22 Ocak 2015

2. Gebelik - 37. Hafta

An itibariyle bir alışveriş merkezindeki bir kafede oturarak bu yazıyı yazıyorum sevgili okur.

37. haftamın başladığı Pazartesi günü itibariyle kanuni izne ayrıldım.

Ve günler inanılmaz yoğun geçiyor, hatta dün 'İşe gitsem daha iyi, daha çok dinleniyordum orada!' bile dedim!

40 iş biraraya gelir mi, geliyormuş işte!

Aslında yapmak istediğim çok fazla şey yoktu ama bazı acil durumlar çıkınca günlük yaşam koşturmaya dönüştü.

Ve tahmin ettiğim gibi evde Bambino var iken benim evde dinlenme seçeneğim pek olmadı, olmayacak gibi.

Bugün Bambino okuldan gelene kadar evdeydim, saat 12 gibi apar topar çıktım dışarı.
Hava soğuk, halledecek bir iş de yok, o nedenle indirimde mağazaları kaldındırıyorum :))
Sanki doğumdan sonra hayat olmayacakmış gibi evdekilere birşeyler alıp duruyorum..
Hele şu 'Alayım, dursun bir köşede, şimdi bebekten sonra hiç çıkamam, çıksam da indirim kalmaz, seneye hiç bulamam bu fiyata' bıdıbıdıları yapan bir zihinle alışveriş merkezi dolaşmak elinizin kolunuzun yarım saat içinde dolmasına neden oluyor, benden söylemesi!

Geçen hafta rapor almaya doktora gittim ve yaklaşık iki aydan sonra kızımı tekrar gördüm. Çok şükür kafası aşağı dönmüş (Bir önceki yazıda bahsettiğim Pazar gecesi olduğunu tahmin ediyorum) ama ters tarafa bakıyormuş şu anda. Yani yüzü benim sırtıma bakıyor olmalıymış ama Bambina ön tarafa bakıyormuş. Yani dönmesi gereken bir hamle daha var, umarım kolaylıkla döner doğuma kadar.

Bambinanın keyfi yerindeymiş. 36. haftalık gebeliğime göre biraz geriden geliyormuş, ki başından beri geriden geliyordu. Bizim gibi çıtıpıtı bir çift için normal bir durum bence :) 34 haftalıkmış kilosu, kafası, ayakları. Yaklaşık 2500 gram olmuş. Doğuma kadar 3 kilo olur diye tahmin ediyoruz. Önemli olan sağlık ve kolaylıkla gelmesi.

İşyerinde 8 saat boyunca bağlı olduğum internet olayı bitince bilgisayar ve sanal alem epey geri planda kaldı benim için. İlerleyen günlerde burayı unutursam şaşırmayın, iki çocukla bilgisayarın b'sini hatırlamaya enerjim ve zamanım olur mu göreceğiz.

Ama hakikaten gerçek dünyaya geçince sanal alemi ve sosyal medyayı çok da aramaz oldum. Arada bir haber almak için bakıyorum telefondan, o kadar. Oturayım blog okuyayım, kim ne yazmış bakayım kısmı bu ara pek aklıma gelmiyor. Bu da bir dönem herhalde. Belki bebekten sonra herşeyi unutmuş bünye gugıl amcayla kanka moduna geçebilir :))

Geçen gün rüyamda bebeğin karnımda hareketlendiğini gördüm. Ama kendimi biliyormuşum da şöyle diyormuşum: "Bu bebek vaktinde gelecek merak etme!" Bu rüyadan sonra epey rahatladım.

Bir de doğum iznine ayrıldığım gün işyerinden ayrılmaya yakın bir ter bastı beni anlatamam. Her yanımı bir korku kapladı. İçimden birşeyler "Ne güzel tıkır mıkır işleyen bir düzenin vardı, şimdi senin neyi beklediğini bilmediğin bir maceraya doğru gidiyorsun. Burası iyiydi, bakalım bundan sonra neler gelecek başına?" diye fısıldıyordu devamlı bana. Öyle bir korktum ki.. Belirsizlik, kaotik bir sürece geçiş, nasıl olacağını öngöremediğim iki çocuklu hayata daha da yakınlaşmak, günlük rutinimin tamamen değişmesi.. Terden kaşkolum ıslanmış, o derece. Ertesi gün biraz daha iyiydim, gün geçtikçe normalleştim, hele koşturmaca içinde olunca "Sonunu düşünen kahraman olamaz" modunda düşünmeden yaşamaya başladım. Tabi evde Bambinonun davranış değişikliklerinin ufaktan başlaması çok da iyiye işaret değil ama yapacak fazla birşey yok. Allah'tan güç, sükunet ve sabır diliyorum kendime. Siz de bana dileyin, olur mu?

DEVAMINI OKU

13 Ocak 2015

2. Gebelik - 36. Hafta - Bebeğin Dönmesi için Öneriler


Günler hızla gelip geçerken bir bakmışım 36. haftaya gelmişim bile.
Bambina karnımda büyümeye, tekmeler atmaya, hıçkırmaya tam gaz devam ediyor :)
Çok hareketliydi hep, şimdi biraz yeri daraldı ama yine de olabildiğince aktif.
Başı sol tarafımda, sol göğsümün paralelinde, ayaklar ise sağ tarafta.
Dolayısıyla ne midemi ne de mesanemi rahatsız etmiyor.
Sağolsun hiç mide yanması ya da idrar problemi yaşamadım.

Ancak doğuma yaklaşırken Bambinoda yaşamadığım bir endişe başladı bende.
"E bu kız ne zaman dönecek?"
Bebeğin dönmesi bir anlık iş aslında, kafayı 90 derece aşağı aldı mı oldu bitti ama henüz Bambina bunu yapmadı.
Nedense biraz endişelenmeye başladım son hafta içinde bu konuda.
"Ya dönmezse?" "Dönmediği için sezeryan olmak istemiyorum" gibi hikayeler ve varsayımlar içimde konuşup duruyorlar.

Geçtiğimiz Pazar günü doğuruyorum sandım a dostlar.
Karnımda bir gerginlik, bir tuhaflık.
Bebeğin aşırı hareketlenmesi, bir türlü rahat edememem.
Akşama doğru başlayan bu durum gece saat 9'dan sonra daha da arttı.
Huzursuzlandım.
Ortada ne hastane çantası var, ne bebeğin eşyaları hazır, ne ben hazırım, ne de doktorun cep numarası var (Aslında varmış da ben yok diye biliyormuşum!)
Hele bir de kojonun hamilelik sürecim boyunca verdiği desteğin (!) (Sitemkarım, evet, detaya şimdi girmeyeceğim!) bir uzantısı olarak "Bu halinle yarın işe mi gideceksin şimdi?" diyerek kel alaka bir yerden konuya yaklaşması bende moral falan bırakmadı.

Aklıma bebeğin dönmek istiyor olabileceği geldi.
Bambinanın dönmesi için karnımın alt kısmını rahatlatmam ve ona yer açmam gerektiğini fark ettim.
Başladım aklıma gelen hareketleri yapmaya.
İlk başta bildiğimiz köpek pozisyonunda, ön tarafa yastıkları koyup kollarımı üstüne dayayarak 15-20 dk kaldım.
Şuna benzer bir pozisyon bahsettiğim:

 Baktım çok çok fayda etmedi, başka birşey denemeye karar verdim.
Spinning babies sitesinde dönmeyen bebeğin dönebilmesi için önerilen tekniklerden birini yaptım.
Bu pozisyonda sedece 3 nefes boyunca kalınıyor, yani yaklaşık 30 saniye.
Amaç rahmi rahatlatmak ve bebeğin rahat hareket edebilmesi için alan yaratmak.
Bu hareketler normalde düzenli yapılması önerilen hareketler.
Spinnig babies sitesinde başka teknikler de var.

Onun dışında bebeğin dönmesine yardımcı olması için
- Akupunkturdan, 
- Kayropraktiklerden (Webster tekniği - buradaki videoyu izleyebilirsiniz),
- Homeopatiden (Genelde Pulsatilla öneriliyor ama mutlaka uzmanına danışıp kullanmalı)
faydalanılması mümkün.

Bu sitede de, diğer pek çok sitede önerilen tekniklerden bazılarını görebilirsiniz.

Bebeğin dönmesi için:

- Bebeğe müzik dinletilebilir
- Göbeğe fener tutulabilir - Işığa doğru ilerlemesi sağlanabilir, bunun için feneri göbeğin altına doğru tutmak gerekiyor
- Bebekle konuşulabilir - Bunu yaparken kafasını ve vücudunu aşağı doğru ilerletecek şekilde yumuşakça masaj yapılabilir
- Yüzmeye gidilebilir - Suyun rahatlatıcı özelliği hem anne hem bebek için iyi gelecektir
- İmgeleme yapılabilir - Bebeğin kolayca döndüğü imgelemesi yapılır
- Doktor müdahalesi talep edilebilir (Son adım olarak da sezaryen)

Gece 12'ye kadar egzersiz yaptıktan sonra yoruldum ve uykum gelince uyumaya çalıştım.
Bambinanın kafası yaklaşık 30 derece aşağı indi, ayaklar biraz yukarı çıktı.
Ama sol tarafıma dönüp yatınca tekrar eski pozisyonuna döndü.
Sabah kalktığımda başı yine sol tarafımda, ayakları yere paralel şekilde sağ tarafımdaydı :)

Demek ki henüz zamanı gelmemiş, yan gelip yatmaya devam etmek istiyor bir süre daha :))))

Dün akşam gece geç saatte yatmama rağmen deliksiz uyumuşum, sabah kalktığımda rahat ve iyi hissediyordum.

Kafamdaki varsayım ve hikayeleri durdursam iyi olacak!

Kafamdaki diğer bir varsayım da ikinci bebeklerin erken geldiği söylemleri.
Bunu söyleyen çok kişi oldu çevremde.
Henüz doğum iznine ayrılmadım, gelecek hafta ayrılacağım inşallah.
Ama dediğim gibi ne çantası, ne eşyaları, ne yatağı.. Hiç bir şey tam olarak hazır değil.

Bir de benim yapmak istediklerim var doğumdan önce: Yalnız sinemaya gitmek, kitapçılarda dolaşmak, indirimde mağaza mağaza bakınmak (çok da hevesli değilim, sadece nefsimi tatmin etmek niyetindeyim :P ), arkadaşlarımla görüşmek, becerebilirsem bir arkadaşım için bitiremesem de bir işe başlamak, ufak tefek işleri halletmek, annemle kız kıza kahve içmek... Görüldüğü gibi bunların içinde Bambino ile birşeyler yapmak yok. Onunla nasılsa bol bol görüşeceğim, evde lohusa modunda :P

Umarım herşey yolunda ve kolaylık içinde gider.
Kafamdaki varsayımları susturmaya niyet ediyorum.
Papancha'lara * ölüm :)

* Papancha, Pali dilinde varsayım anlamına gelmektedir. Gerçeğin soslanması, baharatlanması ve olduğu halinden uzaklaştırılması için kullanılan bir terminolojidir.

Fotolar buradan, buradan, buradan
DEVAMINI OKU

31 Aralık 2014

Hoşçakal 2014


Acısıyla tatlısıyla bir yıl daha bitiyor.
Aslında bizlerin bir yanılsaması bu rakamlar, yıllar, zaman.
Bugünden yarına her şey bir anda değişivermeyecek.
Eğlenmek, bir araya gelmek, dua etmek, dilek dilemek için vesile ya da bahane bunlar.
Ben öyle görüyorum.
Ama herkesin aynı anda dua etmesinin, dilek dilemesinin, iyi enerjiler göndermesinin değeri çok ama çok büyük.
Bu nedenle ne sebeple olursa olsun bu tür bir ana şahitlik etmek, daha da güzeli katkıda bulunmak çok güzel, manevi bir haz veriyor insana.

2014 genel olarak hayatımın gidişatının kökten değiştiği bir yıl oldu diyebilirim.
Hiç aklımda yokken, planlarımızda yokken ikinci bebeğin içimde büyümeye başlamasını öğrenmem benim için çok büyük bir dönüm noktası oldu.
Kabullenmeyi öğrenmeye başladım.
Kontrolün bende belki de hiç olmadığını.
Akışa teslim olmayı, beklentileri bırakmayı, önüme geleni sevgiyle kabul etmeyi deneyimledim.
Hala çabalıyorum daha doğrusu.
Benim gibi kontrolcü bir insanın bunu tamamen başarması o kadar kolay değil.
Ama 2014 büyük bir sınavdı bu anlamda.

Gündemden uzaklaştım bu süreçte.
Kendime döndüm.
Üç maymunu oynamaya başladım belki de.
Kendim ve bebeğim için.
Farkındayım ama tepkim eskisi gibi değil.
"Eden bulur" diyorum, o kadar.

Sağlık anlamında da yol katettik bu sene.
Dileğim 2015'te buna devam etmek ve şifa yolunda doğru hızda yürümek.

Onun dışında 2015 yılından büyük beklentilerim yok.
Hayatımıza inşallah yeni bir bebek girecek.
Ve sonrasında neler olacak, nasıl bir yaşamımız olacak bilemiyorum.
Zor, yorucu, uykusuz, asabiyet yüklü, kaotik gibi şeyler geliyor aklıma ilk etapta.
Ama belki de keyifli, neşeli, bereketli, huzurlu, kolay, tamamlanmış bir halimiz de olabilir.
Kim bilir?
Yaşayıp göreceğiz hep birlikte.

"Evren boşluk kabul etmiyor"
Bir arkadaşım hatırlattı bugün bunu bana.
"Cüzdanın boşsa evren hemen doldurur" dedi :)
Bunu çok isterim 2015 'te! ;)

Onun dışında sağlık, huzur, sükunet, neşe, yaşama sevinci, cesaret diliyorum herkes gibi.
Farkındalık ve sabır.
İyi ve açık iletişim.
Sükunet.
Bırakabilmek, vizyoner bakabilmek, uzun vadeli düşünebilmek.
İç sesi açığa çıkartabilmek.

Herkese mutlu yıllar! :)
DEVAMINI OKU

30 Aralık 2014

Eze - Cote d'Azur - Fransa



Bakmaya doyamadığım manzara


Kaleye çıkan merdivenli patika
Monaco dönüşü son durağımız olan Eze köyüne uğruyoruz.
Köyler kesinlikle bu geziye damgasını vuruyor.
Yeşile, ağaca, doğaya, eskiye, orijinalliğe olan ihtiyacımızı fark edip bu gezide bu anlamda tatmin olduğumuz için hepimiz mutluyuz.
Hem keçi gibi tırmanmak, daracık sokaklarda koşturmak, doyum olmaz manzaralar izlemek çok ama çok eğlenceli.

Eze, dik bir tırmanma patikası ile yukarısındaki kaleye çıktığınız yine bir Ortaçağ Köyü.
Deniz kıyısından 400 metre dimdik olarak yükselen yarların tepesine kurulmuş.
O nedenle adı "Kartal Yuvası".

Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden



Biliyor musunuz, bu köy 1543 yılında Barbaros Hayreddin tarafından fethedilmiş.
Zaman içinde pek çok sanatçıya ev sahipliği yapmış.
Gezerken Nietzsche'nin her gün yürüdüğü rotayı takip edebilirsiniz mesela; yani Chemin de Nietzsche'yi.
Köyde güzel bir tropikal bahçe de ziyaretçilerini bekliyor.

Gerçekçi bri bakış açısıyla bakarsak: Burada yaşayanlar nasıl yaşıyor? Market, su vs ihtiyaçlarını nasıl karşılıyor? Araba da girmez buralara..
Sonbaharın güzellikleri

Kapıyı çalsak de misafir olsak

Hayal kurmak serbest :)

Labirent gibi sokaklarda kaybolduk biz.
Bir ara "Eyvah, geç mi kalacağız, yolu bulamadık" desek de, bir şekilde aşağı inmeyi başardık :)
Ve doğruca Nice'e yola koyulduk.
Şehir merkezinde yol çalışmaları ve adım başı konulan trafik ışıkları nedeniyle stresli dakikalar yaşasak da, havaalanının nispeten şehrin içinde yer alması nedeniyle vaktinde arabamızı teslim edip uçağa gidebildik.
Kırmızı ve yuvarlak hatlı, tam benlik :)

Demir işçiliği bu bölgede sanat

Orijinal ürünlerle dolu butikleri gezmek çok keyifli

Magnetsever olarak sadece bakmakla yetindim, gerçekten :))
Romantizmin doruklarında :)

Neşeli Domuzcuk :)

Cote d'Azur yine gelmek isteyeceğim bir bölge olarak seyahat dünyamızda yerini aldı.
Söylemeye gerek yok, şehirlerden çok dağlar ve köyler bizi mest etti.
Hava güzel olsaydı eminim denizin de tadını çıkartmak isteyecek ve belki de köylere bu kadar odaklanmayacaktık.
Böylesi çok daha keyifli oldu.
Yine yeniden görüşelim Fransa!
DEVAMINI OKU

29 Aralık 2014

Monaco - Monte Carlo




Prenslik Sarayının olduğu tepe
Gezinin son gününde ilk gün gidemediğimiz Monaco'ya gittik.
Öğleden sonra uçağa binecek olmamız nedeniyle sabah erkenden yola koyulduk.
Sonuçta ne kadar yol gideceğiz, trafik var mı, geri dönüş nasıl olur gibi bilinmeyenler işin içinde olunca ne kadar erken o kadar iyi dedik.
Şansımıza hava yağmurluydu yine ve sabahın erken saatlerinde Akdeniz üzerine yoğun bir sis bastırmıştı.

Yani giderken pek manzara izleyemedik.
Neyseki gelirken yağmur ve sis dinmişti de güzellikleri görebildik yol boyunca.



Arabaya binmemizle Eze köyüne gelmemiz bir oldu desem yeridir, çok yakınlarmış.
Giderken Eze'yi pas geçtik, iyi ki de öyle yaptık.
Monaco'ya varır varmaz ülkenin yoğun trafiği karşıladı bizi.
Hani kumarhane cenneti, sabahları pek hareket olmaz diye düşünüyorsanız fena halde yanılıyorsunuz.
Ama trafik polisleri bile gülümsüyordu, işlerini yaparken mutluydular.
Bunu görünce bir kez daha afalladık.
Palais Princier

Monaco, filmlerde gördüğümüz gibi devasa binalarla dolu küçücük bir ülke.
Daracık sahil şeridinde gökdelenlerin sıralandığı, kumarhanelerin ihtişamlı bir şekilde yükseldiği, daracık sokaklarında son model lüks arabaların yol aldığı, trafiği yoğun bir yer.


Erkenden ülkeye varınca (Nice'den 45 dk bile sürmedi) ne yapacağımızı bilemez halde sokaklarda dolaştık durduk arabayla.
Yağmur yağıyor, arabadan insek nereye gideceğiz?
Zaten görülecek yerlerin bir kısmını araba turunda gördük.
Ünlü kumarhanesi "Casino" nun önünden en az iki kere geçtik :))
Meydandaki Cafe de Paris'te oturup kapıya yanaşan lüks otomobilleri izlerken hayatınızda içtiğiniz en pahalı espressonuzu yudumlayabilirsiniz burada :))))
Marina bölgesi, Opera Binası, Hotel de Paris de görülebilecek yerler listesinde.
Ünlü Monte Carlo F-1 Pistine ait rotayı ise en az iki kez turlamışızdır :)

Casino
Sonunda marina bölgesine yakın bir yerde bir otopark bulduk ve şehirdeki bir alışveriş merkezindeki bir kafede kahvaltı ettik.
Tam karşımızda De.cathlon mağazası vardı.
Kahvaltı sonrası oraya girip kojoya kışlık spor mont aldık (Üzerindeki öyle ıslanmış ki kurutamadık bir türlü!!).
Bambino da bir polar üst ile alışverişten nasibini aldı :)



Sonrasında Monaco Prensi'ne ait arabaların yer aldığı "Antika Arabalar Müzesi"ni ziyaret ettik.
Marinaya kuş bakışı bir alanda yer alan müzenin içi de manzarası da çok güzeldi.
Hemen üstümüzdeki tepede Palais Princier, yani Prenslik Sarayı bulunuyordu.
Ziyarete açık olmadığı için uzaktan bakınmakla yetindik.
Yukarıdaki manzara eminim harikadır.
Monaco'daki diğer bir müze Jack Cousteau'nun kurduğu Okyanus Bilimleri Müzesi. Avrupa'daki en iyi akvaryumlardan biri olduğunu okumuştum, gitmek isteyenlere not olsun.




Monaco'daki atmosfer bizi pek cezbetmedi ama gidip gördüğümüze de memnun olarak ayrıldık minik ülkeden.

Fotoların bazıları buradan, buradan, buradan ve buradan.
DEVAMINI OKU

28 Aralık 2014

Biot - Fransa


Biot denize çok yakın mesafede
Nice'in kuzeyinde ve yarım saat mesafede yer alan Biot günün son durağıydı.
Biot, kabarcıklı cam atölyeleriyle ünlü yine bir Ortaçağ dağ köyü.
Küçük bir dağın tepesine kurulu.

Biot'u diğer köylerden bizim için ayıran özellik, yaşayan bir köy olduğunu görmemiz oldu.
Biz gittiğimizde okulun bitiş saatiydi ve köyün ortasında bulunan okuldan öğrenciler evlerine dağılmaya başlamıştı.
Tertemiz ve şık giyimli anne-babalar ve büyük ebeveynler çocukları okuldan alıp eve götürüyordu.
Diğer köylerde okul görmediğimizi anımsadım.
Belki vardı ama köyün ortasında değildi kesinlikle.

"Anne-babalar ne iş yapıyor da çocuklarını öğleden sonra kendileri okuldan alabiliyor acaba?" diye düşündük kojoyla.
Onlarınki de hayattı işte, bizimki de.
Onlar da çalışıyordu, biz de.
Yine kıyaslamaya başladığımızı fark edip ipin ucunu bıraktık.
Zira, yine mutsuz olacaktık.
Aklımız kendi yaşadığımız hayattan başkasını alamayacak kadar robotlaşmıştı belli ki.
Sürünün içindeki koyun gibi yaşadığımızı bir kez daha fark edip sustuk.

Eve dönüş yolundaki çocuklar köy meydanındaki çeşmenin etrafında mola verdiler.
Meydanda koşturmaya ve oyun oynamaya başladılar.
Bambino da heyecanlandı, her yaptıklarını merakla izledi.
Dil bilmediği için hiçbirine yanaşmadı.
"Oyunun dili olmaz, anlaşmak için dil bilmeye gerek yok" türünden telkinlerimiz şimdiye kadar hiç işe yaramadı.
Bizim oğlanda böyle bir algı var malesef.
Birisi Türkçe konuşmuyorsa ne kadar cana yakın olursa olsun uzak duruyor.
Ama eğer birisi Türkçe konuşuyorsa hemen iletişime geçiyor, herkes bir anda tanıdık oluveriyor. Hırlı mı hırsız mı kim olduğu önemli değil, Türkçe konuşması yeterli.
Kıramadık bu kuralı.
O nedenle bir an önce yabancı dil öğrense iyi olacak galiba :))))

Köydeki cam atölyeleri ve dükkanları diğer köylerde gördüğüm ihtişamda değildi.
Hepsi kendi halinde dükkanlar.
El yapımı kabarcıklı cam eşyalar çeşitli.
Bana hitap eden bir şey bulamadım, çok bakınmama rağmen.
Bakınmakla yetinip ayrıldım ben de.
Kabarcıklı Cam Eşyalar

Aynı gün içinde beş köy ziyareti gerçekleştirdikten sonra Nice'e döndük ve kendimizi doğruca Socca dükkanına attık :)

Fotolardan ikisi buradan ve buradan
DEVAMINI OKU

27 Aralık 2014

Mougins - Fransa






Mougins, Picasso'nun yaşamının bir bölümünü geçirdiği Akdeniz köylerinden biri.
Cannes'a yarım saat mesafede.
İnanılmaz güzellikteki ormanların ortasında bir Ortaçağ dağ köyü.
İnsan her ağaca sarılmak, her ağaçla dertleşmek, sohbet etmek ister mi?
Mougins'te bunu istedim ben.
Daha doğrusu köylerin hepsinde bunu istedim ve olabildiğince yaptım.





Mougins'in havası başka, çok başka.
Sokakları, evleri, ferforjeleri, sanat atölyeleri, artizan mağazaları, lüks restorantları, doğası insanın zaman algısını kaybettirmeye yetiyor.
Beni bıraksalar orada bir ömür geçirebilirdim sanırım.





Mougins'te kötü fotoğraf çekmek mümkün değil bence :)
Aceleyle çekilmiş bu fotoğraflar bile bu güzellikteyse profesyonel bir gözün neler çekebileceğini hayal bile edemiyorum.
Film seti gibi her köşebaşı.
Ama en güzeli gönül gözüyle çekebilmek..





Mougins'in kilisesinde bir cenaze töreni vardı, içeri giremedik.
Dışarıda grand tuvalet giyinmiş görevliler vardı.
Cenaze aracı Hollywood filmlerindeki gibiydi.
İnsanlar sükunet içindeydi, hepsi tertemiz ve en güzel kıyafetlerle gideni uğurluyorlardı.
Bir ara kendimizi filmin içinde zannettik, kamera var mı diye etrafa bakındık.
Ve olmadığını anlayınca takdir ettik, hayret ettik.



Demiştim ya, buraların köyü bildiğimiz köylerden değil diye.
İşte Cote d'Azur'daki köylerin hemen hepsinde en az bir müze var.
Mougins'te birden fazla müze gördük.




Bu harika köyden ayrılırken hava kararmaya başlamıştı.
Gönlümüzün bir parçasını da burada bırakarak günün son durağına doğru yola çıktık: Biot.
DEVAMINI OKU

SOSYAL AĞLAR


İZLEYENLER

Blog Arşivi

HER GÜN MUTLAKA

NE ARADINIZ, YARDIMCI OLALIM?

Kişisel Blog

Copyright © Benden ve Bizden | Powered by Blogger
Design by Lizard Themes | Blogger Theme by Lasantha - PremiumBloggerTemplates.com