriz.

Nefret yaşamdan zevk almamızı, insanların güzel yanlarını görmemizi engeller Hiç kimse saf iyi ya da saf kötü değildir Salt kötülükleri görmek bir süre sonra şüphe, depresyon ve umutsuzluk denizinde boğar insanı.

Nefret dolu bir yaşam, mutsuz bir yaşamdır Affetmek insanı derinleştirir.

Affetmek için, insanın ruhsal ve zihinsel olarak kendisini hazır hissetmesi gerekir. Çünkü affetmek bir seçimdir.

Kimsenin zorlamasıyla affetmek mümkün değildir Affetmek bir süreçtir.

Birdenbire affedişler bile bir sürecin ürünüdür.

Affetmeyi seçtiğinizde kimse size borçlanmayacaktır. Yani koşullu affetme yoktur. Diğer insanın da sizi affetmesini, değişmesini veya sizin istediğiniz gibi olmasını beklemeyin.

Affetmek bir seçimdir. Amacı sizin rahatlamanızdır, sizin özgürleşmenizdir. Nefret duyduğunuz kişinin yaşıyor ya da ölmüş olması sizin affetme sürecinde duyduğunuz acıların yoğunluğunda bir farklılık yaratmayacaktır. O acılar sizin acılarınız.

Affetmek kolay değildir. Fakat özgürleşmek için gereklidir. Çoğu insan affetmenin nefret ettiği kişiyi suçsuz ya da haklı bulduğu anlamına geleceğini sanır.

Oysa affetmek, geçmişteki anıların boyunduruğundan kurtulmak, yaşamımızı kontrol altında tutmasına son vermek demektir.

Affetmek, o kişiyi sevmek değil.

Affetmek, o kişiyle konuşmak zorunda olmak değil.

Affetmek, o kişiyle ilişkiyi sürdürmek değil.

Affetmek, o kişinin beklentileri doğrultusunda davranmak değil.

Affetmek, o kişiyi kucaklamak değil.

Affetmek, o kişiyi suçsuz bulmak değil.

Affetmek, o kişiyi haklı bulmak değil.

Affetmek, o kişinin verdiği zararları telafi etmek için çaba göstermemek değil.

Affetmek kırgınlığın, küskünlüğün, nefretin hapishanesinden özgürlüğe kavuşmaktır.

Affetmek artık acıyı hissetmemektir Yapılanları zihinsel olarak unutmak zaten mümkün değildir.

“Duygusal unutma” affetmenin diğer adıdır.

* Alıntı

Kaynak buradan, foto buradan



DEVAMINI OKU

5 Nisan 2016

Bambina 14 Aylık

Bambinonun 14 aylık yazısı burada.

Bambina ile günler çok keyifli geçiyor.

Acaip eğlenceli bir tip Bambina, gülmesini, keyif almasını çok iyi biliyor..

Korkusuz. Parka götürünce kaydıraklara ters tırmanmaya çalışıyor, üstelik de kimseden görmediği halde yapıyor bunu. Çok uzun zaman kaydırağa ters tırmanıp kendi kendine kaymaya çalışıyor. Düşünce gülüyor, kalkıp devam ediyor :)

Gezmeye bayılıyor. Araba yolcuklarını pek sevmiyor, 20 dk dan sonra mızırdanmaya başlıyor ama değişik bir yere gidince başlıyor keşfetmeye.

Yürüyor, hatta son günlerde ayaktayken basamakları inme ve çıkma çalışmalarına başladı (dört ayak üstünde yapıyordu zaten).

Konuşma kısmı pek yok.. Tek söylediği "ba ba ba ba..." Herşeye "ba ba ba.." diye karşılık veriyor, bunu söylerken çok ciddi bir şekilde sohbet ettiğini düşünüyor ve cevap bekliyor bizden :)) Söylediği bu tek heceye evde en çok sevinen ise şüphesi kojo :)) Her "ba-ba" deyişinde mest oluyor adam :))))

Herşeyi parmağı ile işaret edip adını söylememizi ya da var ise şarkısını söylememizi istiyor. Kardan adam görünce ékardan adam yapalım/burnuna hav uç takalım/üşüyor bu havada/boynuna atkı saralım" şarkısını mutlaka duymak istiyor. Duyamazsa sinirleniyor.

Sinirleniyor deyince.. Bambinanın cazgır bir tarafı var. Genelde abisine karşı kendini koruma konusunda kullanıyor bu yönünü. Ya abisini ısırıyor ya da eliyle şaplak atıyor yüzüne filan.. Abisi de az değil, onu düşürüyor, itekliyor, yastıkların arasına sıkıştırıyor, çelme takıyor eğer dediğini yapmaz ise.. Geçinip gidiyorlar işte :P

Getir-götür işlerinde çok başarılı Bambina. "Al bunu babana götür" diyorum, hemen götürüyor. Görev adamı :) Bambino da öyleydi bu zamanlarda.

Kitap okutmayı, kitap dinlemeyi çok seviyor. Favori kitapları var. Sağolsun kızı olan arkadaşlardan kitaplar geldi, yoksa kızın tüm kitapları abisinden kalan inşaat ya da arabalarla ilgili kitaplar :)

Müzik dinlemeyi, dans etmeyi seviyor. Babasıyla bunu yaptıkları özel zamanları var. Projeksiyonu açıyorlar, takılıyorlar baba-kız.

Babayı görmeden uyursa çok üzülüyor Bambina. Baba eve geldiğinde bir çığlık atıyor ki sormayın! Zaten o ana kadar pili biten ben kızı babasına teslim ediyorum ve baba-kız arasına girmiyorum :)

Bambina fıtrat itibariyle neşeli bir tip. Kendi kendine eğlenebiliyor. Kurduğu oyunlara bizi de dahil ediyor bazen, bizim de keyfimizi yerine getiriyor. Bu Bambina bambaşka wallahi!

Damak zevki değişik biraz. Zaten alerji nedeniyle süt ve yumurta yemiyor. Sebze seviyor, meyve ve balık da. İştahı da güzel çok şükür.

10 gündür müthiş bir öksürük var Bambinada. Abisi okuldan mı getirdi nedir anlamadık, kusacak kadar olana dek öksürüyor derinden derinden. Akut bir enfeksiyon. Gece daha yoğun oluyor ve uykusunu bölüp tekrar uyumasını engelliyor. Uykusuz gecelere devam yani..

Günde 2 uyku uyuyor ama bazen tek uyku uyuduğu da oluyor.

Toka taktırıyor bazen kafasına. Bazı eşyalarını pek seviyor. Pembe renge yatkınlığı var. Biz yapmadık inanın, içinden öyle geliyor. Çok ilginç, değil mi?

İyi ki varsın minnoşum, seni çok seviyoruz..
DEVAMINI OKU

4 Nisan 2016

Bambino 66 Aylık - 5,5 Yaşında

"Anne, sen iyisi ben seninle evleneyim, babam da Bambina ile evlensin. Böylece ayrılmamış oluruz."

"Evlenince senden ayrı bir yerde yaşamak zorunda mıyım?"

"Ben kimin babası olacağım peki?"

"Çocuğumun annesi kim olacak?"

"Sen Bambinanın çocuğunun anneannesi, benim çocuğumun babannesi olacaksın."

"Hep Bambinaya sarılıyorsun, biraz da bana sarıl"

"Bambinayı aldığın gibi beni de ayaktayken kucağına alır mısın?"

"Biraz da bana doğru dön anne yatarken, hep Bambinaya dönüyorsun"

"Anne benimle eve gelir misin, babam kalsın parkta Bambinayla?"

"Anne beraber lego oynayalım mı? Tek başıma oynamak istemiyorum"

"Dişimi çok kısa fırçalasak olur mu?"

"Çok canım çekiyor ekmeklerden, kaldırın lütfen!" (Alerjisi nedeniyle yiyemiyor)

"Ama şimdi de peynir canım çektiiiiii!"

"Şimdi de xxx canım çekiyoooooor!" (Bitmez bu muhabbet)

"Jimnastik yapmak istiyorum ama evde, kursa gitmem ben"

"Biliyor musunuz, Batman'in şusu varmış, Süperman de böyle böyleymiş. Okulda A.D. söyledi"

"A.D. şuralara gitmiş, şunları çok seviyormuş, en çok şunu yermiş..."  A.D. aşağı, A.D. yukarı, A.D. şöyle yaptı, A.D. böyle dedi. En iyisini A.D. bilir....

"Anne, A.D. bana iyi davranmadı. Canımı acıttı ve sonra hiç gelip birşey söylemedi." ("Değer verildiğin kadar değer vermelisin o halde" diyoruz ama nafile! Herşeye rağmen çok seviyor onu. Vazgeçemiyor. Kafasını çarpa çarpa öğrenecek ve biz bu konuda hiç bir şey yapamayacağız... Kabullendim bunu.. )

"3 saatlik araba yolculuğu çok uzun. Lütfen bundan sonra 1 saatten fazla uzun yerlere uçakla gidelim." (İstanbul'dan Edirne'ye giderken yolda söylüyor bunu) (Evet, Edirne'ye gittik ama yazacak ortam olmadı)

"Anne lego kamyonum güzel mi?"

"Anne lego polis arabam güzel mi?"

"Anne lego kutup oyuncağım güzel mi?"

"Lego oynayalım. Şimdi önce kuralları söylüyorum. Sen şunu yapacaksın, şöyle diyeceksin, sonra ben şunu diyeceğim, şöyle olacak... [Tüm oyunu göstererek oynadı bunları anlatırken]... Ve oyun orada bitecek, tamam mı?.. Haydi şimdi başlayalım!"

"İngilizce öğretmenimiz Yunanistan'a geri dönmeye karar verdi. Cuma günü çemberde anlattı. Kalbim çok kırıldı."

"Öğretmenimi çok özlüyorum. Keşke gitmeseydi."

"Bambinaya greyfurtumdan bir parça bile vermem. Verecekseniz bana yeni greyfurt soyun."

"İstediğin kadar konuş, hayatta o spreyi burnuma sıktırmam."

"Saçlarımın bu halini ben de beğenmiyorum, baba beni berbere götürür müsün? Bu akşam gidelim hemen."

"Şimdi şöyle yapacağız: Anne sen Bambinayla evde kal. Ben babamla kursa gideyim. Oradan çıkınca da gezeriz."

"Şu lego ne kadar güzel değil mi? Keşke benim olsaydı. Alın demiyorum, tamam"




DEVAMINI OKU

16 Mart 2016

Peki Ne Yapalım?


"Uzun ve açıklayıcı bir yazı yazmaktaydım ki vazgeçtim. Anlaşılmıyor artık uzun yazılar. İnsanların sadece konsantrasyonu zayıf değil sabrı da az. Madem öyle net söyleyeyim olsun bitsin: Bildiğimiz medeniyet çöküyor. Dünyanın her yerinde otoriter rejimler oluşmaya başlıyor. Korku insanlığı ele geçirdi. Korku beraberinde şiddeti getiriyor. Şiddet sürekli hale geldiğinde kanıksanıyor. Kanıksanınca artık can yakmıyor. Can yakmayınca insanlar kendilerine zarar verecek durumlar karşısında çare aramıyor. Bir insan hayatı tehdit eden bir durum karşısında kılını kıpırdatamadığı bir atalet içindeyse buna delilik denir. Kötü kanıksandığında delilik başlar. Bu delilik tıpkı ülkemizde olduğu gibi dünyada da gittikçe artıyor. Bizler bu deliliğin etkisiyle yönetici sınıfın bizi tehlikelerden koruyacağı yalanını satın alıyoruz. Oysa yönetici sınıf aynı deliliğin etkisi altında. Kulaklar aklı selimi duyamayacak halde.

Bu durum azalmayacak. Artarak sürecek; ta ki bildiğimiz medeniyet sonlanıncaya kadar. İnsanlığın tümü yok olur mu bilmem ama değişmek zorunda olduğu kesin. Bildiğimiz medeniyet bir hastalıktan, bir tür kanserden başka bir şey değil. Bizim cehaletimiz ise onun besini. Ya biz yok olacağız ve o beslenemeyip ölecek ya da biz anlayış değiştirip ona besin vermeyeceğiz ve ölecek. Her iki şekilde de bu medeniyet ölecek. Sorun hangi şekilde öleceği.

Toplumsal kurtuluş yalnızca bir hayal. Bireysel olarak ışığımızı korumamız gerekiyor. Duyabilenler: Var olanı net değerlendirin ama sakın ışığınızı yitirmeyin. Olanı doğru değerlendirmek karamsarlık olmadığı gibi, iyi olanı korumak ve umut da hayalperestlik değildir. Olanı tüm yalınlığı ile görün ve anlayın ama iyi bir kalbi ve umudu koruyun. Eğer iyi kalbi, umudu ve herşeyden önemlisi şefkati ve cömertliği korumazsanız acı çekenlerden, delirenlerden olacaksınız. İnsanlığın başına gelen tüm bu belanın iki sebebi var: açgözlülük ve öfke. Bunlar ise neyin eğri neyin doğru olduğunu ayıramayan bir cehaletten besleniyor.

Kendinizi ve aklınızı cömertlik ve şefkat ile koruyun. Merak etmeyin bu karanlık inanılmaz bir aydınlığa gebe. 

Kalbinizi ve aklınızı arındırmayı sürdürün.

Televizyonuzdan kurtulun.

Akıllı telefonlarınızdan kurtulun ya da sadece gerçekten gerekli olduğunda kullanın. Bunu başaramıyorsanız kurtulmanız daha iyi.

Haberleri dinlemeyin.

Tüketime kanmayın.

Sadece doğru değerleri satın alın.

Maddeye değil deneyime ve içsel ilerlemeye yatırım yapın.

Okuyun.

Kalbi iyi, olanı doğru değerlendiren, cömert, cesur ve şefkatli insanlarla bir araya gelin. Sık sık bir araya gelin ve konuşun. Bu size harekete geçme gücü kazandıracak. Böyle olmayan insanlara karşı tıpkı küçük bir çocuğa karşı olmanız gerektiği gibi anlayışlı olun ama onları hayatınızda tutmayın. Bırakın hayatınızdan çıksınlar yoksa sizi de aynı bataklığa çekecekler.

-meli, -malı’ları bırakın.

Kendinizi tanımlama çabanızdan kurtulun.

Alkış beklentinizi fark edin ve bundan kurtulun.

Verdiğiniz sosyal rüşvetleri ve bunları ne için verdiğinizi fark edin. Ardından bunu bırakın.

Liderlerin ve öğretmenlerin görüntüsüne kanmayın. Eğer yalan yanlış beklentilerinizi aşarsanız onlardaki sahtekarlığı görebileceğinizi unutmayın.

Olağan olun. Kendiliğinden olun. Tavırlarınızı hesaplamayın. Olmayı yönetmeye kalkmayın.

Cimriliğinizi ve bunun ardındaki korkuyu fark edin. Cömertlik ve cesaret geliştirin.

Eleştirmeyin. Eyleme geçin.

Yakınmayın. Ya kabul edin ya da eyleme geçin.

Suçlamayın. Affedin ve eyleme geçin.

Durmayın. Eyleme geçin.

Not: Biliyorum ki bazıları buna uzun bir yazı diyecek."

Cem Şen

Foto buradan
DEVAMINI OKU

SOSYAL AĞLAR


İZLEYENLER

Blog Arşivi

HER GÜN MUTLAKA

NE ARADINIZ, YARDIMCI OLALIM?

Kişisel Blog

Copyright © Benden ve Bizden | Powered by Blogger
Design by Lizard Themes | Blogger Theme by Lasantha - PremiumBloggerTemplates.com