15 Temmuz 2012

Moskova: Kızıl Meydan - Aziz Vasili Kilisesi - GUM


1917'deki Ekim Devrimi'nden sonra Rusya'nın başkenti olan Moskova'ya 4 saatlik bir hızlı tren yolculuğundan sonra ulaşıyoruz. St Petersburg'dan yaklaşık 745 km uzaklıkta olan Moskova yemyeşil bir şekilde karşılıyor bizi.

Tren yolculuğu sırasında her yerin yeşil olduğunu görmek çok şaşırttı beni. Doğa bu ülkeye cömert davranmış. Rus köyleri mini mini evleriyle çok sevimli görünüyordu.

Moskova'da tabelelar sadece kiril alfabesi ile yazılı. Dolayısıyla yer yön bulmak sıkı bir çalışmayı gerektiriyor.
Moskova St Petersburg'dan daha az turiste sahip. Fakat genç sayısı daha fazla gibi geldi bana. Bir de gençler çok daha marjinal burada. St Petersburg'daki turistik hava yerine bürokratik havaya bırakıyor Moskova'da.

Moskova'da gezilecek en temel yerler Kızıl Meydan, Kremlin, Moskova metrosu, Arbat sokağı, Nazım Hikmet'in mezarının da bulunduğu devlet mezarlığı, şehre kuşbakışı bakabileceğiniz Güvercin Tepesi. Buralara giderken yol üzerinde pek çok önemli bina ve heykel görmeniz mümkün. Bizim toplamda bir günümüz olduğu için müzelere gidemedik.

Kızıl Meydan: Moskova ve Rusya'nın en önemli meydanlarından biri. Tarih boyunca gösterilere ve mitinglere sahne olan meydan, biz gittiğimizde Pu.tin karşıtı muhalefetin gösterileri nedeniyle kapalıydı. Üstelik bir gün değil yaklaşık bir hafta boyunca kapalıydı. Şans işte diyerek meydanın dışından çektiğimiz fotoğraflarla yolumuza devam ettik. Meydanda Tarih Müzesi, Lenin Mozolesi (Bambino ile nasıl gireriz diye düşünüp duruyordum, göremediğimiz daha hayırlı oldu), Aziz Vasili Kilisesi, ünlü alışveriş merkezi Gum, Kremlin Sarayının duvarları ve bu duvarın meydan tarafında komünist liderlerin mezarlarının bulunduğu küçük bir mezarlık bulunuyor.


 Saat kulesinin tepesindeki Kızıl Yıldız gece kızıl renkle aydınlatılıyor ve uzaktan bakınca sanki gökyüzünde bir yıldızmış gibi görünüyor:








Aziz Vasili Kilisesi: 1555 – 1561 yılları arasında Rus Devleti’ nin Kazan ve Astarhan hanlıklarına karşı kazandığı zaferleri kutlamak amacıyla Korkunç İvan tarafından yaptırılmıştır. Değişik şekilde tasarlanmış olan sekiz kubbe, sekiz ayrı zaferi simgelemektedir. Önceleri som altın olan kubbeler 1670′den sonra değişik renklerde boyanmıştır. En uzun kulesi yaklaşık 65 metre yüksekliktedir. İvan, kiliseyi yapan mimarın aynısından bir daha yapamasın diye gözlerini oydurtmuş. Şeker gibi öyle güzel ki, gidip sarılası geliyor insanın :) Bu kilise çoğu zaman Kremlin Sarayı ile karıştırılıyormuş.








Gum Alışveriş Merkezi: Moskova’nın büyük ve en güzel alışveriş merkezlerinden birisi olan GUM’un Neo-Rus ön cephesi Kızıl Meydanın neredeyse tüm doğu kanadını kaplar. 1890-1893 yılları arasında Alexander Pomerantsev tarafından yapılmış olan bu üç katlı modern alışveriş merkezi Moskova merkezindekilerin içinde en büyüğü. Bu bina 1825 yılında ticaretin yapıldığı eski bir binayı yenilemek için yapılmış. O dönemde bu eski bina 1200 tane mağaza ve standla Moskova’nın en canlı pazarıymış. Ekim Devriminden sonra GUM adını alan yer, son olarak 1990'larda bir Türk şirketin restorasyonu sonrası yeni mağazaları ve şık vitrinleriyle hizmet vermeye başlamış. Tavanının cam olması mekanı havadar ve ferah kılıyor.










DEVAMINI OKU

13 Temmuz 2012

Beyaz Geceler - St Petersburg



“Tanrım, bir anlık mutluluk! Ama bir ömür boyu sürecek gerçek mutluluk!…”
Dostoyevski / Beyaz Geceler

St Petersburg'un en güzel zamanlarından biridir beyaz geceler. Güneş tam olarak hiç batmaz, akşamın kızıllığı maviye dönüşür ama asla zifiri karanlık olmaz. Gece 1'de öğleden sonra 3-4 gibi hissedersiniz. Mayıs sonunda başlayan Beyaz Geceler, Temmuza kadar devam eder.

Bu zamanlarda şehir 24 saat yaşar, dükkanlar açıktır, sokaklarda eğlence gündüz ve gece devam eder. Tatlı bir yorgunluk hissetseniz de yatasınız gelmez, e karanlık olmadan uyunur mu hiç? :)

Bambinonun düzeni bozulmasın diye onu uyutup evde kalan ben dışında grubun diğer üyeleri beyaz gecelerin doyasıya tadını çıkardılar. Tabi ertesi gün hepsi ruh gibi dolaştı, o ayrı ;)

Beyaz Gecelerde insanlar gece 1:30'da aydınlatılan ve açılan Neva Nehri köprülerini görmek için nehir kıyısında toplanıyorlar. Tekneler de bu gösteriyi izlemek için nehirdeki yerlerini alıyor. Köprüler açılırken şampanyalar patlıyor, müzikler çalınıyor, şarkılar söyleniyor. Eğlenmeye bahane işte :)) Köprü açılışlarını iyi görebilmek için erken gidip kıyıda yer kapmanız gerekebilir, çünkü bu zamanlarda nehir kıyısı çok kalabalık oluyormuş.

Ve işte Beyaz Gecelere ait kareler:
















“Ömrü boyunca, yalnızca bir an için, senin kalbine yakın olmak için mi yaratılmıştı?”


"Ulu Tanrım! O ne uzun, mutlu bir andı! Bir insana böyle bir an bir yaşam boyu yetmez mi?"
Dostoyevski / Beyaz Geceler
DEVAMINI OKU

9 Temmuz 2012

St Petersburg - Peterhoff Sarayı





St Petersburg'un önemli yapılarından biri de 1000 hektardan fazla alan üzerine kurulu olan ve Pedro'nun yazlık saray olarak kullandığı Peterhoff Sarayı. İsveç'e karşı alınan zaferden sonra yapılmış bu saray.

Bu Saray Paris'teki Versailles Sarayı'nın tıpkısının aynısıdır :)

Finlandiya Körfezi'ne bakması ve denizle sonlanması bu sarayı Versailles'dan daha iyi bir konuma getiriyor bence :)

Versailles Sarayı'nın içini gezdiğim için, daha da önemlisi bahçedeki fıskiyelerin kapanmasına az bir süre kaldığı için sarayın için gezmedik, sadece bahçelerini gezdik.







Saraya ulaşım hem kara hem de deniz yolu ile mümkün. Sarayın kıyısından kalkan deniz otobüsleri direkt St Petersburg'a gidiyor. 

Bahçelerde yer alan fıskiyelerin düzenlenmesi bizzat Pedro tarafından yapılmış. Heykel süslemelerinde, Rusya'nın düşmanlarına karşı kazandığı zaferler ve Avrupa' nın siyasal sahnesinde kökleşmesini teması işlenir. Tamamı altın kaplama olan fıskiyelerin en büyüğü Pedro'nun İsveç'i simgeleyen aslanı yenmesini konu alır.

Büyük çeşme, 22 km uzaklıktaki Ropşa tepelerinden gelen yeraltı suları ile çalışıyormuş. Çeşme denen havuzun içinde 37 heykel, 64 çeşme ve 142 fıskiye bulunuyormuş. Büyük çeşme saraydan Baltık Denizi'ne kadar uzanıyor.















 Dönüş yolunda fıskiyelerin kapanmış olduğunu fark ettik:



Fıskiyeler kapalı iken Sarayı gezmek isterseniz daha ucuz bir giriş ücreti ödüyorsunuz. Ancak mümkünse fıskiyeler açıkken görün, su gösterisi bu Saraya çok yakışıyor bence.

Bu arada St Petersburg uçağında bizimle birlikte yolculuk eden Kültür Bakanı Peterhoff Sarayı'nı ziyaret ederek burada fahri doktor ünvanı alaya gelmiş. 

Bu sarayla ve Pedro ile ilgili ilginç hikayeler okumak için buraya uğrayın lütfen.

DEVAMINI OKU

4 Temmuz 2012

Bambino 21 Aylık

En sevdiği renk: Hala mavi, ardından yeşil.

En sevdiği oyuncak: Şu ara matruşkalarıyla oynuyor en çok. Onlara "bebi" (bebek) diyor. Akşamları yatırıyor, sabahları kaldırıyor hepsini itinayla :)

En sevdiği yemek: Karnı acıkınca ilk aklına gelen şey "ki-i" (kivi) oluyor. Kivi verince yemiyor ama :) Ağzı öyle alışmış sadece :P En çok elma kurusu yemeyi seviyor, ne zaman versek reddetmeden yiyor. Onun dışında et ve ekmek yemeyi seviyor. İçi otlu börek, mercimek çorbası ve makarnayı da severek yiyor. Uzun süre bir yemeği yemedi ise ilk gördüğünde heyecanla yiyor.

En sevdiği oyun: "Paak" (park) a gidip "tas" (taş) oynamak. Kamyonunu da götürüyor ama onu bir kenara bırakıveriyor parka gidince. Taşları alıp yere atıyor, salıncağa ve kaydırağa koyuyor, sonra yere düşürüyor. Taşlarla ayrı bir bağı var bizimkinin :)

Bahçeye birkaç saksı çilek ekmiştik, onları her gün yoklayıp kırmızıya dönen çilekleri alıp ağzına atıveriyor ve bu çok hoşuna gidiyor. Toprakla oynamaya da bayılıyor, kürekle toprak doldurup boşaltmak hiç sıkılmadan yaptığı işler arasında.

Bizimki dışarı çocuğu, orasını artık anladık. Evde ise legolarla kule yapmayı seviyor. Bir de kitap okumayı ve okutmayı. Dizimin üzerine geri geri gelip poposunu yerleştiriveriyor ve birlikte kitap okuyoruz ana-oğul :)

Suyla oynamaya bayılıyor. Bambino sayesinde çok yakında mutfak ve banyo dolaplarını değiştirebiliriz, devamlı su içindeler çünkü :)

Sandalyenin üzerine çıkıp mutfak tezgahında yapılanları izlemeyi ve yardım etmeyi çok seviyor. Geçenler bize mantar yıkadı ve doğradı (plastik bıçakla) kendi kesme tahtasının üzerinde. Bulaşıkları yıkamayı da ihmal etmiyor kuzucuk :)

Yapboz konusunda hala bir ilerleme yok, ya sevmiyor ya da yapamadığı için ilgilenmiyor. Tek parçalık olanları bile yapmıyor, en azından ben görmedim.

Konuşma: Pek çok kelimenin hala ilk hecesini söylüyor, bazılarının iki veya daha fazla hecesini.

ep: ekmek
biyas: beyaz
bai: mavi
kı: kırmızı

biyas: beyaz
siya: siyah
sa: sarı

kkk: elma kurusu :) (Bunu söyleyip de anlamazsak sinirleniyor, bazen ağlıyor)
mama: mama
meme: meme
em: emmek
şüt: süt
dit: git
del: gel
otuu: otur
galg: kalk
aç: aç
ka: kamyon (elma kurusu ile karıştırmamaya dikkat)
aaba: araba
ot: otobüs
pısss: otobüsün kapısının kapanma sesi
tiyen: tren (en çok sevdiği kelimelerden biri)
zzzzzzt: tamir etmek anlamında
yat: yat
iay: eray
fat: fatma
anane: anneanne
dede: dede
baba: bana
anne, anni: anne
ka: kaan
abi: abi
deys: ders
ki-i: kivi
et: et
yanyan: yan yana
goz: göz
bu-un: burun
içe-i: içeri (salona gitmek istediğinde söylüyor)
duma: duman
pağk: park
tas: taş

Fiillerin sonuna ek getirerek konuşuyor: Yattın, kalktın, gittin, geldin gibi. Kendisi için de başkası için de aynı şekilde ek getiriyor.
Kendince cümle kuruyor:
Baba deys: Baba ders çalışıyor
Dede pışş: Dede uyuyor/uyudu
Anne bak bai: Anne bak mavi

Geçen sabah yanyana yattık, "Tatlı minik kuzum" diye sevdim Bambinoyu. Bana dönüp "meee" dedi :)

22 Haziran Cuma günü göbek deliğini keşfetti ve uzun süre onu çıkarmaya çalıştı :) Anne ve babasındakileri görünce orada kalması gerktiğine biraz ikna oldu ama ara sıra aklına gelince "çık" diyor hala :)

Vücudunun hemen hemen her yerini biliyor.

Hayvan seslerini taklit ediyor.

Alerji: Aynen devam. Geçenlerde kek karıştırırken etrafı keke buladı, yüzüne de bir parça isabet etti. Dikkat edin, yedi demiyorum, yüzüne bir parça kek karışımı değdi ve yüzü anında kabarmaya başladı. O derece devam ediyor alerjisi. Bu nedenle sütten hala kesmedim, gittiği yere kadar da gitmesini istediğim için bu konuda bir çabam yok.

Uyku: Hala parçalı uyuyor. Bu ara beni özlediği için midir nedir geceleri eliyle koluyla gözü kapalı yanındakini yokluyor. Eğer birine çarparsa o tarafa doğru dönüp uyumaya devam ediyor. Bazen babasıyla koyun koyuna buluyorum onları, ne tatlı :) Dokunmayı seviyor ve güven duygusunu bu şekilde alıyor. Gecede 3-4 defa kalktığı oluyor. Bazen gerçekten uyanıp "içe-i" diyor. Bazen de geri yatıp emiyor ve uyumaya devam ediyor. Ben yanından ayrılınca (babası da yanında yoksa) en fazla 10 dk sonra uyanıveriyor. Kokumuzu mu alıyor nedir bilemedim.

Minik kuzu büyüyor işte. Sağlık, mutluluk ve neşe içinde olsun her daim...
DEVAMINI OKU

2 Temmuz 2012

Aleksandr Sergeyeviç Puşkin




Birçok kişi tarafından en büyük Rus şairi ve Rus edebiyatı’nın kurucusu kabul edilen Puşkin hakkında yazmadan olmazdı. Çileli bir hayat süren Puşkin'in evlilik ve düello sırasındaki ölümü dikkat çekici.

Hayatı
Aleksandr Sergeeviç Puşkin, 26 Mayıs 1799′da Moskova’da doğar. Babası Sergey Lvoviç, soylu bir ailenin çocuğudur. Annesi Nadejda Osipovna Hannibal’in ne kadar soylu biri olduğunu söylememiz için ise dedesi Etiyopya’lı İbrahim Hannibal’in Rus Çarı I. Petro’nun vaftiz çocuğu olduğunu belirtmemiz yeterli olacaktır. Görüldüğü gibi çok soylu bir ailenin üyesidir Puşkin. Annesi ve babası çok kültürlü ve aynı zamanda gösteriş düşkünü insanlardır. Zamanlarının çoğunu balolarda geçirdikleri için Puşkin, anne ve baba şefkatinden uzak bir çocuk olarak büyür. Puşkin, ilk bilgilerini yabancı eğitmenlerden edinir. Henüz sekiz yaşındayken Fransızcası Rusçası kadar iyidir. On bir yaşına geldiğinde ise özgürlükçü ve alaycı yazarlarına hayran olduğu Fransız Edebiyatı’nı neredeyse ezberlemiştir ve Fransız şiirler ve komediler yazmaya başlamıştır. Döneminin tanınmış şair ve yazarları, Puşkin’in evine gelip gidenler arasındadır. Ancak hiçbiri onu kendisine durmadan tuhaf masallar anlatıp, eski Rus türküleri söyleyen dadısı kadar etkilemez. Yaşlı dadısı Arina’nın anlattıkları, Puşkin’in çocukluk ruhunda silinmez izler bırakır.

                                      

Şiire başlaması

Puşkin, on iki yaşına geldiğinde, Rus Çarı I. Aleksandr’ın Tsarskoye Selo’da (Çarlık Sarayı) açtırdığı okula yazılır ve buradaki altı öğrenim yılı boyunca tıpkı okulun diğer öğrencileri gibi, Petersburg’a gitme izni bile verilmeden adeta dış dünyadan koparılarak eğitim görür. Puşkin’in lise yıllarında yazdığı şiirlerinde bile, gerçekçilik eğilimi açıkça göze çarpar. O dönem şiirinde kullanılmayan kaba ve gündelik sözcükleri rahatlıkla kullandığı ve canlı, kıvrak bir zekanın izlerinin görüldüğü şiirleriyle Derjavin’in dahi dikkatini çekmeyi başarır.

Artık ünlü bir şair sayılmaya başlayan Puşkin, bu sıkıcı okul yıllarından sonra büyük bir eğlence susuzluğu ile, Petersburg’un canlı yaşamına dalar. Yazdığı ve birçoğu yasaklanan özgürlükçü şiirleri ve taşlamaları bu sıralarda dilden dile dolaşmaya başlar. Rus edebiyatı tarihinde şiir, ilk kez olarak, herkes üzerinde hayranlık uyandırır. Yeni doğan ve adeta üzerine titrenen bir çocuk gibi coşku ile büyümeye başlar.

Rus Çarı I. Aleksandr tarafından Kafkasya’ya atanır ve burada ünlü ‘Kafkas Esiri’ ve ‘Bahçesaray’ adlı destanlarını yazar. Onun edebiyatında ne klâsik şiirin kuralcılığı ne de Romantizmin sahte, fantastik güzellikleri yer alır. O, gerçeği duyumsar, gerçeğin içinden gelir ve onu olduğu gibi anlatmayı ister.

Kafkasya’dan dönen Puşkin’in Rusya’daki askeri yönetime ulu orta sövmesinden dolayı dört yıl süreyle başkente girmesi yasaklanır ve ailenin sahip olduğu Mihaylovskoye köyünde yaşamak zorunda bırakılır. Hükümet tarafından oğlunu gözetim altında tutmakla görevlendirilen babası da görevini canla başla yerine getirir. Yirmi dört yaşındaki Puşkin, bu sürgün döneminde yedi yıl sonra tamamlayacağı Yevgeniy Onegin adlı romanını yazmaya başlar. ‘Çingeneler’, ‘Peygamber’ ve Boris Godunov’ isimli önemli eserlerini de yine bu sürgün yıllarında yazar.

Bu uzun, sıkıcı ve gergin sürgün döneminden sonra Rus Çarı I. Nikolay tarafından Moskova’ya çağırılan genç şairin kaleminden çıkan her şey artık çarın sansüründen geçecektir. Polis baskınları ve aşk serüvenleri ise Puşkin’in yaşamının ayrılmaz parçaları olur.

Evliliği

Puşkin, bir baloda eski yüksek rütbeli bir memurun kızı olan Natalya Gonçarova ile karşılaşır ve büyüleyici güzellikteki bu genç kıza aşık olur. Natalya ise edebiyatla hiçbir ilgisi olmayan, Puşkin’i bir şair olarak umursamayan, aklı fikri kendine rahat bir yaşam sağlayacak bir koca bulmakta olan sıradan biridir ve ailesinin de ondan pek bir farkı yoktur. Puşkin Natalya’ya evlenme teklif eder; Natalya ise, şairin evlenme teklifini belirsiz bir tarihte cevaplanmak üzere erteler. Puşkin, bu durum karşısında umutsuzluğa kapılır ve Moskova’dan uzaklaşmak ister. Bu nedenle de, 1829′da, bir gözlemci olarak Rus ordusuna katılır ve Osmanlı topraklarına gelir. Sonradan yazdığı ‘Erzurum Yolculuğu’ adlı eserinde yol izlenimlerini anlatan Puşkin’in, daha başka birçok eserinde de Erzurum’dan aldığı esinler yer bulur.

Moskova’ya dönen Puşkin, Natalya’ya evlenme teklifini yineler. Uzun çekişmelerden sonra Natalya’nın ailesini de ikna etmeyi başarır ve sonunda nişanlanırlar. Natalya ise, bu duruma karşı kayıtsız kalır ve sadece izlemekle yetinir. Natalya’nın bu tutumu da sonuna kadar böyle devam eder. Yaşamını çekilmez kılan bir kayınvalidesi ve kusursuz ama yapay bir çiçek olan eşi vardır artık Puşkin’in. Tabii bir de gerici polisler… Bitmek bilmeyen soruşturmalar ve yasaklamalar yüzünden içi büyük bir acıyla dolsa da Puşkin, yazmaya devam eder. ‘Yevgeniy Onegin’, ‘ Don Juan’ , ‘Veba Sırasında Ziyafet’ gibi manzum trajedyalarını ve ‘Dubrovski’, ‘Maça Kızı’ gibi önemli eserlerini bu dönemde yazar. Gogol’la olan arkadaşlığı da bu döneme rastlar. Öyle ki, Gogol’a ünlü Ölü Canlar romanını yazma fikrini Puşkin verir.

Ölümü
Bu dönemde hayatına George Charles d’Anthès adında biri girer. Puşkin, o sıralarda yazdığı birkaç imzasız mektup aracılığıyla, d’Anthès adındaki bu Fransız delikanlısının bayan Natalya Puşkin’e kur yaptığını, bayan Natalya Puşkin’in de d’Anthès’e karşı kayıtsız kalmadığınıöğrenir. Çok üzülen Puşkin, 1837′de d’Anthès’i düelloya çağırır. Bu bir anlamda Puşkin’in ölüme meydan okuyuşudur. Çünkü, d’Anthès’in ordunun en iyi nişancılarından olduğu bilinmektedir. 27 Ocak 1837′de St.Petersburg yakınında Kara Dere’nin bir köşesinde düellonun yapılmasına karar verilir. Puşkin’in şahidi arkadaşı Danzas’tır. Düello’da kullanacağı silahı almak için gümüşlerini sattığı iddia edilir. Düelloda Puşkin tarafından omzundan yaralanan d’Anthès, Puşkin’i karnından yaralamayı başarır. Büyük bir soğukkanlılıkla iki gün boyunca can çekişen Puşkin, 29 Ocak, 1837 tarihinde hayata gözlerini yumar.

Şairin öldüğünü duyunca evinin kapısının önünde toplanan ve Yevgeniy Onegin’in son baskısını kapış kapış tüketen halk, şairin ölümü üzerine neredeyse hükümete karşı bir ayaklanma noktasına gelir. Bu gerekçe ile olayların çıkmasından çekinen polis, bir gece yarısı, şairin tabutunu gizlice kiliseden alır ve Mihaylovskoye köyüne götürerek toprağa verir.

Gogol, ‘Puşkin, olağanüstü bir olaydır.’ der; Dostoyevski daha mistik bir tavırla ‘Puşkin, bize gelecekten haber veren bir peygamberimizdir.’ der. Puşkin, modern Rus Edebiyatı’nın oluşmasına en çok katkıda bulunan yazın ve düşün adamıdır. Puşkin, klasik Batı edebiyatını ve Rus halk ruhunu sentezleyerek, Rus Edebiyatı’nda ‘gerçekçilik akımı’nı başlatan liderdir.

Aleksandr Puşkin’in düello günü uğradığı son yer; Peterburg Nevski Prospekt’de Wolf’s şekercisidir (şimdi ki Cafe Litteraturnia).Bu cafede Puşkin’in balmumundan bir heykeli vardır.

Kaynak buradan
DEVAMINI OKU

SOSYAL AĞLAR


İZLEYENLER

Blog Arşivi

HER GÜN MUTLAKA

NE ARADINIZ, YARDIMCI OLALIM?

Kişisel Blog

Copyright © Benden ve Bizden | Powered by Blogger
Design by Lizard Themes | Blogger Theme by Lasantha - PremiumBloggerTemplates.com