20 Eylül 2010

Kolay Dogum Icin

"Herseyin dogali, dogaya uygun olani guzeldir" felsefesi dogum icin de gecerli. Her ne kadar TR'ye gelince dogal dogum konusunda "Acaba yapabilir miyim?" diye bir soru isareti kafama yerlesmis olsa da (mahalle baskisi!!); gerek UK'de ogrendiklerim, gerekse kadin bedeninin dogal dogum icin tasarlanmis oldugu gercegi bana bu konuda cesaret vermeye devam ediyor. Yine de kimse bilemez nasil bir dogum olacagini; herseye hazirlikli olmali. Ben sadece hersey yolunda giderse dogal bir dogum istedigimi soyleyebiliyorum.

Tabi hersey "ben dogal bir dogum yapmak istiyorum" demekle bitmiyor. Her ne kadar kadin vucudu bu is icin yaratilmis olsa da ve en iyisini bilse de, beynimizde birikmis bircok yanlis-kirli-saplantili bilgi bu olayi vucudumuza teslim etmemizi zorlastiriyor. Bu nedenle de kafamizdaki yalan-yanlis bilgileri silmek, en azindan bertaraf etmek gerekiyor. Bu da bilgi edinmek, ogrenmek, tekrar etmek yoluyla gerceklesiyor.

Daha sonra yazmayi umdugum konulardan biri olan hipno-dogum (hypnobirthing) olayi bunu gerceklestirmenin yollarindan biri. Ozellikle benim gibi cocuklugunda dogum sirasinda olen kadinlari konu alan Turk filmlerini sikca izlemis ve hamileligin ilk gunlerinden itibaren bu kareler su yuzune cikinca "ben dogumda olecegim" diyerek kojosundan helallik alan biri icin bu tur bir egitimden gecmek sart!!! Bu egitimi TR'de veren egitmen sayisi bir elin parmaklarini gecmiyor ne yazik ki. Sehir olarak da Marmaris ve Istanbul'da konuslanmislar bu egitmenler. Ankara'ya ve diger sehirlere gunubirlik egitimlere geliyor olsalar da bunlarin ne zaman olacagi ve buna katilabileceginizin garantisi de yok. Bu egitmenlerle iletisime gectigimde bana "Bu isin merkezi UK, neden orada almiyorsunuz bu egitimi?" dediklerinde TR'ye gelmeden kojoyla bu egitimi almaya karar verdim. Bu konuyu daha sonra yazmayi dusunuyorum dedigim gibi.

Hipno-dogum egitimi bedenime guvenmemi ve beynimin bilinc bolumunu kapatirsam rahat bir dogum gecirebilecegimi ogretti temel olarak.  Nefes teknikleri-rahatlama teknikleri ve gorselleme yollarini kullanarak bunu saglamak mumkun. Ancak soylemesi yapmasindan daha kolay tabi.

Bunun disinda kaslari acici egzersizler yapmak dogal dogum ve dogum sonrasi icin oldukca etkili. Ben hamileligimin ilk zamanlari duzenli yuruyus yapiyordum, sonra 2. trimester da okul agir basinca yuruyusu biraktim, TR'ye gelince 1-2 ay devam ettim, sonra erken dogum ihtimali ortaya cikinca birakmak durumunda kaldim. Yani cok duzenli bir egzersiz yasantim olmadi. Ama dogum yaklastikca zaten dogumu kolaylastirici hareketlerin sayisi azaliyor. Toplasaniz 5-6 temel hareketi gecmez yapilmasi gerekenler. Pilates topunun uzerinde oturmak, kedi-kopek hareketi (eller ve dizler yerde), comelmek, kalcalari hareket ettirmek, pelvik bolge hareketleri (Kegel egzersizleri) aklima gelenler. Gobek buyudukce daha fazlasini yapamiyorsunuz zaten, en azindan ben yapamadim.

Bunlar simdiye kadar ogrendiklerimdi. En son doktor gorusmemizde epizyotomi (Doğumu kolaylaştırmak ve vajina yırtılmasını önlemek amacıyla vulvanın deliğini genişleten kesitler yapılması) konusu acildiginda doktorum bunu genellikle yaptigini, kendi yapmazsa yirtilma olabilecegini ve bununla bas etmenin daha zor oldugunu soyledi. Genelde ilk dogumlarda daha cok oluyormus bu durum. Bu bilgiyi daha once bilmiyordum. Ilk tepkim "mumkun oldugunca kacinalim" oldu hafif panik icinde :) Doktorum da "olmazsa benim icin de super olur, ben de hic sevmiyorum kesmeyi-dikmeyi ama anatomik yapi ile cok ilgisi var" dedi.

Bu konusmadan sonra epizyotomiyi onlemenin yollari var mi diye arastirmaya basladim. Anladigim kadariyla diger konularda da oldugu gibi bunun da ucu rahatlamaya cikiyor. Ne kadar rahat olursaniz kaslariniz da o kadar gevsiyor ve acilma daha kolay oluyor. Zaten dogum olayinin tamami icin gecerli rahat  olma durumu. Hatta sonrasi icin de :)) Rahatlamak disinda Kegel egzersizleri yapmak da o bolgedeki kaslari guclendirdigi icin onerilen yontemlerden.

Perinal bolge masaji (perine masaji olarak da geciyor- Ingilizcesi perineal message) yeni ogrendigim bir yontem. Amac perine bolgesinin elastikiyetini artirmak. Gebeligin 34. haftasindan sonra uygulanmasi oneriliyor. Ben bunu ogrendigimde 37. haftaya girmistim ama "ne kadar yapilsa kardir" diye dusunerek uygulamaya basladim. Temel olarak parmaklarin badem yagi ya da asitsiz zeytinyagina batirildiktan sonra vajen girisine masaj yapilmasi suretiyle perinal bolgeye esneklik kazandirilmasi, daha dogrusu esnekliginin artirilmasini olarak ozetlenebilir bu masaj. Konuyla ilgili Turkce kaynak pek bulamadim. Surada Eskisehir'de yapilan bir calismayi anlatan bir makale var. Her ne kadar orneklem sayisi az olsa da, bu masaji duzenli olarak yaptiran gebelerde epizyotomi orani %10 olarak, masaj yaptirmayanlarda ise epizyotomi orani %92 olarak gerceklesmis. Ingilizce kaynak ise oldukca fazla bu konuda. Masajin uygulama bicimi konusunda birkac yontem var. Ben kafama gore yapiyorum, ne kadar dogru yapiyorum konusunda hicbir fikrim yok ama dedigim gibi hic yapmamaktan iyidir diyerek devam ediyorum.

Masaj olayina girmek istemeyenler icin ise pratik bir alet gelistirilmis: EPI-NO. Bu alet masaji elle degil de kucuk bir balon yardimiyla yapmayi sagliyor. Vajen girisine yerlestirilen balon (sadece ucte ikisi yerlestiriliyor), pompa yardimiyla sisiriliyor ve o bolgenin esnekligini artirmaya bu sekilde yardimci oluyor. Gebeligin 37. haftasindan itibaren kullanilmasi oneriliyor. Kullananlarin yorumlarina bakilirsa oldukca etkili bir yontem. Buradan ve buradan daha detayli bilgiye ulasabilirsiniz (Ilkinde birkac dil secenegi var, ikincisi Ingilizce). Ne yazik ki TR'de satilmiyor. Aletin UK fiyati yaklasik 90 pound. Yani cok da ucuz bir alet degil! Yine ayni sitelerden aletin gorsellerini ve calisma prensibini inceleyebilirsiniz.

Son olarak dengeli bir beslenme ve ozellikle bol sivi aliminin dokulari esnek tuttugu bilgisini paylasayim. Ozellikle su icmek hem amniyotik sivinin duzenli degismesine hem de hucrelerin yenilenmesi ve elastikiyeti icin onemli.

Bunlar benim bildiklerim ve ogrendiklerim. Hem unutmamak hem de baskalarinin isine yaramasi icin burada paylasiyorum. Allah tum gebelere kolay ve rahat bir dogum kismet etsin :))
DEVAMINI OKU

16 Eylül 2010

İşbaşı

Coook uzun zamandan beri Türkçe klavye kullanmıyordum, yazmak zor geldi şimdi :P


Dün itibariyle iş başı yaptım! Şu anda işyerinden yazıyorum...

İlk günün heyecanı (?!) iki gün önceden kendini gösterdi bedenimde. Hamile olmasam stres olup olmadığımı anlamak bu kadar kolay olmayacaktı sanırım. Ama bedeninizde yaşayan ikinci bir canlı varsa, hissettiğiniz her şeyi direkt olarak size yansıtıyor hal ve hareketleriyle. Gece rahat uyuyamadım, gündüzleri kasılmalar hissettim, yürümekte ve ayakta durmakta zorlandım.

Dün sabah uyandığımda hepsi yok olmuştu ama. Sabah kalkıp güzel bir kahvaltı ettik kojoyla. Sonra aylardır ilk defa pantolon ve kapalı ayakkabı giydim, işe geliyorum diye. Ha bir de makyaj yaptım hafiften, yine aylar sonra. Kojo ile mesai saatlerimiz aynı olduğundan erkenden bırakıldım iş yerine. Tabi erkenden içeri girmedim, parkta biraz oturdum, mesai başlama zamanı içeri girdim.

Hiç özlememişim işyerini. Hiç hem de! Yine de el mahkum, geldim işte. İki yıl aradan sonra herkesi tekrar gördüm. İki yıllık haberleri aldım. Herkesin hayatının ne kadar değiştiğini fark ettim, benimki de dahil! Bazılarını yıllanmış buldum, bazılarını ise hiç değişmemiş.

Gün boyu evrak işleri ile uğraştım: İnsan Kaynakları, Muhasebe, Doktorluk, kendi birimim arasında mekik dokudum resmen. Ve yine anladım ki bürokraside işlemler uzun sürüyor, siz ne kadar çabalasanız da. İllaki bir yerlerde takılıyorsunuz. Neyse, yine de bayağı bir şey hallettim bir günde.

İş çıkışı doktorumun yazdığı “37 haftalık gebedir, artık kanunen çalışamaz” raporunu almaya gittim. Oradan çıktığımda ayaklarımın ayakkabıyı yırtacak kadar şiştiğini fark ettim; artık adım bile atamamaya başlayınca kojoyu arayıp beni almasını istedim. Aksilik bu ya, onun da toplantısı varmış, beni benimle başbaşa bıraktı mecburen. Ben de kendimi ilk gördüğüm yere attım, biraz dinlenmek üzere. Yaklaşık 2 saat yerimden kalkamadım ve de, iyi mi! Birşeyler atıştırdım, kitap okudum ve bu sırada ayaklarımın eski ölçülerine dönmesini umdum. Ama nafile! Kalkarken ayakkabılarımı giymeye çalıştım ama bana en az bir numara küçüktüler J Ben de neden şimdiye kadar düşünemedim diyerek ayakkabıları terliğe çevirdim, arkalarına basmak suretiyle! Veee sonunda bir nebze de olsa rahata erdim J Daha az acıyla otobüs durağına kadar gittim ve otobüse bindim. Eve geldiğimde saat 9’a geliyordu. Hemen arkamdan kojo geldi. İki aç ve yorgun insan olarak birbirimize bakındık önce naapsak diye :P Ben önceliği zavallı ayaklarıma verdim ve kovanın içine tuzlu su hazırlayarak ayaklarımı içine soktum! “Cosss” diye ses çıktı :PPP Kojoya da dolaptaki yemekleri ısıtıp sofra hazırlamak düştü J

Ayaklarımı hissetmeye başlayınca ilk günün yorgunluğu üzerime çöktü bu sefer J O sırada TV’deki bir İran filmi gördüm ve merakımı celbedince sonuna kadar izledim. Hatta önce filmin İran’da geçtiğini anlamadım, sanki Türkçeye benzer bir dil konuşuyorlar gibi geldi. Azerbaycan dedim önce ama sonra olmadığını anladım. Kürtçe mi acaba dedim ama o da değil. Farsça olduğunu anlayınca şaşırdım, ne kadar çok ortak kelimemiz varmış. Altyazı okumadan bazı cümleleri ve neredeyse tüm ünlemleri kolaylıkla anlamak çok şaşırttı beni! Ve İran’a gitmek istedim J)) Bu halimle hala gezme tozma peşindeyim ya, ne diyeyim kendime!
DEVAMINI OKU

5 Eylül 2010

35. Hafta

35. haftasini doldurmus, kocaman bir gebeyim artik :) Bebegimiz benim strese girmem nedeniyle malesef buyuyememis son ayda :( En son 2 kg sinirindaydi kilosu :( Yine stres nedeniyle kilo kontrolunu tamamen biraktim son ay. Ilk gunler bogazimdan lokma gecmiyordu, aklima bile gelmiyordu aclik. Sonraki gunlerse tam tersi bir seyir izlemeye basladim, elime ne gecerse agzima atiyordum, hala da oyle devam ediyorum diyebilirim. Son ay icinde toplam 4 kilo aldim ama bebege giden sadece 50 gr! Yeterli miktarda kan ve oksijen ulasmiyormus yavruya :((( Stres nelere kadir a dostlar!!

Bunu tekrar etmek istemiyorum ama yine stres nedeniyle rahim ici kasilmalar basladi ve erken dogum riskim ortaya cikti. 32. hafta calisma raporu icin tesadufen gittigim bir hastanede karnimin tas  gibi oldugunu, bu durumda rapor falan veremeyeceklerini, erken dogum ihtimalinin yuksek oldugunu soylediklerinde tahmin edersiniz ki soka girdim ve uzuntume uzuntu ekledim!! Birkac gun sonra doktor kontrolune gittigimde yaklasik 10 dk suren ultrason boyunca iki buyuk kasilmayi goren ve bu nedenle ultrasona dogru durust bakamayan doktorum bir an once aklimi basima toplamam gerektigini, bebegin herseyden daha onemli oldugunu soyleyince gozlerimdeki ve kulaklarimdaki perde kalkti sanki! Bebek henuz cok kucuk ve erken gelmesini tabi ki istemiyorum. Daha durmali icimde. Daha buyumeli. Daha erken.

Bebegin erken gelme ihtimaline karsi akcigerlerinin gelismis olmasi icin 4 doz igne yedim. Bir de normalde kalp ilaci olarak kullanilan ama rahim ici kasilmalarda da etkili bir ilaca basladim. Onun disinda da devamli istirahat, bol bol sivi ve kafami rahatlatmam gerekliligi recetenin en basinda yer aliyor. Gecen haftadan beri iki kez NSTye girdim. Ilkinde kasilmalar devam ediyordu. Ikincisi biraz daha iyi cikti ama bebek pek hareketli degildi zaten. Haftaya bir NSTye daha girecegim.

Aldigim kilolari artik bedenim kaldiramiyor, limiti coktan asmis olmaliyim. Ama dedigim gibi artik cetele tutmuyorum, onemli olan bebegimin buyumesi ve erken gelmemesi. Hantallasan bedenime bir de buyuyen gobegim ve yercekimi etkisi de eklenince uzun sure ayakta kalmam namumkun hale geldi, maksimum 10 dk durabiliyorum ayakta. Hal boyle olunca evde yemek ya da temizlik yapmam da pek olasi olmuyor artik. Egilmek, dogrulmak da cok zorlasti.

Stres yaratan unsurlar hala gecerliligini korumaya devam ediyor. Elimden geleni yapiyorum ve bol bol dua ediyorum.

Butun bir yaz nasil gecti aklim almiyor. Yerlesme telasi, sicaklarla bas etmece, tez yazmaca, doktor bulmaca, hastane karar vermece, bebegin eksiklerini tamamlamaca, sicaklarla bas etmece, duldulu degistirmece, kojoya is bulmaca (bu konuda pek birsey yapmadim ama stresi yeter zaten), alinan kotu haberlerle bas etmece sanirim TRye geldigimizden beri yasadiklarimizin ozet kelimeleri... Yine de cok hizli gecti! Hele Ramazandan hicbir sey anlamadim. Oruc tutmayinca cok anlamli gelemedi malesef bana. O da geldi geciyor bile. Etrafta herkes bayram tatilinde bir yerlere gidiyor. Biz mecbur Ankarayi bekleyecegiz. Zaten tuvalet ve yemek olayi olmadan bir saatten fazla dayanamiyorum :))

Gece uyanmalar da son hizla basladi ve devam ediyor. Zaten artik uzun sure derin ve uzun uykular yok sanirim. Gece sahura kadar oturan kojodan nobeti ben devraliyorum genelde. Bazen televizyona bakiyorum aptal aptal, bazen bilgisayarin basinda oturuyorum, ama mutlaka birseyler atistiriyorum. Uzun sure ayakta olmasam bile gece en az iki kere tuvalete kalkiyorum.

Resim, National Galleries of Scotland'dan. William McTaggart'n 1864'te yaptigi Spring (Ilkbahar) adli tablo. O kadar muze gezdim ama hayatimda ilk defa begendigim tablolarin kartpostallarini burada, Edinburgh'da, aldim. Bunu da not dusmus olayim.
DEVAMINI OKU

29 Ağustos 2010

Gaf

Dun doktora giderken (bu ara biraz siklasti gidisler) apartmandaki bir komsumuz durdurdu beni. Hal-hatir sorduktan sonra soyle bir diyalog gecti aramizda:

Komsu: Bu sene fitreyi kime veriyorsunuz, verdiniz mi?
Ben: Yok vermedik daha. Bilmem ki, siz kime veriyorsunuz?
Komsu: Kem kum...

Meger kadincagiz utana sikila benden fitremizi kendilerine vermemizi istermis. Ben akilli bunu dusunemeyecek kadar kendi dertlerime odaklandigim icin cok guzel gaf yaptim.

Herkesin derdi, gaylesi farkli. Kendi dertlerime bu kadar odaklanip benim disimdaki herseye karsi farkindaligimi yitirmis olmam kendime kizmama yol acti - bir kez daha.
DEVAMINI OKU

19 Ağustos 2010

Bazen...


Kara bulutlar dolasir uzerinizde..
Elinizi attiginiz hicbir is ya sonuclanmaz istediginiz gibi, ya da isi sonuclandirmak icin dolambacli yollara saparsiniz gereksiz yere..
Aldiginiz karpuz bile kelek cikmaya baslar, ama istisnasiz her karpuz..
Daha buyuk problemleri cozmek icin ugrastikca kenara itilirsiniz.. Kontrol sizin elinizden coktan cikmistir..
Ne yaptim da boyle oldu diye dusunursunuz.. Kimin ahini aldim.. Kimin nazari degdi.. Nasil bir kotuluk isledim de bu durumlara dustum diye dusunursunuz, dusunursunuz.. Ama isin icinden cikamazsiniz..
Hayatin aslinda vermis oldugu isaretleri "Batil inanc bunlar" diyerek bertaraf etmeye calisirsiniz.. Ama aslinda onlarin gercekten isaret oldugunu anladiginizda cooook gec olmustur.. Dibine kadar batmissinizdir, o zaman dank eder kafaniza..
Sonra keskeler baslar.. Zamani geriye cevirip farkli davranma senaryolari kurarsiniz.. Ama nafile..
Velhasil elinizden birsey gelmemektedir.. Elinizden birsey geldigini dusundugunuz konularda herseyi yaparsiniz ama sonuca yine de ulasamiyorsunuzdur..
Beklemek.. Tezcanli ve sabirsiz yaratilmis insanoglu icin ne buyuk bir sinav..
Beklerken dusunmek, senaryo kurmak, "Ne yaparim" diye hayiflanmak, dertlenmek, uzulmek, bolca uzulmek..
Yine de umit etmek.. Istemek, cok istemek.. Sonucun olumsuz olacagini ongorseniz bile olumlu olsun dilemek.. Yalanci cikmayi ummak..
Gunluk hayatta otomatik moda gecmek.. Yapilacaklari ertelemek.. Kara bulutlari gordukce hicbir konuda harekete gecmek icin istekli olmamak.. Karar vermekten kacinmak.. Korkmak cunku.. Deli gibi hem de..
Bazen de boyle iste..


Resim buradan.
DEVAMINI OKU

12 Ağustos 2010

Bugunlerde


* Sicaktan bayiliyorum. Evde balkon ve pencereler devamli acik ama ruzgarin alameti yok buralarda. Allah tum hamilelere sabir versin! Dus almak, kafayi buzluga sokmak, bol karpuz/salatalik yemek ve tabi ki su icmek gibi elden gelen herseyi yapiyorum ama uzun vadeli olmuyor hicbiri! Klima almamakta direniyorum, yoksa kojoya kalsa geldigimiz gun alacakti. Her markete gidiste peynir-ekmek gibi satilan vantilatorleri goruyorum, nedense ona da elim gitmiyor. Agustosun yarisi yaz, yarisi kis diyerek avutuyorum kendimi, az kaldi, 3 gun sonra serinlemeye baslamasi lazim havalarin :P

* Tez yaziyorum. Daha dogrusu yazmaya calisiyorum. Bilgisayarin isisi hissettigim sicakligi sanki 10 derece artiriyor gibi geliyor. O nedenle bir saat sonra motor kaynatmaya basliyor bende. Halbuki teslim tarihine bayagi da az kaldi. Olcak insallah, ha gayret!

* Stresler icindeyim. Aldigim iki dersin projesi ile ilgili ciddi sorunlar cikti. Okula da ha deyince gidemedigim icin mail yoluyla sorunu anlamaya ve cozum bulmaya calisiyorum.  Elimden cok da birsey gelmiyor aslinda, simdilik beklemedeyim. Ama ilk ogrendigim gun ve ertesi gun stresten bir hal oldum :( Bebek de hemen hissetti, tekmeleri gariplesti, rahatsiz oldu zavallim... Bu sorun nasil cozulecek bilmiyorum, kafamda bin tane senaryo var. Erken dogum yaparsam bu sebeple olacak! Dua etmek ve (belki hic yapmamam gerektigi halde) derslerin hocalarina mail atmaktan baska birsey yapamiyorum...

* Bebek bakim kitabi okuyorum. Aslinda simdiye kadar pek hevesli degildim. Hala hamilelikle ilgili bir kitap okumuslugum yok. Baby center'dan gelen haftalik birkac paragraf tum merakimi gidermeye yetiyor. Daha fazla bilgi yuklenip kendimi sisirmeye niyetim yok. Zaten bebek ben birsey yapmasam da vucudumla birlikte ne gerekiyorsa yapiyorlar. Birsey lazim olunca da en hizlisindan sinyali gonderiyorlar. Misal, gece bacagima giren kramplar. Aliyorum ertesi gun bir magnezyum takviyesi, sorun cozuluyor :) Ancaaaak, asil onemli olan kisim bebek dogduktan sonraki kisim. Annelik ne kadar icgudusel de olsa bircok seyi ogrenmek gerekiyor. Bebek nasil tutulur, nasil emzirilir, nasil alt degistirilir, nasil uyutulur gibi konularda temel seyleri ogrenmek gerekiyor. Her bebek farkli olsa da temel bilgiler lazim. Ozellikle Emzirme Reformu grubuna uye olup takip etmeye basladiktan sonra ogrenilecek ne kadar cok sey oldugunu fark ettim. Bari dedim, kitabindan okuyayim bakalim. Gerci okuduklarimin cogu pratigi olmadigi icin aklimda kalmiyor ama biraz kulak dolgunlugu oluyor iste. Arada bir acip okuyorum.

* Bebek esyasi hazirligi yapiyorum. Aslinda cok da birsey yapmadim. Hatta hala yikadigim bebek kiyafetlerini utulemem gerekiyor. Utulemesem olmaz mi ki?? Hic beceremedigim ve sevmedigim bir istir utu, hele bu sicaklarda ve kaslarimin gevsemeye basladigini hissettigim bugunlerde tehlikeli boyutlara gelebilir utu yapmam :)) Daha renklileri yikamadim bile. Masallah, cok da kiyafeti olmus kucuk beyin simdiden. Ben de bir-iki battaniye aldim. Tamamdir herhalde. Alt degistirme unitesini kurduk ve bebege ait ne varsa raflarina yerlestirdik. Oda yapmadik simdilik. Nasilsa dogduktan sonra birkac ay bizim odada olur, sonrasina da bakariz dedik. Ha, bir de park yatak aldik, yeter iste :)

* Oturma odasindaki kanepeye kilif yaptirmayi dusunuyorum. Kanepenin yuzu kadifemsi bir kumastan, nasil terletiyor anlatamam. Soyle bir uzanip da keyif yapamadim geldigimizden beri; 5 dakika icinde ter icinde kaliyorum. Soyle pamuklu bir kumastan kilif yaptirayim diyorum ama baktigim birkac dosemecide bana yine polyester ve kadife turu kumaslar gosteriyorlar. Pamuk olursa dayaniksiz olurmus. Ben de karar veremiyorum ne yapacagima. Onerisi olan?

* Iki haftadir noter, emniyet, oto tamircisi, galeriler, oto bakmaca, Ostim oto pazari gibi ilginc aktivitelerin icerisindeyiz. Amac; bizim bagaji olmayan duldulu satip simdilik bize yetecek bir duldul alabilmek. Sicagin alninda dolanip duruyoruz kojoyla. Ama az kaldi, sona cok yakiniz insallah :)

* Endokrin kontrolune gittim. Ilacin dozaji biraz daha artti, artik yetmiyormus aldigim doz. Ancak cok ilginc bir gelisme oldu, doktorun tartisinda bir tartildim ki hic kilo almamisim TR'ye geldigimden beri! "Nasil olur dedim, bir yanlislik olmasin doktor bey?" Ama yok gibi, hala ayni kilodayim :) Bu haberden sonra neler yedim neler gerci, orasina hic girmeyeyim :P Sicakta zaten birsey yenmiyor, bir suredir meyvelerle devam ediyorum. Hatta yerken iclerindeki sekeri dusunup kilo aliyorumdur kesin demistim ama kilo yapmamislar, hayret ettim! Ama son haftada genisledigimi hissettim, sanirim bundan sonra kilo alimina devam edecegim.

* Bugun itibariyle 32. haftami doldurdum gebelikte. Yani 2 aydan az bir zaman kaldi. Karnimda bir voleybol topu tasiyor gibi gorunuyorum :) Hamilelige zayif basladigim icin aldigim kilolar pek belli olmuyor (ama ben biliyorum nerede olduklarini!) Cok agirlasmadim simdilik. Yapilacak seyleri hala kendim yapabiliyorum. Misal, ayakkabimi kendim giyebiliyorum hala :) Dogumu ve sonrasini hala tasavvur edemiyorum. O kadar blog okuyorum, o kadar cok hikaye dinliyorum ama benim deneyimim nasil olur, hayalini bile kuramiyorum. Kojo bazen karsisinda bebek varmis gibi bosluga konusuyor, ben oylece bakiyorum :) Yok daha dank etmedi bana :) Dogmamis bebegine mektup yazanlar, bebegiyle konusanlar, sevgi kelebegi olanlar var ya, iste ben onlardan degilim galiba :) Evet elimi gobegime koyup oksuyorum, arada halini hatrini soruyorum ama oyle uzun uzadiya monologa/diyaloga gir(e)miyorum. Ben de boyleyim iste! Tekmelerini izlemek gulduruyor beni, arada geriniyor mu ne o zaman "hey, hop, yavas" diyorum :)) Bir de dua ediyorum... Iyi huylu olsun, gucumuz olcusunde sikinti yasatsin (ne kadar gercekciyim, herseyin toz pembe olmasini beklemiyorum tabi :P ), mutlu olsun, mutlu etsin, hayirli insan olsun... Her annenin duasinin tipik ornegi iste benimki de...

* Fotograf makinesinin tamirden alinmasini bekliyorum :) Bu arada yaptigimiz Eskisehir gezisi ile kesfettigimiz yeni mekanlardan Egri Cimen ile ilgili tek bir foto yok malesef. Yine de buraya not dusmus olayim.
DEVAMINI OKU

30 Temmuz 2010

Doktor Bulduk!


TR'ye geldigimden beri en oncelikli islerimizden biri kafamiza uygun bir doktor bulabilmekti. Daha once hamileligimin 3. ayinda (Mart 2010) TR'ye geldigimde bir doktora gitmistim ama kendisi ile frekanslarimiz pek tutmamisti :) Seri uretim seklinde ezbere cumleleri taramali tufek gibi nefes almadan soyleyisi, doguma komple ekibi (?) ile girdigini soylemesi, sordugum sorulara ictenlikten ve empatiden yoksun kisa ve bastan savma cevaplar vermesi beni kendinden sogutmaya yetmisti.

Haziran sonunda TR'ye donus yaparken elimde internette bircok forumda ovulen, takdir edilen ve siddetle tavsiye edilen iki doktor ismi vardi. Yalniz bunlardan biri cok yogun ve tempolu calisan bir doktormus, randevu almasi zor oluyormus. O nedenle ben direkt digerine yonlendim. O doktorla ilgili gozlemlerimi su yazimda paylasmistim. Doktordan ciktigimizda "Bu kadar cok kisinin begendigi ve tavsiye ettigi bir doktorsa herhalde bende bir sorun var!" diye dusunerek kendisi ile devam etmeye kendimi ikna etmeye calistim. Ama basta kojo olmak uzere sizden gelen yorumlar da o doktorun pek de normal dogumcu olmadigi ve cok fazla kural koyarak kafami karistirdigini kendime kabul ettirmemi sagladi.

UK'den gelmeden once bu doktor konusu arkadaslar arasinda konusulmustu. Ben bu internetten buldugum doktorun iyi gorundugunu, olumlu yorumlar aldigini ve Ankara'daki hamileler arasinda tutuldugunu anlatmistim :) Sagolsun Sema da kendi gittigi ve cok memnun kaldigi (hatta daha sonra o doktor tarafindan dogurtulmadigina cok uzuldugunu paylastigi) bir doktor ismi onerdi bana (Tekrar cok tesekkurler Semacim!!) Ben de "Once su doktora bir gideyim, olmazsa senden isim alirim" dedim. Dedigim gibi de yaptim. Sema ile doktor konusunda diger bir ortak noktamiz da, ilk gittigim doktora onun da gitmis olmasi ve kendisi hakkinda ayni duygu ve dusuncelere sahip olmamizdi :)

Ikinci doktordan sonra Sema'dan tavsiye ettigi doktorun adini ve adresini aldim. Kojo basta gelmek istemedi, onu geriyormus oyle ortamlar :P Ben de ozellikle gelmesini istedim ki doktor hakkinda beraber karar verelim. Neyse, gittik birlikte ve kapidan girer girmez farki fark ettik :) Doktorun sekreteri o kadar tatli bir bayandi ki! Bizi rahat ettirmek icin ne yapacagini sasirdi tabir-i caizse! Sonra tam randevu saatinde doktor bizi iceri cagirdi. Odasina girdik ve tam 1,5 saat suren bir gorusme yaptik. Beni hic sikmadan tum hikayemizi bastan sona dinledi, gerekmedikce soru sormadi ve ben soru sormadan da "sunu yap, bunu yapma" diye direktifler vermedi.

Isin ilginc yani UK'den getirdigim hamilelik kitabimi (icinde aile gecmisinden tutun, her turlu test-tetkik ve uzman yorumunun oldugu, hamilelerin her kontrole goturdugu ve hamileligin sonlarina dogru yanlarinda ne olur ne olmaz diye tasimalari onerilen bir kitap) bastan sona, satir-satir inceledi ve notlar aldi. Doktordan ziyade UK'deki tonton ebelere benziyordu :) Ultrasona da cok detayli bakti, hatta su 3 boyutlulara gerek kalmayacak kadar detayli! Simdiye kadar yuzunu kojoya ve rahmetli babasina benzettigimiz bebegimizin elmacik kemiklerinin cikik, yuzunun de ceneye dogru daralan bir yapisinin oldugunu gormemiz bizi cok sasirtti; cunku bu bendim, kojo degil! (Tabi kojo bu olayi bir muddet sindiremedi :PPP)

Sozun kisasi, cok sukur ki, bizi cok rahatlatan, seker mi seker, ilgili ama sikmayan, kafamiza gore bir doktor bulmus olduk! Kendisi normal dogum taraftari ayrica. Oyle ki "Ne kadar surdugu hic sorun degil, ben kitabimi alir gelir beklerim" diyecek kadar bu ise gonul vermis biri! Ve son olarak, kendisi Guney Kibris dogumlu bir Turk. Cocuklugunda yasadigi koye cocuklar ve hamileler icin nasil litre litre gunluk sutler birakildigini, bu sutleri tuketmeyen ailelerle birebir gorusuldugu ve takip edildigi, tarim ve hayvancilikta da insan odakli ve bilgiye dayali yontemlerin izlendigi konusunda bircok anisini paylasti bizimle. Bunlarin hepsi Ingiliz yonetiminin etkisiyle yapilan islermis tabi.

Isteyen olursa doktor isimlerini paylasabilirim :)
DEVAMINI OKU

27 Temmuz 2010

Kafam Karisti!!!

Bu dogal gidaya ulasim olayi sandigimdan daha cetrefilli cikti!

%100 dogal ve organik diye aldigimiz ve tukettigimiz besinlerin aslinda organik olmayabilecegi ihitmali varmis megerse!!

Nasil oluyor bu derseniz, asagidaki yaziyi okumanizi oneririm. Ibeking'in sayfasindan internet sitesine ulastigim, Aydin-Nazilli'de dogal tarim yapan ancak Tarim Bakanligi sertifikasi almamis olan Pinar Hanim'dan bana gelen mesaji aynen yayinliyorum. Dedigim gibi benim kafam cidden karisti; artik neye inanip neyi alacagimi gercekten sasirmis durumdayim! Imdaaaat!

"
''Organik'', ''ekolojik'', ''doğal'', ''naturel'' sözcüklerinin bu kadar popüler olmadığı yıllarda başlamıştı etiket okuma takıntım. Kendi gıdamı kendim üretmeye başlamadan önce neredeyse on yıl boyunca eve giren her şeyin etiketini okuyup araştırdım. Sordum. Öğrenebildiğim her şeyi öğrendim. Annemden geçen genetik bir miras sanırım bu. 82 yaşında olmasına karşın 20'li yaşların fiziki kondüsyonu ile yaşayan çok tuhaf bir kadındır :) Bu yaşına kadar elinde bir kez olsun pide, lahmacun, ekmek kadayıfı ya da Coca Cola bardağı görmedim. Gençliğinde bir kez gazoz içmiş sanırım. Hala tadının ne kadar kanserojen olduğunu anlatır. :) Mutfağına girip buzdolabını açın, limon suyuna yatırılmış çiğ balıklar, sebzelerin haşlama suyunu doldurup soğuttuğu şişeler... 

O genetik miras nedeniyle ne zaman İpek'in ya da Can'ın elinde ambalajlı bir abur - cubur görsem kıyameti koparır, savaş çıkarırım evde. Gıda boyaları, aromalar, E serisi kimyasallar... Tehlikenin sadece bunlarda olmadığını tarımın içine girince anladım. 

Mesela şu organik çilekler... O kadar çok sordunuz, o kadar çok istediniz ki... Gönderemedim. Çünkü yok. 

Genelde Bursa'da bulunur organik çilek sertifikası almış üreticiler. Yöntem hep aynı... Ellenmemiş temiz bir bahçeye yirmi - otuz fide dikerler. Bu fideler dikildikten sonra sertifika kuruluşlarından birini çağırırlar. Numune alınıyor, kontrol laboratuarına gidiyor, haliyle sağlıklı çıkıyor. Yüklüce bir ödeme de yapıldıktan sonra sertifika ellerine geçiyor. Sonra kim tutar sizi..! Önce gidip bir organik pazara kaydınızı yaptırın, ya da son zamanlarda pıtrak gibi çoğalmış organik ürün dükkanlarından biri ile anlaşın. Sonra doğru Bursa Hali'ne! Doldurun bir kamyon, yığın organik ürün pazarındaki tezgaha. Bir elinizde üzerinde ''Organik Çilek'' yazan sertifika var, önünüzde de kasa kasa kırmızı çilek... Alış bir lira, satış beş. Satın satabildiğiniz kadar. Elinizdeki sertifikada üretimin yapıldığı metrekare ile sattığınız çilek miktarı arasında mantık kurabilecek bir kurum, kuruluş var mı? Yok. Organik pazarlara gelen malı numune alarak düzenli olarak kontrol ettiren bir mekanizma? O da yok. 

Benim beş kilometre yanımda Türkiye'nin çilek cennetlerinden biri: Atça... Her gün organik pazarlara kamyonlarla çilek yolluyorlar. Kilosu elli kuruş'tan. Tek bir üretici görmedim ki yetiştirdiği çilekten bir tane yesin ya da kendi ailesine yedirsin. Ben çilek yetiştirmeye çalıştım. Azami özen, azami çalışma ile bir dekar yerde elli kilo çıktı. Reçel yaptık. Hepsi bu. Satacak kadar asla üretemiyorum. Gerçek fideler ile kimse üretemez. Buzhanelerde çıtır çıtır ithal fide var. Her yere bu dağılıyor. Hep söyledim, bir kez daha söylüyorum: Çilek yemeyin. Kesinlikle evinize sokmayın. 

Türkiye'de gerçek anlamda organik üretim yapan büyük üreticiler var mı? Var. Sadece sipariş üzerine üretim yaparlar ve üretimlerinin tamamını Almanya, Rusya, Hollanda, Belçika ve İspanya'ya gönderirler. Kotaları doldurabilmek için iç piyasaya bir kilo bile mal vermezler. Organik pazarların ürünleri nereden geliyor o halde? İki - üç çiftlik adı dönüyor piyasada. Oysa organik pazarlarda günlük 65 - 70 ton domates satılıyor mesela sadece. Dedim ya, nereden geliyor? Halden. 25 kuruş'a al, 5 Lira'ya sat. Sağ elde sertifika, sol elde domates... 

Nar ekşisi... Bununla ilgili de çok soru geliyor. Açıklamakta zorlanıyorum gerçek nar ekşisini. Kıvamı neden bu kadar sulu... Neden Antakya'da yapılanlar gibi koyu renk, yapış yapış değil? ''Sahte mi sizinki?'' diye bir soru bile geldi :)

Nar ekşisi normal nardan yapılmıyor. Deli nar, ekşi nar'dan yapılıyor. Çok az kaldı bu ağaçlardan artık. Toplanıyor, ikiye yarılıyor, kabuğundan tokaç ile vurularak dökülüyor, taneler sıkılıyor ve yayvan bir bakır leğende bu tanelerin suyu sıkılıyor. Sonra ateşe konuluyor ve kaynatılıyor. Maksimum dört saat... Bu sürede suyu uçar ama yine de gayet akışkan kalır. Bir dakika daha fazla kaynatırsanız yanar. İşte tam bu noktada iki seçeneğiniz var. Ya beş kilo nardan çıkarabildiğiniz 200 gram'lık sıvıya razı olacak ve bu zahmetli işin ürününü gerçek ekşiyi bilenlere satacaksınız; ya da ''Nar Ekşisi Yapma Formülü'' yazacaksınız Google'a, karşınıza çıkacak ekstretli, enzimli, glikozlu, kıvam arttırıcılı formüllerden birini uygulayacaksınız. Siyah, yapış yapış, ağza tatlımsı gelen şeyi bulduğu için alıcılar size teşekkür bile edebilir bunu yaparsanız hem :) 

Bu işi ciddi, layığıyla yapan yok. Bana göre kesinlikle yok. Bazen sohbet ettiğim yakın arkadaşlarıma gösteriyorum. Türkiye'nin en büyük organik ürün satıcılarından birinin internet sitesinde yayınladığı bir sertifika var. 400 metrekare alan için alınmış bu sertifika ile tonlarca mal satıyorlar. Biraz araştırın, kolaylıkla bulursunuz. Organik, naturel, ekolojik, doğal kelimeleri en nefret ettiğim kelimeler oldu sırf bunlar yüzünden. Dürüstlük adına çağrıştırdığı hiçbir şey yok. 

Geçtiğimiz haftalarda Erzurum'da yapılan Organik Tarım Ürünleri Konferansı'nda tek bir üretici bile olmadığını, sadece yeni kurulacak organik pazarlar için ''şu tezgah senin bu tezgah benim'' kavgası yapan uyanık komisyoncuların olduğunu biliyor muydunuz?   "
 

Foto buradan

DEVAMINI OKU

23 Temmuz 2010

Bir Program ve Bir Belgesel


Bir onceki yazinin yorumlarinda Ozge'nin onerdigi program arada kaynamasin ve daha cok kisi duysun-okusun diye ayri bir yazi yazmak istedim.

Bu aksam NTV Yeşil Ekran’da 2010 Oscar adayı belgesel filmi 'Gıda A.Ş./Food,Inc.' saat 22.00’deyayinlanacak. Ayrintilari buradan bulabilirsiniz.

Daha once buna benzer belgeselleri BBC'de izlemis ve hemen hepsinde soke olmustum. Daha ucuza mal etmek ve dolayisiyla daha fazla kar etmek icin dogal maddelerin yerine endustriyel maddeler kullanildigi, hayvanlarin daha cabuk semirmesini, daha hizli sut-yumurta vermesini saglamak icin binbir yolla hayatlarina mudahale edildigi gibi nice bilgiyi bu programlar sayesinde ogrendim. Biraz dusununce, aslinda dunyada aclik tehlikesinin olmadigi, bunun yerine tuketim cilginliginin oldugunu ve bu nedenle her turlu dogal kaynagi umarsizca harcadigimiz sonucuna vardim, nacizane.

Dogal gidaya yonelmek konusunda yapilabilecek cok sey var. En onemlisi dogal gidanin kaynagina ulasmak, ki sanirim deneye yanila oluyor bu isler. Ankara'da Ayranci organik pazari var, her hafta Pazar gunleri kurulan. Gecen hafta gittik kojoyla, ureticiler kendi urununu kendisi satiyor ve gercekten cok bilgililer. Yaz olmasindan kaynaklandigini dusundugum bir tenhalik durumu vardi, hem satici hem de alici tarafinda. Yine de gonlumuzce var olanlardan aldik, dogal gida aldigimizi bilerek.

Fiyatlar tabi ki normal market ya da diger pazar fiyatlarina gore tabi ki daha yuksek ama gercek gidaya ulasmanin pahali oldugunu kabul etmek lazim. Iste bu noktada sunun da farkina varilmali: Normalde yediginden daha kucuk porsiyonlarda yiyeceksin -ki aslinda olmasi gereken budur- ve gidanin kiymetini bileceksin, israf etmeyeceksin. Ancak gozlemledigim kadariyla Turk insaninin porsiyonlari gercekten cok buyuk :) Annemler bizim yedigimiz miktari gorduklerinde hayretler icerisinde "Ac kaliyorsunuz kizim siz" diyorlar kojoyla bana :)) Halbuki "Az yemek ama oz yemek, kararinda birakmak en faydalisi". Ortalama bir Turk sofrasi en az iki cesit yemekten olusuyor: corba-baslangiclar, ana yemek ve yaninda pilav-makarna-patates gibi bir yan ogun. Tabi salata ve meyveyi-tatliyi saymiyorum bile :) Tamam insan ac olunca ne kadar yedigini genelde anlamiyor ve aclik durtusunu bastirmak icin yukleniyor porsiyonlara. Biz Turk kadinlari da genelde bol kepceyiz, dolduruyoruz da dolduruyoruz tabaklara. Ve kulturumuz yeme-icme uzerine kurulmus :) Biraraya gelindiginde devamli bir yeme-icme faaliyeti icindeyiz :) Bunu elestiri olarak soylemiyorum, sonucta ben de cok farkli degilim cogu zaman :) Bir oturusta iki kilo kirazi ya da yarim karpuzu mideye indirebilme kapasitem var :) Ama halbuki her renk meyveden gunde bir avuc ya da bir dilim yemek vucut icin yetiyor da artiyor bile! Bizimki vucudu dusunmek olmuyor iste o noktada, belki ruhsal boslugu doldurmak icin belki de baska seyleri dusunmemek icin yemeye donusuyor. Az yersek doymayacakmisiz gibi geliyor.

Nitekim, TR'ye geldigimizden beri kojoyla devamli bir yeme-icme olayinin icindeyiz. Ziyaret ettigimiz akrabalarimiz sagolsunlar dokturmusler. Eee onlar yapinca bize de yemek dusuyor :) Gercekten cok hizli bir kilo alim trendindeyiz, Allah sonumuzu hayir etsin :P

Nerden nereye geldim yine! Bahsetmek istedigim bir diger programi yazacaktim, bunu da EkoAnne'den ogrendim, ayrintilar burada. Yine NTV'de yayinlanan "Sicak ve Taze" adli program, aslen Fikir Sahibi Damaklar platformunun bir uzantisi niteliginde. Program her cumartesi 12:30'da yayinlaniyor. Her programda dogal urunler kullanarak degisik tarifler uyguluyorlar. Ayrica ozellikle market alisverislerinde etiket okuma konusunda bilinclendirme cabalari takdire sayan nitelikte. Programin gecmis bolumlerini NTV'nin video sayfalarindan takip etmek mumkun- ki ben oyle yaptim ve Haziran'dan itibaren tum bolumleri izledim. Peynir, ekmek ve dondurma yapilisini not aldim. Ozellikle dondurmayi bugunlerde denemeye niyetliyim :)

Iyi seyirler hepimize :)
DEVAMINI OKU

17 Temmuz 2010

Yerlesme Cabalari

Sonunda evimizdeyiz :)

Ozet gecmek gerekirse, geldigimiz ilk hafta getirdigimiz esyalari yerlestirme, evi kabaca yasanabilir hale getirme, iki doktor kontrolu ve en onemlisi arabanin bakimi-muayenesi-borclari gibi islerle ugrastik.

Ikinci hafta, daha dogrusu arabanin tum islemleri biter bitmez, herseyi oldugu gibi birakip Izmir'e gittik. Kojonun ailesini ziyaret edip az biraz tatil yaptik.

Ucuncu hafta tekrar Ankaraya donduk ve yerlesme isine kaldigimiz yerden devam ettik. Hala da ediyoruz. Bir yandan evdeki ufak tefek tamirat islerini halletmeye calistik (hala bitmedi, bitmez zaten bu tur isler!), diger yandan kargo ile UK den gonderdigimiz esyalarimizin gumruge takildigini ogrenip onlarla ugrastik. Sonunda dun oglen esyalarimiza kavustuk. Ancak soyle bir sorun cikti ortaya, evde bu esyalari alacak dolap kalmadi! Eee tabi onca zaman hic TR'ye ugramazsak, ihtiyaclarimizi devamli UK'den alirsak, sonra TR donusu esyalari koyacak yer bulamayiz boyle iste! Kisa vadeli cozum olarak kendime ait esyalari, hamilelik giysileri haric, aynen bavullarda birakip kaldirdim. Nasilsa giyemiyorum simdi ve kim bilir ne kadar zaman da giyemeyecegim! Uzuuuun bir sure sonra hepsini elden gecirip degerlendirmeyi dusunuyorum, simdilik bavullarda kalabilirler.

Diger bir cozumum de oglanin odasi olacak odayi simdilik depo haline getirmem oldu :)) Zaten evi yerlestirirken dekoratif esyalari hic cikarmadim, hepsi kolilerin icinde duruyor oylece. Bir sure boyle olsun dedim, kalabaliktan ve sus esyalarindan bay gelmis bana! Bir tek UK'den ayrilirken arkadaslarin hediye ettigi saati ve kojoyla resmimizin oldugu cerceveyi yerlestirdim (her bakisimda aniyorum hepsini!). Haa bir de olmazsa olmaz buzdolabi magnetlerim var, onlara bakmak mutlu ediyor beni, ustelik yer de kaplamyor, temizlik derdi de yok :)))) Oglan dogunca bir sure bizim odada yatar, sonrasi Allah kerim artik :) Oglanin odasinda su anda kojonun bekarlik calisma odasi mobilyalari duruyor, kocaman bir masa, bir kitaplik, bir bilgisayar masasi ve bir suru kolilenmis esya ve ivir zivir. Onlari nasil eritirim bilemiyorum! Her eve bir depo sart!!

Onun disinda eve internet ve TV baglattik, rahata erdik. Ama benim laptop ve fotograf makinesi hala ilgi bekliyor! Internet gelince ilk yaptigimiz is, UK'deyken izledigimiz guzel Ingiliz kanallari ve gun boyu muzik dinledigimiz Spotify programini bir sekilde temin etmek oldu. Kojoyla bayagi sevindik bu ise, ozellikle BBC belgesellerine ve Spotify'a yeniden kavusmus olmak psikolojik olarak cok iyi geldi bize!

Eveet, simdi gelelim yapilacak islere:

-Oncelikle su doktor isini halletmem gerekiyor. Aslinda bana kalsa ben iyiyim, doktora falan gerek yok cok sukur. Dogum baslayinca da bir ebe bulsam da evde halletsem su isi ne super olacak! :P Hastaneyi de aradan cikaririm boylece :)) Ama anladigim kadariyla normal dogum tecrubesi cok kalmamis doktorlarda, bu konuda deneyimli birini bulmak zor olacak gibi gorunuyor. Bir isim var elimde, hatta sagolsun UK'deki arkadaslardan Semacim onerdi (teee oralardan doktor adi aldim iyi mi :P), bu hafta ona gideyim diyorum. O olmazsa Sevgili Zeren'in doktoruna gidecegim bakalim.

-TR'ye  dondugumuzden beri kojoyla acaip kilo aldik, homini girtlak yiyoruz masallah! Son gunlerde ev yemeklerine donmeye basladik ama yine de disarida yeme hizimiz cok da azalmadi. Simdi hem evde hem disarida yiyoruz :))) O nedenle yuruyus ve egzersiz olayina girmemiz gerekiyor. Aklima hamilelik yogasi geldi (kendim icin :PP), hem doguma da hazirlik olur. Ankara'da hamilelik yogasi icin onerisi olan varsa cok sevinirim.

- Yediklerimizle ilgili geldigimizden beri pek cok hikaye dinledik, duyduk. Sanki gereginden fazla bir hassasiyet olusmus herkeste, ozellikle dogal ve organik beslenme anlaminda. Yetistirilen her urunun organik olmayanlari binbir sekilde kotuleniyor, cok zararli yenmemeli deniliyor. Tamam guzel, herseyin dogalini alalim yiyelim tabi ama buna hangi butce dayanir? Bir de benim icin asil problem su ki, hangi organik ve dogal urunu nereden alacagimizi bilemiyoruz. Mantar gibi her yerde bir dogal urunler magazasi acilmis, herkesin urunu kendine gore en dogali. Neye inanacagimizi sasirdik, organik aliyoruz derken yine bir sekilde magdur olacakmisiz gibi geliyor. Bu konuda da onerileri olan olursa cok sevinirim. Ozellikle Ankara'da organik ve dogal urun alinabilecek yerler nereler?

-Laptop ve foto makinesi tamir ettirilecek.

-Evdeki onemli eksikler tamamlanacak, hepsinin yapilmasi hic gercekci bir beklenti olmaz, zira devamli birseyler cikiyor ev hayatinda yapilmasi gereken, bazilarini gormezden gelmeli :)))

-Biraz daha isler oturunca, oglanin esyalari ve ihtiyaclarina sira gelecek. Umarim bunun icin yeterince vakit vardir :)
DEVAMINI OKU

SOSYAL AĞLAR


İZLEYENLER

Blog Arşivi

HER GÜN MUTLAKA

NE ARADINIZ, YARDIMCI OLALIM?

Kişisel Blog

Copyright © Benden ve Bizden | Powered by Blogger
Design by Lizard Themes | Blogger Theme by Lasantha - PremiumBloggerTemplates.com